HAKLILIK İLE LİNÇ ZİHNİYETİ ARASINDAKİ İNCE ÇİZGİ: DİJİTAL HAK ARAYIŞI İLKESİ
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Dijital çağ, bireylere tarihte hiç olmadığı kadar güçlü bir ses vermiştir. Artık insanlar yaşadıkları haksızlıkları yalnızca mahkeme salonlarında değil, sosyal medya ve dijital platformlar aracılığıyla da görünür kılabilmektedir. Ancak bu durum yeni bir soruyu da beraberinde getirmiştir:
Dijital görünürlük nerede hak arama özgürlüğü, nerede linç zihniyetidir?
Bu soruya verilecek cevap ne "her şey sosyal medyada çözülmelidir" ne de "her şey yalnızca mahkemede konuşulmalıdır" şeklinde olabilir. Çünkü uygulamada bazı mağduriyetler dijital görünürlük sayesinde ortaya çıkmakta, bazı hukuki süreçler kamuoyu farkındalığı sayesinde işlemeye başlamaktadır.
Sorun dijital görünürlük değildir.
Sorun dijital hüküm vermektir.
Bu nedenle haklılık ile linç zihniyeti arasındaki ayrımın yeniden tanımlanmasına ihtiyaç vardır. Bu çalışma, söz konusu ayrım için "Dijital Hak Arayışı İlkesi" adı verilebilecek bir yaklaşım önermektedir.
Dijital Çağın Yeni Kamusal Alanı
Geçmişte bir kişi yaşadığı mağduriyeti anlatmak istediğinde ulaşabileceği alan son derece sınırlıydı. Bugün ise tek bir paylaşım milyonlarca kişiye ulaşabilmektedir. Bu durum kamuoyuna büyük bir güç vermiştir.
Ancak güç arttıkça sorumluluk da artmaktadır.
Kamuoyu bazen görmezden gelinen mağduriyetleri görünür hale getirebilmekte, bazen de hukuki süreçlerin başlamasına katkı sunabilmektedir. Özellikle güç dengesizliğinin bulunduğu durumlarda dijital görünürlük, mağdur açısından bir savunma mekanizmasına dönüşebilmektedir.
Fakat aynı araç, peşin hükmün ve toplumsal infazın da aracı haline gelebilmektedir.
İşte sorun burada başlamaktadır.
Hak Aramak ile Hüküm Vermek Arasındaki Fark
Bir kişinin yaşadığı olayı anlatması ile bir kişinin suçlu ilan edilmesi aynı şey değildir.
Bir kişinin yaşadığı mağduriyeti duyurması ile karşı tarafın toplum önünde mahkûm edilmesini istemesi aynı şey değildir.
Hak arama özgürlüğü; kişinin yaşadığı olayı anlatabilmesini, eleştirebilmesini ve görünür kılabilmesini içerir.
Linç zihniyeti ise olayın bütün yönleri ortaya çıkmadan sonuca ulaşır.
Hak arayışı soru sorar.
Linç zihniyeti cevap verir.
Hak arayışı gerçeği arar.
Linç zihniyeti suçlu arar.
Delilin Amacı ve Dijital Görünürlük
Dijital çağın en önemli tartışmalarından biri de delillerin kullanımıdır.
Mesajlar, elektronik postalar, ses kayıtları veya diğer dijital veriler bazen bir iddianın desteklenmesi amacıyla kamuoyuna sunulabilmektedir. Bu durumun her zaman linç olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Çünkü bazı olaylarda dijital görünürlük, mağduriyetin fark edilmesini sağlayan tek araç haline gelebilmektedir.
Bu nedenle mesele delilin paylaşılmış olması değil, paylaşımın amacı ve sonucudur.
Delilin amacı gerçeğin ortaya çıkmasına katkı sağlamak mı?
Yoksa karşı tarafı toplum önünde cezalandırmak mı?
İşte ayrım noktası buradadır.
Aynı belge bir durumda hak arayışının parçası olabilirken, başka bir durumda toplumsal infazın aracına dönüşebilir.
Sorun dijitalin kullanılması değildir.
Sorun dijitalin hüküm verme makamına dönüştürülmesidir.
Çünkü hukuk devletlerinde hükmü veren kamuoyu değil, hukuki süreçlerdir.
Dijital Hak Arayışı İlkesi
Bu çalışmada önerilen Dijital Hak Arayışı İlkesi'ne göre kişi;
- Yaşadığı olayı anlatabilir.
- Hukuki sürece dikkat çekebilir.
- Kamuoyu desteği isteyebilir.
- Sistematik bir sorunu görünür hale getirebilir.
- Eleştiri hakkını kullanabilir.
Ancak;
- Karşı tarafı peşinen suçlu ilan edemez.
- Kesin hüküm kuramaz.
- Kamuoyunu mahkeme yerine koyamaz.
- Dijital gücü toplumsal cezalandırma aracına dönüştüremez.
Çünkü hukuk devletinin amacı yalnızca mağduru korumak değildir.
Aynı zamanda adil yargılanma hakkını da korumaktır.
Sonuç
Günümüzde dijital görünürlük çoğu zaman adalet arayışının ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Bu gerçeği görmezden gelmek mümkün değildir.
Bazen yıllarca duyulmayan bir ses dijital ortam sayesinde duyulabilir.
Bazen görünmeyen bir mağduriyet kamuoyu sayesinde fark edilebilir.
Bazen de hukuki süreçlerin başlamasını sağlayan ilk adım dijital görünürlük olabilir.
Ancak görünürlük ile hüküm verme yetkisi birbirine karıştırılmamalıdır.
Hak arayışı ile linç zihniyeti arasındaki temel fark da burada ortaya çıkar.
Hak arayışı gerçeğin ortaya çıkmasını ister.
Linç zihniyeti ise sonucun baştan belirlenmesini ister.
Belki de dijital çağın en önemli hukuk sorusu budur:
İnsanlar seslerini duyururken adalete katkı mı sunmaktadır, yoksa adaletin yerine mi geçmektedir?
Bu sorunun cevabı, dijital çağın hukuk anlayışını belirleyecektir.
Çünkü adalet, sessizlik kadar öfkeden de korunmalıdır.