Fon Soruşturması: Öfkeyi Adalete, Umudu Hukuka Bırakmak

Fon Soruşturması: Öfkeyi Adalete, Umudu Hukuka Bırakmak

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Eylül 30, 2026 - 21:34

Son günlerde ülke gündemini sarsan fon soruşturması, yalnızca ekonomik bir mesele olmaktan çıkmış; adalet, güven, siyaset ve ahlak kavramlarını yeniden tartışmamıza neden olmuştur.

İnsanların yıllarca biriktirdiği paraların, alın terlerinin ve gelecek hayallerinin herhangi bir usulsüzlük ya da dolandırıcılık iddiası nedeniyle zarar görmesi, toplum vicdanında derin yaralar açar.

Çünkü burada söz konusu olan yalnızca rakamlardan ibaret değildir.

Bir ailenin çocuğunun eğitim parasıdır.

Bir emeklinin yıllarca biriktirdiği alın teridir.

Bir esnafın sermayesidir.

Bir vatandaşın geleceğe dair umududur.

İşte tam da bu nedenle fon soruşturması, yalnızca finansal piyasaların teknik bir meselesi olarak görülmemelidir. Bu dosyanın merkezinde aynı zamanda güven vardır.

Vatandaş; parasını emanet ettiği kuruma, yatırım yaptığı sisteme ve en önemlisi devletin hukuk düzenine güvenmek ister. Bu güven zedelendiğinde ortaya çıkan zarar yalnızca maddi değildir; toplumun adalet duygusu da yara alır.

Bu nedenle ortaya atılan iddialar bütün yönleriyle aydınlatılmalı, sorumluluğu yargı kararıyla kesinleşen herkes hukuk önünde hesap vermelidir.

Ancak bunu söylerken çok önemli bir ilkeyi de unutmamak gerekir: Soruşturma başka, kesinleşmiş hüküm başkadır.

Bir kişi hakkında soruşturma yürütülmesi, onun suçlu olduğu anlamına gelmez. Bir iddianın kamuoyunda yaygın biçimde konuşulması da o iddiayı kesinleşmiş bir gerçeğe dönüştürmez.

Hukuk devletinin temel güvencesi zaten burada başlar.

Kim olursa olsun, hangi makamda bulunursa bulunsun, hangi partiye, siyasi görüşe, sosyal çevreye, cemaate, tarikata veya düşünceye mensup olursa olsun; hakkında mahkûmiyet hükmü kesinleşen herkes hukuk karşısında sorumludur.

Fakat hüküm verilmeden insanları peşinen suçlu ilan etmek de adalet duygusuna zarar verir. Çünkü adalet yalnızca suçlunun cezalandırılması değildir; adalet aynı zamanda suçsuz olanın korunmasıdır.

Milletin Hakkına El Uzatan Kim Olursa Olsun…

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın 28 Eylül 2026 tarihinde Kabine Toplantısı sonrasında yaptığı açıklamalar da meselenin bu yönüne dikkat çekmiştir.

Erdoğan, 17 Eylül’den bu yana gündemde olan fon konusunun Kabine Toplantısı’nda etraflıca değerlendirildiğini; Adalet Bakanı Akın Gürlek ile Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in konuya ilişkin sunum yaptığını belirtmiştir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, piyasa manipülasyonu, borsa işlemleri veya başka hukuka aykırı eylemler yoluyla milletin hakkına, hukukuna, malına ve mülküne el uzatan herkesin hukuk önünde hesap vermesi gerektiğini vurgulamıştır. Ayrıca “Her kim milletin hakkına el uzatırsa karşısında bizi bulur, devleti bulur. Bizim kırmızı çizgimiz aziz milletimizdir” ifadelerini kullanmıştır.

Aynı açıklamada, vatandaşın hakkının yenilmesine göz yummayacaklarını ve hak yiyenleri savunma yoluna gitmeyeceklerini de söylemiştir.

Bu açıklamalardaki temel mesaj son derece açıktır: Milletin hakkı söz konusu olduğunda hiç kimsenin siyasi kimliği, makamı, ekonomik gücü veya toplumsal çevresi bir ayrıcalık sebebi olmamalıdır.

Vatandaşın beklentisi de aslında nettir:

Ne eksik ne fazla… Sadece hukuk.

Hırsızlığın, Sahtekârlığın ve Yanlışın Mahallesi Olmaz

Hırsızlığın, sahtekârlığın ve dolandırıcılığın dini, dili, ırkı, partisi ve mahallesi olmaz.

Yanlış yapanı sırf bize yakın olduğu için savunmak; başkasının yanlışını ise sırf bize uzak olduğu için büyütmek, toplum olarak yıllardır yaptığımız en büyük hatalardan biridir.

Yıllarca insanları mensup oldukları partiyle, inançlarıyla, ideolojileriyle veya sosyal çevreleriyle değerlendirdik. Oysa asıl ölçü, insanın ahlakı ve hayatı boyunca yaptığı muamelelerdir.

Bir insanın hangi partiye oy verdiği, hangi çevrede yetiştiği veya hangi kimliği taşıdığı, onu anlamamız açısından fikir verebilir. Fakat bunların hiçbiri kişiye yanlış yapma hakkı vermez. Aynı şekilde hiçbir siyasi veya toplumsal kimlik de bir insanı otomatik olarak suçlu ilan etmeye yetmez.

Bu nedenle bugün ihtiyacımız olan şey, kimlik üzerinden değil, delil üzerinden konuşabilmektir.

Siyasetin de Hukukun da Sınavı

Siyaset kurumları da bu süreçte önemli bir sınav vermektedir.

Bir siyasi hareketin içinde dürüst insanlar olduğu gibi, yanlış yapan kişiler de çıkabilir. Bu, yalnızca bir partiye veya belirli bir toplumsal kesime özgü bir durum değildir. Hiçbir parti, cemaat, tarikat veya topluluk bütün mensuplarını aynı ahlaki ölçüde tutamaz.

Önemli olan şudur:

Yanlış yapan korunuyor mu?İddiaların üzeri kapatılıyor mu?Devlet kurumları görevini yapabiliyor mu?

Deliller tarafsız biçimde değerlendiriliyor mu?

Hukuk herkes için aynı şekilde uygulanıyor mu?

İşte asıl mesele budur.

Çünkü hukuk, yalnızca karşı taraf için istendiğinde hukuk değildir. Hukuk, bizim için de geçerli olduğunda hukuktur.

Zenginlik Suç Değildir; Ancak Soruların Cevabı Olmalıdır

Bir dönem mütevazı hayat süren insanların kısa zamanda büyük servetlere kavuşması elbette kamuoyunun dikkatini çekebilir. Ancak burada da ölçülü olmak gerekir.

Zenginleşmek tek başına suç değildir. Bir insanın servet sahibi olması, tek başına onun yanlış yaptığı anlamına gelmez.

Fakat vatandaşın parasına ilişkin ciddi iddialar ortaya atılıyorsa, gelirlerle servet arasında açıklanması gereken bir tablo bulunuyorsa veya finansal işlemler konusunda şüpheler oluşmuşsa, bunların cevabının yetkili kurumlarca araştırılması gerekir.

Bu soruların cevabı sosyal medya paylaşımlarıyla değil; belgelerle, mali incelemelerle, bağımsız denetimlerle ve yargı süreçleriyle ortaya konulmalıdır.

Devletin Görevi: Ne Öfkenin Ne de Baskının Tarafı Olmak

Devletin görevi birilerini korumak veya birilerini hedef hâline getirmek değildir. Devletin görevi, gerçeği ortaya çıkarmak ve hukuku işletmektir.

Soruşturmayı yürüten kurumlara düşen görev açıktır:

Deliller titizlikle toplanmalı,

mağdurların hakları korunmalı,

para ve malvarlığı hareketleri bütün yönleriyle incelenmeli,

varsa suç teşkil eden eylemler ortaya konulmalı,

kamuoyu doğru ve güvenilir bilgilerle bilgilendirilmeli,

sorumluluğu bulunan kişiler siyasi veya toplumsal konumlarına bakılmaksızın hukuk önünde hesap vermelidir.

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in 26 Eylül 2026 tarihli açıklamasına göre, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen fon soruşturması kapsamında 46 tüzel kişi, 18 fon ve 42 gerçek kişinin malvarlığı hakkında dondurma tedbiri uygulanmış; 37 şüpheli hakkında da yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol tedbiri alınmıştır. Bakanlık açıklamasında, para hareketlerinin bütün yönleriyle ortaya çıkarılmasına ve mağdur vatandaşların haklarının korunmasına yönelik çalışmaların sürdüğü belirtilmiştir.

Bu tür tedbirler soruşturmanın sürdüğünü gösterir; hiçbiri tek başına kişiler hakkında kesinleşmiş suçluluk anlamına gelmez. Bu ayrım, hukuk devleti bakımından mutlaka korunmalıdır.

Medyanın ve Siyasetin Sorumluluğu

Böylesine hassas süreçlerde medya kuruluşlarına ve siyasetçilere de büyük sorumluluk düşmektedir.

Bir manşet, bir sosyal medya paylaşımı veya bir siyasi açıklama, henüz yargı süreci tamamlanmamış bir insanın hayatını geri dönüşü mümkün olmayan şekilde etkileyebilir. Bu nedenle kamuoyunu bilgilendirmek ile insanları mahkûm etmek arasındaki çizginin korunması gerekir.

Eleştiri yapılabilir. Soru sorulabilir. Hesap sorulması istenebilir. Ancak hüküm yerine geçecek ifadeler kullanılmamalıdır.

Çünkü adaletin gecikmesi kadar, adaletin öfkeye teslim edilmesi de tehlikelidir.

“Bizim Mahalle” Diye Adalet Olmaz

Bugün yapılması gereken, “bizim mahalleden” veya “karşı mahalleden” diye ayrım yapmak değildir.

Yapılması gereken, yanlışın karşısında durabilmektir. Kendi çevremizdeki hatayı da eleştirebilmek… Başkasının yanlışını eleştirirken aynı ölçüyü kendimize de uygulayabilmek… Gerçek adalet duygusu budur.

Toplum olarak artık şu anlayışı benimsemeliyiz:

Yakınımızın yanlışı da yanlıştır.

Uzağımızın doğrusu da doğrudur.

Çünkü adaletin terazisi, sahibine göre değişirse artık ortada adalet kalmaz.

Mesele Sadece Bugünün Fonları Değil

Fon soruşturması yalnızca birkaç kişinin sorumluluğunun araştırıldığı bir dosya olarak görülmemelidir. Bu süreç, aynı zamanda Türkiye’de finansal sistemlere duyulan güvenin yeniden güçlendirilmesi açısından da önemlidir.

17 Eylül 2026 tarihli Finansal İstikrar Komitesi değerlendirmesinde, sermaye piyasalarının ve Borsa İstanbul’un işleyişine ilişkin temel veya yapısal bir risk bulunmadığı; sorunun fon piyasasının belirli bir bölümünde yoğunlaştığı ve geçici, yönetilebilir nitelikte olduğu açıklanmıştır.

Bu açıklama, iki hususun aynı anda gözetilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır: Bir tarafta vatandaşların mağduriyetleri bütün yönleriyle araştırılmalı; diğer tarafta finansal sistemin tamamına ilişkin gereksiz bir güvensizliğin oluşmasına da izin verilmemelidir.

Türkiye’nin ekonomik ve finansal yapısına zarar verecek genellemeler yerine, sorunun nerede olduğunu doğru tespit etmek ve kaynağında çözmek gerekir. Benzer olayların tekrar yaşanmaması için gerekli hukuki ve idari düzenlemelerin yapılması da bu açıdan önem taşımaktadır.

Şimdi Söz Hukukun

Artık söz hukukundur.

Soruşturmanın sonucunu sabırla ve dikkatle beklemek gerekir. Ancak beklemek, susmak anlamına gelmez. Vatandaşın hakkının korunmasını istemek, mağduriyetlerin giderilmesini talep etmek ve sorumluluğu bulunanların hukuk önünde hesap vermesini istemek herkesin hakkıdır.

Fakat bunu yaparken bir başka güvenceyi de unutmamak gerekir: Masumiyet karinesi.

Suçlu olduğu yargı kararıyla kesinleşenler cezalandırılmalı; suçsuz olanlar ise zan altında bırakılmamalıdır. Hukuk devletinin gerçek dengesi burada kurulmalıdır.

Ne suçluyu koruyan bir anlayış…

Ne de hüküm verilmeden insanları mahkûm eden bir anlayış…

İhtiyacımız olan şey; delile dayalı, tarafsız, şeffaf ve herkese eşit uygulanan bir hukuk düzenidir.

Son Söz

Dileğimiz, bu dosyanın hiçbir siyasi hesabın, ekonomik çıkarın veya toplumsal kutuplaşmanın aracı hâline gelmeden bütün yönleriyle aydınlatılmasıdır.

Milletin alın terine uzanan her el, kimden gelirse gelsin hukuk önünde karşılığını bulmalıdır. Ama aynı zamanda hukuk, hakkında iddia bulunan herkes için de güvence olmalıdır.

Çünkü devletin itibarı, yanlış yapanı korumakla değil; yanlış yapan kim olursa olsun adaletle hesap sormakla güçlenir.

Bugün ihtiyacımız olan öfke değil, sağduyudur.

İntikam değil, adalettir.

Peşin hüküm değil, delildir.

Kutuplaşma değil, hukuk devletidir.

Ve belki de bu süreçte hepimizin hatırlaması gereken en önemli cümle şudur:

Öfkeyi adalete, umudu hukuka bırakmak gerekir.

Çünkü milletin hakkı söz konusu olduğunda tarafımız belli olmalıdır:

Haklıdan yana, hukuktan yana, adaletten yana.