SURİYE'DE YENİ DENGE: KAZANAN DEVLET YOK, YENİ REKABET BAŞLIYOR

SURİYE'DE YENİ DENGE:  KAZANAN DEVLET YOK, YENİ REKABET BAŞLIYOR

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Temmuz 20, 2026 - 21:43

Baas rejiminin çöküşüyle birlikte Suriye'de yalnızca bir iktidar değişmedi. Aslında çöken, yaklaşık yarım asır boyunca Ortadoğu'daki güç dengelerini belirleyen bir güvenlik mimarisiydi. Bugün sorulması gereken temel soru artık "Esad neden gitti?" değil; Esad sonrası oluşan güç boşluğunu kim dolduracak?

Bu sorunun kısa cevabı şu: Hiç kimse tek başına dolduramayacak.

Çünkü Suriye artık bir devletin hâkim olacağı bir coğrafya değil; birbirini dengelemeye çalışan bölgesel ve küresel aktörlerin aynı anda nüfuz kurmaya çalıştığı yeni bir jeopolitik satranç tahtasıdır. Kazanan henüz yok. Rekabet ise yeni başlıyor.

Türkiye'nin önceliği nettir. Ankara açısından mesele rejim değişikliği değil, sınır güvenliğidir. PKK/YPG'nin Suriye'nin kuzeyinde kalıcı siyasi ve askeri yapı kazanmasını ulusal güvenlik tehdidi olarak gören Türkiye, yeni Şam yönetiminin ülke genelinde otorite tesis etmesini desteklemektedir. Bunun yanında milyonlarca Suriyelinin güvenli geri dönüşü ve istikrarlı bir devlet yapısının oluşması da Ankara'nın temel hedefleri arasında yer almaktadır.

İsrail ise tamamen farklı bir perspektiften bakıyor. Tel Aviv için esas mesele İran'ın Suriye üzerinden yeniden askeri varlık oluşturmasını engellemektir. Bu nedenle İsrail, yeni yönetimin kim olduğundan çok, İran destekli yapıların yeniden organize olup olmayacağıyla ilgilenmektedir. Golan çevresindeki güvenlik kuşağını genişletme politikası ve zaman zaman gerçekleştirilen hava operasyonları da bu stratejinin bir parçası olarak sürmektedir.

ABD açısından tablo daha karmaşıktır. Washington uzun yıllar DAEŞ'le mücadele ekseninde şekillenen Suriye politikasını bugün yeniden tanımlamaya çalışıyor. Bir tarafta terör tehdidinin tamamen ortadan kalkmadığı gerçeği, diğer tarafta bölgedeki askeri maliyetleri azaltma isteği bulunuyor. Bu nedenle ABD'nin hedefi artık Suriye'yi yönetmek değil; krizlerin yeniden küresel güvenlik sorununa dönüşmesini engelleyecek sınırlı bir denge üretmektir. 2026 itibarıyla ABD'nin askeri varlığını büyük ölçüde sonlandırması da bu yaklaşımın göstergesi olarak değerlendiriliyor.

Körfez ülkeleri ise güvenlikten çok ekonomi merkezli düşünüyor. Özellikle Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri için Suriye'nin yeniden inşası yalnızca insani bir mesele değil; aynı zamanda bölgesel nüfuz alanı oluşturmanın yeni aracıdır. Limanlar, enerji koridorları, ulaştırma ağları ve altyapı projeleri üzerinden şekillenen yatırım diplomasisi önümüzdeki yılların en sert rekabet alanlarından biri olacaktır.

Peki İran gerçekten kaybetti mi?

İlk bakışta öyle görünüyor.

Esad rejiminin yıkılmasıyla birlikte İran'ın yıllardır inşa ettiği "direniş ekseni" ciddi darbe aldı. Hizbullah'a uzanan lojistik hat zayıfladı, Şam üzerindeki doğrudan siyasi etkisi önemli ölçüde geriledi. Ancak İran gibi vekil aktörler üzerinden siyaset üreten devletlerin tamamen sahadan çekildiğini söylemek gerçekçi değildir. Tahran bugün görünürlüğünü azaltmış olabilir; fakat düşük maliyetli milis ağları, istihbarat faaliyetleri ve yerel bağlantılar üzerinden yeniden alan açmaya çalışacaktır. İran'ın kaybı kalıcı olmaktan ziyade yeni bir yapılanma sürecine işaret ediyor olabilir.

Bu süreçte en kritik başlıklardan biri de PKK/YPG'nin geleceğidir.

Uzun yıllar ABD desteğiyle hareket eden yapı, yeni dönemde ciddi bir stratejik belirsizlikle karşı karşıya bulunuyor. Şam yönetimi ülke genelinde merkezi otoriteyi yeniden tesis etmek isterken Türkiye sınır hattında herhangi bir özerk yapılanmaya kesin biçimde karşı çıkıyor. ABD'nin askeri ağırlığını azaltması da örgütün manevra alanını daraltıyor. Bu nedenle önümüzdeki süreçte PKK/YPG'nin ya merkezi yönetimle yeni bir uzlaşı modeli geliştirmesi ya da askeri baskının arttığı daha kırılgan bir döneme girmesi ihtimali öne çıkıyor.

Ancak gözden kaçırılmaması gereken başka bir tehdit daha var.

DAEŞ.

Örgüt eski toprak hâkimiyetini kaybetmiş olsa da hücre yapılanmaları hâlâ aktif. Güç boşluğu, ekonomik çöküş ve güvenlik zafiyetleri radikal örgütler için her zaman yeni fırsatlar üretir. Tarih bize DAEŞ'in devlet boşluklarında büyüdüğünü gösterdi. Aynı hataların tekrar edilmesi halinde örgütün farklı isimler ve farklı yöntemlerle yeniden sahneye çıkması ihtimal dışı değildir.

Asıl büyük mücadele ise bundan sonra başlayacak.

Çünkü savaş meydanlarında kazanılan üstünlük, masalarda garanti altına alınmadıkça kalıcı değildir.

Suriye'nin yeniden inşası artık sadece şehirlerin ayağa kaldırılması anlamına gelmiyor. Hangi şirketlerin altyapıyı kuracağı, enerji hatlarının hangi ülkeler üzerinden geçeceği, limanların kim tarafından işletileceği, ulaşım koridorlarının nasıl şekilleneceği ve güvenlik sektörünün hangi dış aktörlerle yeniden organize edileceği; önümüzdeki dönemin gerçek mücadele başlıkları olacak. Bu nedenle yeniden inşa süreci teknik değil, doğrudan jeopolitik bir rekabet alanına dönüşmektedir.

Bugün Suriye'ye bakarken yalnızca Şam'daki siyasi değişimi görmek büyük resmi kaçırmaktır.

Ortadoğu'da artık savaşlar tanklarla kadar yatırım fonlarıyla, enerji projeleriyle, diplomatik normalleşmelerle ve güvenlik anlaşmalarıyla da yürütülüyor.

Esad sonrası dönemde kazanan henüz yok.

Ama kaybedenin sadece Suriye halkı olmaması için bölgesel aktörlerin sıfır toplamlı rekabet yerine sürdürülebilir istikrarı önceleyen bir güvenlik mimarisi kurması gerekiyor.

Çünkü Suriye artık yalnızca bir ülkenin kaderini değil; Doğu Akdeniz'den Körfez'e, Kafkasya'dan Avrupa'nın enerji güvenliğine kadar uzanan geniş bir jeopolitik hattın geleceğini belirleyecek merkez ülkelerden biri haline gelmiştir.

Ve görünen o ki, yeni dönemin en büyük savaşı cephede değil; diplomaside, ekonomide ve nüfuz alanlarında yaşanacaktır.