4 EKİM’İ KUTLAMIYORUZ
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Bir ülkede canlıların yaşam hakkını savunmak için hâlâ yüksek sesle “Hayvanlar ölmesin!” demek zorunda kalıyorsak, ortada yalnızca hayvanlara ilişkin bir sorun yoktur. Ortada vicdanı, hukuku, kamu yönetimini, belediyelerin sorumluluğunu, denetim mekanizmalarını ve toplumun şiddet karşısındaki refleksini ilgilendiren çok daha büyük bir mesele vardır. Türkiye’nin farklı bölgelerinden hayvanlara yönelik şiddet, kötü muamele, ölüm, ihmal ve barınak koşullarına ilişkin görüntülerin ve iddiaların gündeme geldiği bir dönemde, 4 Ekim’i birkaç güzel cümleyle, birkaç sembolik mesajla ve sosyal medya paylaşımlarıyla geçiştirmeyi reddediyoruz. Çünkü bazı gerçekler fotoğraf karesine sığmaz; bazı acılar bir günlüğüne hatırlanıp ertesi gün unutulamaz. Bir canlının açlığı, susuzluğu, korkusu, hastalığı ve ölümü; üzerine “Dünya Hayvanları Koruma Günü” yazılmış bir görselin arkasına saklanamaz.
Kanun açık. 7527 sayılı düzenlemeyle belediyelere hayvan bakımevleri kurma, rehabilitasyon işlemlerini gerçekleştirme ve sahipsiz hayvanlara sahiplendirilinceye kadar bakma yükümlülüğü getirildi; belediyelerin bu amaçlar için bütçelerinden kaynak ayırması da düzenlendi. O hâlde soruyoruz: Kanunun emrettiği görevler gerçekten yerine getiriliyor mu? Bakımevleri gerçekten yaşam alanı mı, yoksa yalnızca kâğıt üzerinde var olan yapılar mı? Hayvanların beslenmesi, tedavisi ve bakımı gerçekten yapılıyor mu? Kamu kaynakları gerçekten hayvanların yaşamına mı harcanıyor? Milyonlarca liralık mama alımları yapılıyorsa bunun karşılığı nerede? Hangi belediye ne kadar mama aldı, hangi bedelle aldı, hangi firmadan aldı, ne kadarını teslim aldı, ne kadarını kullandı? Kaç hayvan barınağa girdi, kaçı tedavi edildi, kaçı sahiplendirildi, kaçı öldü? Bu soruların cevabı kamuoyundan saklanmamalıdır. Çünkü söz konusu olan belediyenin özel parası değil, milletin vergileriyle oluşturulan kamu kaynağıdır.
Ve burada en ağır sorulardan biri karşımıza çıkıyor: Milyonlarca liralık alımlar yapılırken hayvanların aç kaldığına ilişkin iddialar nasıl ortaya çıkabiliyor? Bir barınakta hayvanların birbirlerine saldıracak kadar aç bırakıldığı ileri sürülüyorsa bunun üzerine gidilmelidir. Hayvanların canlı canlı gömüldüğüne ilişkin görüntüler ve iddialar kamuoyuna yansıyorsa bunlar görmezden gelinmemelidir. Bu iddialar doğruysa sorumluların ortaya çıkarılması, yanlışsa gerçeklerin kamuoyuna açıklanması gerekir. Devlet ciddiyeti tam da burada başlar. Ne sosyal medya öfkesine teslim olmak ne de rahatsız edici görüntülerin üzerini örtmek kabul edilebilir. Gerçeğin yolu bellidir: Delil toplanır, soruşturma yapılır, denetim gerçekleştirilir ve sorumluluk varsa hukuk işletilir. Hiçbir canlı, kurumların ihmali ile kamuoyunun sessizliği arasında sıkışıp kalmamalıdır.
Üstelik bütün bunları konuştuğumuz ülkenin ekonomik gerçekliği ortadadır. 2026 yılı net asgari ücret 28.075,50 TL olarak belirlenmiş durumda. Emeklinin, çalışanın, gençlerin ve dar gelirli ailelerin geçim mücadelesi verdiği; büyükşehirlerde konut ve kira maliyetlerinin vatandaşın bütçesini zorladığı bir ortamdan söz ediyoruz. İnsanlar kendi evinin kirasını, mutfağını, çocuğunun okul masrafını ve faturalarını denkleştirmeye çalışırken, kamu otoritesinin yerine getirmesi gereken sistematik bir görevi vatandaşa “Birer ikişer evinizde besleyin” anlayışıyla devretmek gerçekçi değildir. Milletin merhametine güvenmek başka şeydir; kamu sorumluluğunu milletin omuzlarına bırakmak başka şeydir. Bu millet merhametsiz değildir. Tam tersine, Türk toplumunun canlıya, doğaya ve hayvana karşı güçlü bir merhamet kültürü vardır. Fakat merhamet, belediyenin görevini ortadan kaldırmaz. Vatandaşın vicdanı, kamu kurumlarının mevzuattan doğan sorumluluğunun yerine geçmez.
İnsanlar kendi evini geçindirmekte zorlanırken “Al, evinde besle” demek kolaydır. Zor olan, kamu kaynaklarının hesabını vermektir. “Hayvanları sevin” demek kolaydır. Zor olan, hayvanların bulunduğu barınakların kapısını bağımsız denetime açmaktır. “Merhametli olun” demek kolaydır. Zor olan, kötü muamele iddiasının üzerine sonuna kadar gitmektir. “Duyarlı olun” demek kolaydır. Zor olan, kamu görevinin gereğini eksiksiz yerine getirmektir. Vatandaştan sürekli fedakârlık bekleyerek, fakat kamu yönetiminin performansını aynı ölçüde sorgulamadan bu mesele çözülemez. Çünkü vatandaşın merhameti kamu yönetiminin mazereti olamaz.
Dahası var. Hayvanlara yönelik şiddeti yalnızca hayvan hakları başlığı altında konuşmak da artık yeterli değildir. Şiddet, şiddettir. Bir canlıya işkence etmek, onu öldürmek, acısını eğlenceye dönüştürmek, vahşet görüntülerini kayda alıp dijital ortamda dolaşıma sokmak toplumun şiddet eşiğini ilgilendirir. C31K gibi çevrimiçi yapılanmalarla ilişkilendirilen hayvanlara yönelik vahşet görüntüleri ve bunların okul saldırılarıyla bağlantılı olduğuna dair iddialar varsa, bunların sosyal medya tartışması olarak bırakılmaması gerekir. Bağlantı varsa somut delillerle ortaya konulmalı; yoksa kamuoyu açıkça bilgilendirilmelidir. Burada amaç herhangi bir kişiyi veya grubu peşinen suçlu ilan etmek değildir. Ama ciddi şiddet iddialarını “internet üzerinde olmuş bir şey” diyerek küçümsemek de devlet ciddiyetiyle bağdaşmaz. Şiddetin dijital ortamda nasıl üretildiği, nasıl örgütlendiği, nasıl taklit edildiği ve nasıl normalleştirildiği araştırılmalıdır.
Çünkü şiddet çoğu zaman bir anda ortaya çıkmaz. Önce dilde normalleşir. Sonra görüntüye dönüşür. Ardından eğlence gibi sunulur. Bir süre sonra başkasının acısı sıradanlaşır. En sonunda toplum, daha önce kabul edilemez gördüğü davranışlara alışmaya başlar. İşte asıl tehlike budur. Bir hayvana yapılan vahşete gülebilen, bir canlının ölümünü içerik olarak tüketebilen, işkenceyi dijital gösteriye dönüştürebilen bir kültürün nereye evrilebileceğini ciddiyetle sorgulamak zorundayız. Hayvana yönelik şiddetin insana yönelik şiddetle ilişkisini her olay için peşinen kurmak doğru değildir; ancak bu ilişkinin güvenlik, kriminoloji ve adli araştırmalar açısından incelenmesi de son derece önemlidir. Şiddetin ilk işaretini küçümseyen toplum, daha büyük şiddetle karşılaştığında neden şaşırdığını açıklayamaz.
Bütün bunların ortasında bizim sorumuz hâlâ aynı: Barınaklar denetleniyor mu? Denetleniyorsa raporları nerede? Kaç denetim yapıldı? Hangi eksiklikler tespit edildi? Hangi belediyeye hangi işlem uygulandı? Kamu kaynağının kullanımında sorun tespit edildi mi? Mama alımları nasıl gerçekleştirildi? Hayvanların ölüm oranları nedir? Tedavi kayıtları tutuluyor mu? Veterinerlik hizmetleri gerçekten veriliyor mu? Bakımevlerinin fiziki şartları mevzuata uygun mu? Hayvanların giriş ve çıkış kayıtları eksiksiz mi? Bunlar siyasi slogan değildir. Bunlar kamu yönetiminin en temel hesap verebilirlik sorularıdır.
Ve tam burada çok net bir ayrım yapmak gerekiyor: Hayvanların yaşam hakkını savunmak belediyelerin görevini yerine getirmemesini savunmak değildir. Tam tersine, hayvanların korunmasını istiyorsak belediyelerin kanuni sorumluluklarını eksiksiz yerine getirmesini istemek zorundayız. Çünkü sistem olmazsa merhamet kişisel fedakârlığa dönüşür. Denetim olmazsa kamu kaynağı tartışmalı hâle gelir. Şeffaflık olmazsa söylenti büyür. Hesap verebilirlik olmazsa güvensizlik derinleşir. Bir ülkede sistematik bir kamu hizmetinin kaderi, birkaç duyarlı vatandaşın evine ve cebine bırakılamaz.
Biz hayvanların ölmesini istemiyoruz. Bunu söylemek için herhangi bir siyasi partiye, herhangi bir ideolojiye veya herhangi bir makama ihtiyaç yoktur. Bir canlının acı çekmesine karşı çıkmak insan olmanın en temel reflekslerinden biridir. Hayvanların yaşam hakkını savunmak, insanın yaşam hakkından vazgeçmek anlamına gelmez. Tam tersine, şiddetin bütün biçimlerine karşı ortak bir sınır çizmek anlamına gelir. Kadına yönelik şiddete, çocuğa yönelik şiddete, yaşlıya yönelik şiddete, hayvana yönelik şiddete ve kendisini savunamayacak durumda olan herhangi bir canlıya yönelen vahşete karşı aynı temel ilke geçerlidir: Güçlü olanın güçsüz üzerinde sınırsız tasarruf hakkı yoktur.
Bu nedenle biz “gazel sözleri” istemiyoruz. Çünkü toplumun karşısına uzun uzun merhamet anlatıları koyup ardından gerçek sorunları görmezden gelmenin kimseye faydası yoktur. Türk Milleti neyin ne olduğunu görüyor. İnsanlar ekonomik sıkıntısını da görüyor, barınak tartışmalarını da görüyor, kamu kaynaklarına ilişkin soruları da görüyor, hayvanlara yönelik vahşet görüntülerini de görüyor. Milletin istediği artık süslü cümleler değil; netliktir. Hangi kurum ne yapıyor? Hangi belediye sorumluluğunu yerine getiriyor? Hangi kaynak nereye harcanıyor? Hangi iddia soruşturuluyor? Hangi ihmalin sorumlusu hesap veriyor? Devletin ve yerel yönetimlerin vatandaşın önüne koyması gereken cevaplar bunlardır.
Çünkü kamu yönetimi, vicdan çağrılarıyla değil; hukuk, görev, denetim ve hesap verebilirlikle ayakta durur. Vatandaşın merhameti değerlidir ama kamu hizmetinin alternatifi değildir. Bir belediyenin görevini yapması için vatandaşın kapısında mama kabı taşıması şart değildir. Bir barınağın düzgün işletilmesi için vatandaşın kendi evini barınağa çevirmesi şart değildir. Bir hayvanın yaşaması için kamu görevinin bir sosyal medya kampanyasına dönüşmesi şart değildir. Kurumlar görevini yapacak, vatandaş da kurumların görevini yapıp yapmadığını denetleyecektir.
Bize “Neden bu kadar sert konuşuyorsunuz?” diye soranlar olabilir. Çünkü ortada yumuşak cümlelerle anlatılacak kadar hafif bir mesele yoktur. Bir canlının ölüm ihtimali söz konusuysa, kamu kaynağının nasıl kullanıldığı belirsizse, barınakların koşulları tartışılıyorsa ve şiddet görüntüleri toplumun önüne düşüyorsa mesele artık birkaç kişinin duygusal tepkisi değildir. Bu, kamu vicdanının alarmıdır. Alarmı susturmak çözüm değildir. Yangını söndürmek gerekir.
4 Ekim bu yüzden bizim için bir kutlama günü değildir. Çünkü kutlama, bir başarıyı veya ulaşılmış bir değeri ifade eder. Oysa bugün hâlâ cevap bekleyen sorular var. Hâlâ denetlenmesi gereken barınaklar var. Hâlâ açıklanması gereken kamu harcamaları var. Hâlâ araştırılması gereken şiddet iddiaları var. Hâlâ görevini eksiksiz yerine getirmesi gereken kurumlar var. Hâlâ kendisini savunamayan canlıların hayatı söz konusu.
Bugün mesele bir kedi değildir. Bir köpek değildir. Bir barınak değildir.
Mesele, bu toplumun güçsüz olana nasıl davrandığıdır.
Mesele, kamu gücünün sorumluluğunu yerine getirip getirmediğidir.
Mesele, kanunun kâğıt üzerinde mi kalacağı, yoksa sahada mı uygulanacağıdır.
Mesele, milletin parasının nereye gittiğinin bilinip bilinmeyeceğidir.
Mesele, şiddetin karşısına gerçekten bir hukuk ve kamu iradesi konulup konulmayacağıdır.
Ve mesele, bütün bunlar yaşanırken vicdanın susturulup susturulamayacağıdır.
Susturulamaz !
Çünkü bir canlının çığlığı, sahibinin olup olmamasına göre değişmez.
Çünkü ölüm, barınağın duvarlarının arkasında gerçekleştiğinde daha az ölüm değildir.
Çünkü kamu kaynağının hesabı, miktarı küçük diye önemsiz değildir.
Çünkü şiddet, mağduru hayvan olduğu için daha az şiddet değildir.
Ve çünkü vatandaşın ekonomik sıkıntısı, kamu görevinin üzerine yüklenebileceği sınırsız bir fedakârlık alanı değildir.
Biz fotoğraf istemiyoruz.
Biz alkış istemiyoruz.
Biz bir günlük merhamet gösterisi istemiyoruz.
Biz işleyen bir sistem istiyoruz.
Denetlenen barınaklar istiyoruz.
Şeffaf kamu harcamaları istiyoruz.
Kanunun uygulanmasını istiyoruz.
Şiddete karşı tereddütsüz bir hukuk düzeni istiyoruz.
Ve eğer bir yerde ihmal varsa, o ihmalin üstünün örtülmesini değil, ortaya çıkarılmasını istiyoruz.
Çünkü mesele yalnızca bugün ölen bir hayvan değildir.
Mesele, yarının vicdanını hangi ölçüyle kuracağımızdır.
Bir toplumun gerçek medeniyeti, güçlü olanı ne kadar koruduğuyla değil; kendini savunamayanın başına ne geldiğinde ne yaptığıyla ölçülür.
İşte bu yüzden 4 Ekim’de kutlama yapmıyoruz.
Çünkü hâlâ kutlanacak bir zaferden değil, çözülmesi gereken ağır bir vicdan ve kamu sorumluluğu probleminden söz ediyoruz.
Ve buradan açıkça söylüyoruz:
SAYIN YETKİLİLER;
SİZ KONUYU ANLAYAMAMIŞSINIZ !
TÜRK MİLLETİ GAZEL OKUMUYOR, HESAP SORUYOR !
Algı değil, denetim!
Slogan değil, sorumluluk!
Görmezden gelmek değil, soruşturmak!
“Evinde besle” demek değil, kanuni görevi yerine getirmek!
Sessizlik değil, şiddete karşı net duruş!
Çünkü bir canlının ölümüne alışmak, insanlığın ilerlemesi değildir.
Ve biz, hiçbir ölümün “normal” kabul edildiği bir düzene alışmayacağız.
4 EKİM’İ KUTLAMIYORUZ.
ÇÜNKÜ KUTLANACAK DEĞİL, HESABI VERİLECEK ÇOK ŞEY VAR.