Taziye Sofrası mı, Yasın Sessizliği mi?
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Cenaze, hayatın en ağır vedalarından biridir. Geride kalanlar için acının, hatıranın ve duanın zamanıdır. Ne var ki ülkemizde yıllardır süregelen bir gelenek, bu manevi atmosferi zaman zaman bambaşka bir noktaya taşıyor: Taziye yemekleri.
Birçok bölgede cenaze defnedildikten sonra günlerce süren yemek ikramları yapılıyor. Oysa acıyı yaşayan aile, daha yasını bile tutamadan mutfağın, alışverişin ve misafir ağırlamanın yüküyle karşı karşıya kalıyor. Maddi imkânı sınırlı olan aileler ise borçlanmayı bile göze alabiliyor. Böyle bir durumda "ikram" gerçekten bir hayır mıdır, yoksa sessiz bir toplumsal baskı mı?
Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir: Taziye, yemek yeme yeri midir; yoksa acıyı paylaşma mekânı mı?
Elbette ikram kültürü, misafire değer vermenin önemli bir parçasıdır. Ancak cenaze evi bunun istisnası olmalıdır. Çünkü o evde bulunan insanlar ev sahibi değil, acının sahibidir. Onlardan hizmet beklemek ne dinî açıdan ne de vicdan açısından doğru görünmektedir.
Aslında paylaşılması gereken yük, cenaze sahibinin değil; çevresinin yüküdür. Yakınlar isterlerse cenaze evine yemek götürebilir, ihtiyaçlarını karşılayabilir. Bu hem dayanışmanın hem de insanlığın gereğidir. Fakat cenaze sahiplerinin yüzlerce kişiye yemek hazırlamak zorunda kalması, geleneğin amacından uzaklaştığını düşündürmektedir.
Bu nedenle, cenaze sonrası taziyelerde yemek ikramının ülke genelinde kaldırılması ya da en azından teşvik edilmemesi gerektiğini savunanlar haksız sayılmaz. Böyle bir değişiklik, yas tutan ailelerin hem ekonomik hem de psikolojik yükünü hafifletebilir.
Toplumlar gelenekleri yaşatırken onları sorgulamayı da bilmelidir. Her gelenek, insanı rahatlatıyorsa yaşamalıdır; fakat insanı zorluyor, borçlandırıyor ve acısını büyütüyorsa yeniden değerlendirilmelidir.
Belki de en güzel taziye, uzun sofralar kurmak değil; kısa bir dua, samimi bir başsağlığı ve yas sahibinin omzundaki yükü biraz olsun hafifletmektir.