ANKARA’NIN BİRLEŞMİŞ MİLLETLER HAMLESİ: MASADA KOLTUK DEĞİL, GELECEK VAR
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Feridun Hadi Sinirlioğlu, diplomasi koridorlarında adı yıllardır Türkiye’nin en deneyimli devlet adamlarından biri olarak bilinen bir isim.
1982’de Dışişleri Bakanlığı’nda başlayan kariyeri; Lahey ve Beyrut büyükelçiliklerinden Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği’ne, Cumhurbaşkanlığı Dışişleri Başdanışmanlığı’ndan Tel Aviv Büyükelçiliği’ne uzandı. 2009-2015 arasında Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı, 2015 yılında ise Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı. 2016-2023 arasında Türkiye’nin BM Daimi Temsilciliğini yürüttü. 2024’te ise 57 üyeli Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın Genel Sekreteri seçildi.
Yani Sinirlioğlu, uluslararası diplomasinin yalnızca protokol tarafını değil, kriz yönetimini, çok taraflı müzakereyi ve büyük güçler arasındaki denge siyasetini yakından bilen bir diplomat.
Şimdi Ankara açısından çok daha büyük bir ihtimal konuşuluyor:
Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği.
Associated Press'in bugün yayımladığı habere göre Türkiye, Sinirlioğlu’nun 2027’de başlayacak yeni BM Genel Sekreterliği dönemi için adaylığını değerlendirmeye başladı. Habere göre Sinirlioğlu, geçen hafta New York’taki BM Genel Kurulu temasları sırasında adaylığını gayriresmî biçimde gündeme getirdi; Ankara’daki girişimin ciddi olduğu diplomatik kaynaklar tarafından ifade edildi. Ancak henüz Türkiye tarafından yapılmış resmî bir adaylık bulunmuyor.
İşte bu ayrıntı önemli.
Çünkü burada mesele yalnızca bir Türk diplomatın dünyanın en önemli uluslararası makamlarından birine aday olması değil.
Mesele, Türkiye’nin gelecek on yıllık diplomasi kapasitesine yatırım yapıp yapmadığıdır.
BM Genel Sekreterliği, devlet başkanlığı değildir. Genel Sekreter, üye devletlerin kararlarını uygulayan BM Sekretaryası’nın başındaki isimdir; aynı zamanda uluslararası krizlerde arabulucu, küresel diplomasi aktörü ve uluslararası toplumun önemli temsilcilerinden biridir. Yeni Genel Sekreterin 1 Ocak 2027’de göreve başlaması bekleniyor.
Bu nedenle Ankara’nın Sinirlioğlu ismini gündeme taşıması, gerçekleşmesi hâlinde, stratejik sabır gerektiren bir güç projeksiyonu olacaktır.
Bugün bir adaylık başlatılır, yarın bir makam kazanılır; fakat asıl kazanım bundan çok daha uzun vadeli olabilir.
Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesiyle — ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa — aynı dosyanın içerisinde doğrudan temas kurabilen bir diplomatik aktöre sahip olması, Ankara’nın çok taraflı diplomasideki ağırlığını artırabilecek bir unsur olur. Çünkü Genel Sekreter seçimi Güvenlik Konseyi tavsiyesi ve ardından 193 üyeli Genel Kurul’un onayıyla gerçekleşiyor.
Burada stratejik otonomi kavramı devreye giriyor.
Türkiye son yıllarda yalnızca NATO, Avrupa, Rusya, Körfez veya Ortadoğu eksenlerinden biri üzerinden okunamayacak kadar çok katmanlı bir diplomasi yürütüyor. Ankara'nın hedeflediği görülen şey, farklı güç merkezleriyle aynı anda konuşabilen ve kriz anlarında iletişim kanallarını açık tutabilen bir diplomatik kapasite oluşturmak.
Sinirlioğlu’nun kariyeri bu açıdan dikkat çekici.
AGİT Genel Sekreterliği, Rusya ile Batı arasında güvenlik mimarisinin ciddi biçimde sarsıldığı bir dönemde yürütülüyor. AGİT’in 57 üyesi arasında ABD, Rusya ve Ukrayna da bulunuyor. Dolayısıyla Viyana’daki görev, yalnızca Avrupa diplomasisi değil, büyük güçler arasındaki deconfliction, güven artırıcı önlemler ve çok taraflı güvenlik diplomasisi açısından da önem taşıyor.
Sinirlioğlu’nun olası BM adaylığı bu nedenle Ankara’nın yalnızca bugünkü Ortadoğu denklemine verdiği bir cevap olarak görülmemeli.
Bu, daha uzun bir satranç tahtasının hamlesi olabilir.
Ortadoğu yeniden şekilleniyor. Rusya-Batı ilişkileri kırılgan. ABD-Çin rekabeti küresel sistemi etkiliyor. BM’nin kriz çözme kapasitesi tartışılıyor. Çok taraflılık ciddi bir sınavdan geçiyor.
Böyle bir dönemde Türkiye’nin dünyanın en büyük diplomasi platformunun başına kendi yetiştirdiği deneyimli bir diplomatı taşıma ihtimalini gündeme getirmesi, “makam arayışı”ndan çok “diplomatik kapasite inşası” perspektifiyle okunabilir.
Elbette yol uzun.
Güvenlik Konseyi’ndeki veto mekanizması, büyük güçlerin tercihleri, bölgesel dengeler ve Genel Kurul’daki diplomatik destek belirleyici olacak. Üstelik henüz ortada resmî bir Türk adaylığı bulunmuyor.
Ama dış politikada bazı hamlelerin değeri, sonuçtan önce başlar.
Çünkü diplomasi yalnızca bugün kazanılan masalardan ibaret değildir.
Bazen asıl mesele, beş yıl sonra kurulacak masada kimin söz sahibi olacağını bugünden düşünmektir.
Sinirlioğlu dosyasının Türkiye açısından asıl önemi de tam burada yatıyor.
Ankara bugün bir koltuk aramıyor olabilir.
Ankara, geleceğin masasında Türkiye’nin sandalyesini şimdiden sağlamlaştırmaya çalışıyor olabilir.