Binaların Tekrarlayan Periyotlarla Yeniden Denetimi İçin Yasal Çerçeve Güçlendirilmeli

Binaların Tekrarlayan Periyotlarla Yeniden Denetimi İçin Yasal Çerçeve Güçlendirilmeli

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Ekim 5, 2026 - 10:58

6 Şubat 2023 depremlerinin üzerinden üç yılı aşkın zaman geçti. Depremin ardından milyonlarca yapı incelendi, hasarlı binalarla ilgili gerekli işlemler yapıldı. Devlet kurumları, belediyeler, üniversiteler ve uzmanlar sahada önemli çalışmalar yürüttü.
Ancak bugün artık başka bir soruyu sormamız gerekiyor:
2023 yılında kontrol edilen binaların bugünkü durumu nedir?
Çünkü “Baktık, bitti” anlayışı ne vatandaşta ne de ilgili kurumlarda yerleşmemeli. Deprem bölgesinde yapı güvenliği yalnızca 6 Şubat 2023’te yapılan tespitlerle sınırlı kalmamalıdır.
Artçı sarsıntılar ve yapı güvenliği
Artçı sarsıntıların yapı üzerindeki etkisini yalnızca “bir kez daha sallandı” şeklinde değerlendirmek doğru değildir. Özellikle ana depremde az hasarlı veya hasarsız olarak tespit edilmiş yapılarda tekrarlanan sismik yükler, mevcut hasarın ilerlemesine ve taşıyıcı sistemin davranışının değişmesine yol açabilir.
Kirişlerde eğilme ve kesme çatlakları ilerleyebilir; kolonlarda beton ezilmesi ve çatlakların büyümesi gibi zaman içinde ortaya çıkabilecek hasarlar söz konusu olabilir. Kolon-kiriş birleşimleri de tekrarlanan yükler açısından kritik bölgelerdir.
Burada “bina yoruldu” ifadesi aslında mühendislik açısından; tekrarlanan yükler sonucunda dayanım ve rijitlik kaybı, mevcut hasarın ilerlemesi ve taşıyıcı sistem performansının değişmesi gibi durumları ifade eder. Üstelik mesele yalnızca kolon ve kirişlerden ibaret değildir.
Zemin de yapı sisteminin önemli bir parçasıdır. Güçlü sarsıntılar bazı zeminlerde oturma, farklı oturma, sıvılaşma veya yanal yayılma gibi sorunlara yol açabilir. Bu tür zemin hareketleri temellerde yer değiştirmeye ve taşıyıcı sistemde ilave zorlanmalara neden olabilir.

Bu nedenle bir binanın deprem sırasında yıkılmamış olması, tek başına sonraki süreç için yeterli güvence olarak görülmemelidir. Gerektiğinde binanın zemini, temeli, kolonları, kirişleri ve kolon-kiriş birleşimleri yeniden değerlendirilmelidir.

“Periyodik Deprem Güvenliği Denetim Sistemi Oluşturulmalı”

İşte tam bu noktada “Periyodik Deprem Güvenliği Denetim Sistemi” oluşturulmalıdır.
Deprem bölgesinde kullanılmaya devam eden binaların belirli aralıklarla yeniden değerlendirilmesini sağlayacak açık, uygulanabilir ve hukuki güvenceye sahip bir çerçeve belirlenmelidir.

Örneğin deprem sonrasında kullanılmaya devam eden yapıların belirli bir süre içerisinde yeniden değerlendirilmesi; sonraki kontrollerin ise binanın özelliklerine, geçmiş hasarına, yapılan müdahalelere, zemin koşullarına ve risk durumuna göre belirlenen periyotlarla yapılması düşünülebilir.

Bu sistem yalnızca kamu kurumlarıyla sınırlı kalmamalıdır. Üniversitelerin ilgili mühendislik bölümleri, bilim insanları ve yetkin uzmanlar sürece dahil edilerek bağımsız, bilimsel ve teknik bir değerlendirme mekanizması oluşturulmalıdır. Denetimleri gerçekleştirecek kişi ve kuruluşların yetki, sorumluluk ve yeterlilikleri de açık biçimde belirlenmelidir.
Nitekim, bu alanda yürütülen çalışmaların, yapı güvenliğinin sürekliliğini sağlayacak şekilde geliştirilmesi ve ihtiyaçlar doğrultusunda mevzuat ile uygulama altyapısının güçlendirilmesi önem taşımaktadır. Bu çalışmaların, mevcut yapı stokunun düzenli olarak izlenmesini sağlayacak kapsamlı ve uygulanabilir bir denetim sistemine dönüştürülmesi, yapı güvenliğinin sürekliliği açısından önemli bir adım olacaktır.
Amaç endişe yaratmak değil , güven vermek

Buradaki amaç vatandaşta endişe oluşturmak değildir. Tam tersine, korkuyu bilimsel bilgi ve düzenli denetimle azaltmaktır.
Vatandaşın “Acaba binam güvenli mi?” sorusunu kendi imkânlarıyla cevaplamaya çalışması yerine, devletin oluşturacağı şeffaf ve güvenilir bir sistem üzerinden bu soruya cevap bulabilmesi gerekir. Çünkü önleyici kamu güvenliği anlayışı, sorun ortaya çıktıktan sonra müdahale etmek kadar, riski önceden tespit edip gerekli tedbiri almayı da gerektirir.
2023’te baktık, 2026’da yeniden bakmalıyız.
Sonuç olarak, 2023 yılında yapılmış bir hasar tespitinin, yapının sonraki süreçte meydana gelebilecek hasar, değişiklik ve riskler bakımından yeniden değerlendirilmesi ihtiyacını ortadan kaldırmaması gerekir.
Bugün yeniden bakabilmeli, gerektiğinde yeniden değerlendirebilmeli ve ortaya çıkan risklere zamanında müdahale edebilmeliyiz.

Depremi önleyemeyiz. Artçı sarsıntıları durduramayız.
Ama binaların durumunu düzenli olarak takip eden, bilimsel esaslara dayanan, şeffaf ve hukuki güvenceye sahip bir sistem kurabiliriz.
Artık ihtiyaç duyduğumuz şey yalnızca bir defalık denetim değil; sürekli, bilimsel ve periyodik bir yapı güvenliği anlayışıdır.
Yapı güvenliğinde hedefin yalnızca deprem sonrası tespit yapmakla sınırlı kalmayıp, riskleri zamanında belirleyerek yapıların güvenliğini sürdürülebilir biçimde takip etmek olması gerektiği konusunda, yetkili kurumlarımızın gerekli hassasiyeti göstereceğine inancım tamdır.