BİR ÇOCUĞUN ELİNDEKİ SİLAH, HEPİMİZİN SUSTURAMADIĞI BİR ÇIĞLIKTIR
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Bugün Manisa’nın Turgutlu ilçesinden gelen haber, yalnızca bir okulun önünde yaşanan silahlı saldırının haberi değildir.
Bu haber; bir annenin çocuğunu okula gönderirken duyduğu korkunun, bir babanın “Çocuğuma bir şey oldu mu?” endişesiyle okul kapısına koşmasının, bir öğretmenin sınıfına girerken taşıdığı sorumluluğun ve hepimizin çocuklarımızın geleceği adına sorması gereken soruların haberidir.
22 Eylül sabahı Turgutlu’da, İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi yakınında silah sesi yükseldi. İlk açıklamalarda 8 kişinin yaralandığı bildirildi. Gün içinde yapılan açıklamalarda yaralı öğrenci sayısının 11’e ulaştığı, 2 öğrencinin durumunun ağır olduğu aktarıldı. Şüpheli ise 15 yaşında bir öğrenci olarak açıklandı.
Şimdi durup düşünmek zorundayız.
Bir çocuk, okuluna neden silahla gelir?
Bu sorunun cevabını bugün, olayın sıcaklığı içinde kesin ifadelerle vermek doğru değildir.
Soruşturma devam ediyor. Olayın arka planına ilişkin çeşitli iddialar gündeme gelse de bunların tamamının yetkili makamlarca ortaya konulmasını beklemek gerekir.
Ama bir gerçeği sorgulamak için soruşturmanın bitmesini beklememize gerek yok.
Çocuklarımızın eline silah geçmesini nasıl önleyeceğiz?
Çünkü mesele yalnızca o silahı kullanan çocuk değildir.
Mesele, silahın o çocuğa nasıl ulaştığıdır.
Mesele, çevresindeki yetişkinlerin ne gördüğüdür.
Mesele, okulda yaşanan bir problemin zamanında fark edilip edilmediğidir.
Mesele, akran ilişkilerinde görünmeyen yaraların olup olmadığıdır.
Mesele, “Çocuktur, geçer” diyerek geçiştirdiğimiz davranışların bir gün çok daha ağır sonuçlara dönüşebilme ihtimalidir.
Ve mesele, hepimizin çocuklara yalnızca ders başarısı üzerinden bakmayı bırakıp onların ruh hâlini, arkadaşlıklarını, korkularını, öfkelerini ve sessizliklerini de görebilmesidir.
Biz çocuklarımızı sınavlara hazırlıyoruz.
Matematik öğreniyorlar.
Türkçe öğreniyorlar.
Meslek öğreniyorlar.
Üniversiteye hazırlanıyorlar.
Ama hayatı öğrenmeleri için ne kadar alan açıyoruz?
Öfkeyle nasıl baş edeceklerini, reddedilmeyle nasıl başa çıkacaklarını, zorbalık gördüklerinde kime ulaşacaklarını, arkadaşlarının tehlikeli bir davranışını fark ettiklerinde ne yapacaklarını yeterince konuşuyor muyuz?
Bir çocuğun “Ben iyi değilim” demeden önceki sessizliğini fark edebiliyor muyuz?
İşte asıl mesele burada başlıyor.
Bir okul kapısından her sabah yüzlerce çocuk girer.
Onların arkasında anneleri, babaları, öğretmenleri ve koca bir toplum vardır.
Dolayısıyla okul güvenliği yalnızca kapıya bir görevli koymakla bitmez.
Aile, okul, rehberlik servisi, öğretmen, güvenlik birimleri ve sosyal hizmet mekanizmaları birlikte çalışmalıdır.
Bir çocukta ciddi bir davranış değişikliği varsa…
Bir çocuk sürekli öfkeliyse…
Bir çocuk dışlanıyorsa…
Bir çocuk şiddet içerikli davranışlar sergiliyorsa…
Bir çocuk tehdit ediyorsa…
Bunların hiçbiri “Çocuk işte” denilerek geçiştirilecek kadar küçük meseleler değildir.
Çünkü bazen küçük görünen bir işaret, büyük bir tehlikenin habercisi olabilir.
Bu olayın en önemli başlıklarından biri de silaha erişim meselesidir.
Bir çocuğun ateşli bir silaha ulaşabilmesi, yalnızca bireysel değil, toplumsal bir güvenlik meselesidir.
Evlerde bulunan silahların nasıl muhafaza edildiği, çocukların erişimini engelleyecek güvenlik tedbirlerinin uygulanıp uygulanmadığı ve mevcut kuralların ne ölçüde hayata geçirildiği yeniden konuşulmalıdır.
Çünkü çocukların dünyasında “bir anlık öfke” ile “geri dönüşü olmayan sonuç” arasında bazen yalnızca birkaç saniye vardır.
Bugün Turgutlu’da bir okulun önünde yaşananları konuşuyoruz.
Yarın başka bir ilçenin adını konuşmak istemiyorsak bugün meseleye yalnızca “saldırgan yakalandı” cümlesiyle bakamayız.
Saldırganın yakalanması elbette hukuk açısından önemlidir.
Fakat asıl başarı, bir sonraki çocuğun eline silah geçmeden önce tehlikeyi fark edebilmektir.
Bir sonraki annenin hastane koridorunda beklememesidir.
Bir sonraki babanın okul kapısında korkuyla çocuğunu aramamasıdır.
Bir sonraki öğretmenin sınıfında silah sesi duyulmamasıdır.
Çünkü güvenli okul, yalnızca duvarları ve kapıları güvenli olan okul değildir.
Çocuğun kendisini güvende hissettiği okuldur.
BİR ÇOCUĞU KAYBETMEK, SADECE BİR AİLEYİ KAYBETMEK DEĞİLDİR
Ben yıllardır toplumsal sorunlar üzerine yazan bir gazeteci olarak şuna inanıyorum.
Bir çocuğun hayatına dokunmak, geleceğe dokunmaktır.
Çocukların yanında olmak; yalnızca başarılarını alkışlamak değildir.
Düştüklerinde kaldırmaktır.
Yanlış yaptıklarında doğru yolu göstermektir.
Öfkelendiklerinde onları dinlemektir.
Yalnız kaldıklarında fark etmektir.
Ve gerektiğinde “Burada bir sorun var” diyebilmektir.
Bugün Turgutlu’dan hepimize ağır bir soru geliyor.
Çocuklarımızı gerçekten görüyor muyuz?
Belki de artık yalnızca “Çocuğum bugün okula gitti mi?” diye sormak yetmiyor.
“Çocuğum bugün nasıl hissediyor?” diye de sormamız gerekiyor.
Çünkü bazen bir çocuğun sustuğu yerde bir yetişkinin konuşması gerekir.
Bazen bir çocuğun öfkesinin altında bir yardım çağrısı vardır.
Bazen bir çocuğun davranışındaki değişiklik, fark edilmesi gereken büyük bir işarettir.
Ve bazen toplum olarak en büyük görevimiz, olay olduktan sonra öfkelenmek değil; olmadan önce fark etmektir.
Turgutlu’da yaralanan evlatlarımıza acil şifalar diliyorum.
Ailelerinin yüreğindeki korkunun bir an önce dinmesini diliyorum.
Ve bütün çocuklarımız için tek bir dileğim var:
Okula giderken ellerinde kitapları, kalemleri ve hayalleri olsun.
Silahları değil.
Çünkü çocuklarımız bizim geleceğimiz değil sadece…
Onlar bugünümüzün de emanetidir.