Dernekler Güven Kaybederse, En Çok İyilik Yetim Kalır
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
"Sevilecek bir tek yanım yok..."
Haluk Levent'in kamuoyuna yansıyan açıklamasını okuduğumda aklıma tek bir kişi değil, yıllardır içinde bulunduğum sivil toplum dünyası geldi. Çünkü bu mesele sadece bir insanın yaptığı hatalar ya da bir derneğin yaşadığı süreç değildir. Asıl mesele, toplumun güven duygusunun nasıl zedelendiğidir.
Bir insan yaptığı yanlışların bedelini elbette hukuk önünde öder. Ancak bu süreçte en büyük zararı, gerçekten gece gündüz demeden çalışan, tek amacı ihtiyaç sahibine ulaşmak olan binlerce gönüllü ve yüzlerce dürüst dernek görüyor.
Yıllardır sahadayım.
Bağımlılıkla mücadeleden sosyal yardımlara, kadın çalışmalarından kültürel faaliyetlere kadar sayısız derneğin içinde bulundum. Ne yazık ki görmediğim tablo kalmadı. Samimiyetin de şahidi oldum, vicdanın istismar edildiğine de... İnsanların umutlarının nasıl sömürüldüğünü de gördüm, hiçbir karşılık beklemeden ömrünü hayra adayan güzel yürekli insanları da...
Bu yüzden bugün çok açık konuşmak istiyorum.
Artık dernekler sadece kâğıt üzerinde denetlenmemeli; sahada da denetlenmelidir.
Çünkü bugün ne yazık ki bazı yapılar, yardım duygusunu ticarete çevirmiş durumda. Kimi zaman kurulan şirketlerin arkasına gizleniliyor, kimi zaman "farkındalık" adı altında toplanan kaynakların nerelere harcandığı bilinmiyor, kimi zaman da insanların merhameti bir kazanç kapısına dönüştürülüyor.
Bunun bedelini ise gerçekten dürüst çalışan sivil toplum kuruluşları ödüyor.
Ramazan geliyor, yardım kampanyaları...
Kurban Bayramı geliyor, bağış çağrıları...
Deprem oluyor, afet oluyor...
İnsanlar yardım etmek istiyor ama artık ilk sordukları soru şu oluyor.
"Bu para gerçekten yerine ulaşacak mı?"
İşte en acı olan da budur.
Çünkü güven kaybolduğunda sadece bağışlar azalmaz; umut da azalır.
Yardım etmek isteyen insanlar artık derneklerden çekiniyor. Bana bile sık sık şu soru geliyor.
"Hayatından emin olduğun, gerçekten güvenebileceğimiz bir yere kurban bağışı yapmak istiyoruz."
Bu soruyu insanlar durduk yere sormuyor.
Bu güvensizliği biz oluşturmadık mı?
Bir başka acı gerçek de yardımlaşma anlayışımızdır.
Kırılmış, dökülmüş, kullanılmayacak hâle gelmiş eşyaları poşetlere doldurup "yardım yaptım" diye vicdan rahatlatıyoruz.
Oysa yardım, çöpe attığını vermek değildir.
Yardım; senin de kullanabileceğin kalitedeki bir eşyayı ihtiyaç sahibine ulaştırabilmektir.
Yardım; karşı tarafın onurunu koruyarak el uzatmaktır.
Yardım; vicdanın sadakasıdır.
Bugün yaşananlar bize bir gerçeği daha gösteriyor.
Artık her sektörde dolandırıcılık yöntemleri gelişiyor.
Bunun en tehlikeli alanlarından biri de ne yazık ki "yardım" ve "sivil toplum" kisvesi altında yapılan istismarlardır.
Elbette bütün dernekleri aynı kefeye koyamayız.
Bu haksızlık olur.
Ülkemizde binlerce dürüst, şeffaf ve fedakâr dernek var. Gece gündüz çalışan gönüllüler var.
Depremde, afette, sokakta, köyde, şehirde devletin yetişemediği noktalarda insanlığa umut olan insanlar var.
Onları tenzih ederek söylüyorum.
Birkaç kötü örnek yüzünden bütün sivil toplum cezalandırılamaz.
Ancak birkaç kötü örneğin de görmezden gelinmesine artık tahammül kalmamıştır.
Buradan bir basın mensubu olarak devletimizin ilgili kurumlarına da seslenmek istiyorum.
Dernekleri sadece evrak üzerinden denetlemek yeterli değildir.
Sahaya inin.
İnsanları dinleyin.
Şikâyetleri ciddiyetle değerlendirin.
"Bana şahit getir." demek yerine, istihbarat ve denetim mekanizmalarını harekete geçirin.
Gerçek amacından sapmış yapıları araştırın.
Şeffaf olmayan faaliyetleri inceleyin.
İyiliği istismar edenlere göz yummayın.
Çünkü denetim yapılmadığında sadece birkaç kişi zengin olmuyor; toplumun vicdanı da yaralanıyor.
Bugün insanlar bazı din görevlilerinin hataları yüzünden bütün din hizmetlerini sorguluyorsa...
Bazı derneklerin yanlışları yüzünden de bütün sivil toplum zan altında kalıyor.
Oysa armutla elmayı karıştırmamalıyız.
Derneğe hizmet etmek için gelenlerle, derneği kişisel çıkar, eğlence, gösteriş ya da menfaat kapısı hâline getirenleri birbirinden ayırmak zorundayız.
Devletin görevi de tam olarak budur.
İyiyi korumak...
Kötüyü ayıklamak...
Çünkü iyilik korunmazsa, kötülük kendine daha fazla alan açar.
Unutmayalım...
Dernekler güven kaybederse, sadece kurumlar değil; iyilik de yetim kalır.
Ve en büyük kaybı, yardım bekleyen masum insanlar yaşar.