Modern Balığın Karnındaki Biz
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Biz insanlara zimmetlenmiş sorumluluk olan o mukaddes vazifeden kaçmak; kaçarken belaya düçar olmak; nihayetinde hatayı anlayıp, samimi bir nedametle o terk edilen menzile geri dönmek...
Hayat nizamımız olan Kitab-ı Azimüşşan’da bize sunulan bu muazzam ibret vesikası, bir peygamberin, Hz. Yunus’un (a.s.) kıssası üzerinden insanlığa okunan en büyük aynadır.
Bu ayna bugün, başta iman ettiğini iddia eden her bir Müslümana ve özellikle de "Allah" diyerek yola çıkan, İslam davasından dem vuran cemaatlere, tarikatlara, derneklere, vakıflara ve sivil toplum kuruluşlarına...
Sahi, birinci dereceden mesul olduğunuz o asli görevi; yani insanları kötülükten uzaklaştırıp iyiliğe meylettirmeyi (emr-i bi'l-ma'ruf nehy-i ani'l-münker) ne zaman ve neden terk ettiniz?
Bu kutsal nöbeti bıraktıktan sonra başımıza hiç mi bela ve musibetler gelmedi? Yoksa geldi de biz mi umursamıyoruz? Ya da başımıza ne tür bir felaket gelirse gelsin, her şeyi "Zaten bu bir imtihan" kılıfına uydurup, tövbe etmemek için yine Allah’ın adını Allah’a karşı bir kalkan gibi mi kullanıyoruz? Bu sahte avunmayı kurtuluşumuz mu sanıyoruz? Dünyayla daha fazla hemhal olmak, seküler konforun tadını çıkarmak için hakikatleri halının altına mı süpürüyoruz? Hz. Yunus’un kıssasını, hiç okunmamış ya da hedefi biz değilmişiz gibi yok hükmünde mi sayıyoruz?
Bir zamanlar neydik öyle? Bedir’in aslanları gibi, içimizde dünyayı imanla fethedecek bir cesaret, adaletle imar edecek bir kararlılık vardı.
Bugün ise bu dernekler, vakıflar ve cemaatler sadece birer etiket, makam ve nüfuz devşirme kapısına dönüşmüş durumda. Yıllardır tek başına kalmış kelaynak kuşları gibi, koltuklardaki başkanlar hep aynı isimler. Neden bu sancakları gençlere devretmiyorsunuz? Arkasında bilmediğimiz bir menfaat veya gizli bir çıkar mı var?
"Gelsek de gelmesek de o köy nasıl olsa bizim" mantığıyla mı hareket ediyorsunuz? Kimi yöneticilerin gözleri görmüyor, kimisi müzmin rahatsız, kimisi ise siyasette veya bürokraside istediği vekillik ya da pozisyonu kapamadığı için küskün... Sizin bu bitmek bilmeyen şahsi ikballeriniz yüzünden, topyekûn bir millet ve koca bir gelecek heba oluyor!
Eğer içinizde azıcık bir Allah inancı, zerre kadar bir ahiret endişesi kaldıysa dönün ve ilk mektebe bakın: Hz. Muhammed’e (s.a.v.) evini açan Erkam b. Ebi'l-Erkam henüz 17 yaşında bir delikanlıydı.
"Ya Resulullah! Evim evin, istediğin ve dileğin gibi kullan; anam, babam sana feda olsun" diyerek evini İslam’ın ilk teşkilatlanma merkezi, ilk Kur'an kursu, ilk derneği, ilk vakfı ve ilk okulu olarak hizmete açmıştı. Siz ise 40-45 yıldır yapışkan gibi yapıştığınız o koltuklarda "Benim de benim" diye sayıklıyorsunuz. Eğer sizden başka bu işi yapacak kimse olmadığına, kendinizin seçilmiş ve kutsanmış olduğuna inanıyorsanız, çıkın bunu açıkça söyleyin de diğerleri tövbe edip size tabi olsun, bu tiyatro bitsin! Çünkü iyiliği emredip kötülükten vazgeçirme idealinden yıllar önce koptuğunuz, bugünkü her halinizden feryat edercesine belli oluyor.
Evet, şimdi herkes kendi hayatına baksın. Biz bu asli sorumluluğu bıraktıktan sonra başımıza neler geldi? Dünyaya çılgınca sarılmalar, takvadan fersah fersah uzaklaşmalar, dünya pisliğinin içinde debelenmeler, faydasız ve malayani konuşmalar... Ne kadar kişiliksizlik ve karaktersizlik varsa hepsini tanıma fırsatı bulduk. Dün İslamî hassasiyetleri için yaşayanların, bugün sakallarını kesip lüks holdinglerde müteahhitliğe soyunduğunu; kendilerine fildişi kulelerden çevreler edinip avamla, yani asıl tebliğ etmeleri gereken halkla bağlarını kopardıklarını gördük.
Dünün o şanlı "İslamî hareket" kavramından, bugün "Ne hareketi, ne davası?" diye bahsedecek kadar dünyevileşmiş zavallı karakterler türedi. Hatta paranın ve gücün esiri olmuş öyle patronlar gördük ki, "Ben çocuklarıma dini bir şey anlatmam, zamanı gelince kendi dinini kendisi seçsin" diyerek modernizme diz çöktü. Sonuç ne oldu? Allah muhafaza, İslam’dan bihaber yetişen nesiller ve ardından evlatlarının bu haline feryat edip isyan eden ebeveynler...
Hâlâ mı tövbe etmeyeceksiniz? Hâlâ mı bu küresel ve toplumsal belaların, musibetlerin başımıza neden geldiğini düşünmeyeceksiniz? En önemlisi; akletmeyecek misiniz? Hiç mi tefekkür etmeyeceksiniz?
Hâlâ balığın karnında, zifiri karanlıkta menzil alıp kıyamete doğru savrulduğunuzun farkında değil misiniz? Nerede olduğunuzu ne zaman fark edeceksiniz?
Uyan ve etrafına bak! Güneş hareketine devam ediyor, ay dönüyor, yıldızlar parıldıyor. Kar var, kış var, yaz var, bahar var; yani yaratılış nizamı tıkır tıkır işliyor, fıtrat görevini yapıyor. Sadece insanoğlu, sadece Müslümanlar görev yerini ve sorumluluğunu terk etmiş durumda.
Öyleyse şimdi, tam şu anda, her şeyi bir kenara bırakarak Nasuh bir tövbe ile tövbe et! Asli görevi terk edip bindiğin o dünyalık gemilerden in ve memleketine, yani fıtratına geri dön! Görevinin başına geç. Allah için, dünyan için, ahiretin için, insanlık için ve nihayetinde dünyayı adaletle yeniden imar etmek için vahye kulak ver!
Zaman, balığın karnından fırlayıp sahile çıkma zamanıdır. Doğrul ve en mukaddes vazifeni ifa et: Emr-i bi'l-ma'ruf ve nehy-i ani'l-münker!