Arınç’ın Eski Türkiye Hayalleri ve Gerçekler

Arınç’ın Eski Türkiye Hayalleri ve Gerçekler

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Eylül 5, 2026 - 11:23

“Arınma” en nihayetinde güzel kelime. İnsana temizlenmeyi, yenilenmeyi ve yüklerinden kurtulmayı çağrıştırıyor. Siyasette de zaman zaman böyle arınma süreçleri yaşanır. Öyle zamanlar gelir ki siyasi hareketler, geçmişin bazı yüklerini ve bazı isimlerini geride bırakarak yoluna devam eder. Bu, hayatın tabiatında vardır. Zira yol alabilmek için yük hafifletmek, bazen de yürümeye mâni olanları geride bırakmak gerekir. Aksi hâlde geçmişin çelmeleri, bugünün adımlarını sekteye uğratır.

AK Parti’nin siyasi hayatında da benzer dönüşüm ve arınma süreçleri yaşanmıştır. Özellikle son 16 yıllık dönem dikkatle incelendiğinde, partinin hem kadrolarında hem de siyaset anlayışında kayda değer değişimlerin meydana geldiği görülür. Buradan hareketle daha iddialı bir soru da sorulabilir: Günümüzün popüler tabiriyle ifade edecek olursak, Türkiye siyasetindeki yakın dönem “arınma” sürecini başlatan AK Parti değil midir?

Üzerinde durmak lazım…

Nitekim 2010’lu yıllardan itibaren Türkiye’de hem iç hem dış siyasette önemli değişimler yaşandı. Değişen jeopolitik şartlar ve siyasi zorunluluklar, herkesi yeni pozisyonlar almaya zorladı. Dünün politikalarında ısrar edenler zamanla yeni gerçeklikle aralarına mesafe koydu.

Hal böyle olunca dün siyasetin merkezinde bulunan Bülent Arınç, Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan gibi isimler yeni dönemi eleştirerek AK Parti’nin ana çizgisinden uzaklaştı. Davutoğlu ve Babacan başka partiler kurarak yollarını ayırırken, Arınç AK Parti üyesi olarak kalmayı tercih etti. Öyle görünüyor ki kendisini hâlâ bu hareketin bir parçası olarak görüyor ve geçmişten gelen siyasi ağırlığını da kullanarak yer yer çıkışlar yapıyor.

Nitekim Arınç, AK Parti’nin 25. yıl kutlamalarına yönelik değerlendirmeleriyle yeniden gündeme geldi. Hazırlanan videolarda kendi fotoğrafının kullanılmamasına tepki gösterdi ve “Tarihi tersine çeviremezsiniz” diyerek kendisinin, Abdullah Gül’ün ve Ali Babacan’ın kuruluş sürecindeki rolünü hatırlattı.

Fakat meselenin yalnızca kutlama videosunun nasıl hazırlandığı veya kimlerin fotoğrafının kullanıldığı üzerinden yapılan teknik eleştirilerden ibaret olduğunu sanmayın. Arınç’ın asıl eleştirileri, Türkiye’nin ve AK Parti’nin bugün içinde bulunduğu siyasi duruma ilişkindir.

Birkaç örneğe bakmak bile yeterli.

KHK’lar konusunda “KHK bir faciadır” dedi. FETÖ soruşturmaları sırasında “masumiyet karinesi” vurgusu yaptı. Süleymancılar olarak bilinen yapının lideri Alihan Kuriş ve çevresine yönelik soruşturmalarda da benzer şekilde “masumiyet karinesi” ve “soruşturmanın gizliliği” üzerinden eleştiriler yöneltti. BBC’ye verdiği röportajda Avrupa Birliği hedefinin Türkiye’ye itibar kazandırdığını savunurken, Şanghay İşbirliği Örgütü ile ilişkiler konusunda “Bizim Şanghay’la, mangayla bilmem neyle ne işimiz olabilir?” dedi.

Siyasi kimliğini anlatırken ise “Karşımızda MHP varken, CHP varken, biz yüzde 58’lerle referandumu kazandık. Bütün bunlara tekrar sahip olmamız lazım… MHP’nin çizgisi milliyetçi bir çizgiyse buna saygı duyarız. Türkiye’nin böyle bir partiye de ihtiyacı var. Ama biz muhafazakâr demokratız” ifadelerini kullandı.

AİHM kararları söz konusu olduğunda da Türkiye’nin yanında durmadı. Terörsüz Türkiye sürecinin kritik bir aşamasında çıktı ve bazı KHK’lıların işsiz kaldığını ve “iadeiitibar” istediklerini belirterek, “Bugün Apo’ya statü peşinde koşanlar önce bunu halletsinler” dedi.

Daha hangi birisini sayalım…

Şimdi bunları yan yana koyduğunuzda karşınıza yalnızca birkaç münferit açıklama mı çıkıyor? Hayır. KHK’lardan FETÖ soruşturmalarına, AİHM kararlarından Avrupa Birliği’ne ve Terörsüz Türkiye sürecine kadar uzanan geniş bir söz ve tutum silsilesi çıkıyor. Üstelik mesele yalnızca hangi cümleyi kurduğu da değil. Asıl mesele, bütün bu cümlelerin aynı siyasi bakışın farklı başlıklardaki tezahürleri olup olmadığıdır.

Uzun yıllar boyunca dünyanın siyasi hikâyesini büyük ölçüde Batı yazdı. ABD’nin ve Avrupa’nın değerleri evrensel, onların siyasi tercihleri makul, kurumları ise nihai ölçü kabul edildi. Bunun sonucunda Türkiye’de de Batı merkezli düşünce bir tür zihinsel alışkanlığa dönüştü. Hatta bazıları için bu alışkanlık, bir bağımlılık oldu.

Bugün ise dünya aynı dünya değil. Güç dengeleri değişiyor. Küresel siyasetin merkezleri çoğalıyor. Türkiye’nin çevresindeki coğrafya, Türkiye’ye dün olduğundan çok daha farklı imkânlar ve sorumluluklar yüklüyor.

Bülent Arınç ve onun siyasi düşünceleri, zihinsel alışkanlıklarının dışına çıkamıyor. Zihinlere işlenen Batıcılık, Türkiye’nin nasıl yönetilmesi gerektiğine ilişkin de bir tasavvur ortaya koyuyor. Onların tasavvur ettiği medeniyet anlayışı ile bugünkü Türkiye’nin yöneldiği istikamet ise giderek daha fazla karşı karşıya geliyor.

Attila İlhan, Sokaktaki Adam romanında Batıcı aydınların portresini çizer ve şöyle der: “Toplumsal çevreleriyle çelişmelerini, memleketle bağlarının çözülmesi izledi. Ya korkunç bir kötümserliğin tutsağı oldular ya da ufalanıp gittiler…”

Ne de güzel ifade etmiş, değil mi?

Türkiye değişirken, dünya değişirken, güç dengeleri değişirken bazı zihinsel kalıplar neden hâlâ yerinden kıpırdamıyor? Veyahut akıl hocalığı yaptıklarıyla birlikte bir iktidar planı mı yapıyorlar?

Sorular…

Siyasi arınma devam ediyor. Öyle görülüyor ki etmeye de devam edecek.