BİR HEKİM EMEKLİ OLUR, BİRİKİM EMEKLİ OLMAZ

BİR HEKİM EMEKLİ OLUR, BİRİKİM EMEKLİ OLMAZ

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Eylül 3, 2026 - 00:09

Bazı insanları tanırsınız…

Onları anlatırken meslekleri yetmez.

“Doktor” dersiniz, eksik kalır.
“Akademisyen” dersiniz, yine yetmez.
“Başkan” dersiniz, bir tarafı eksik kalır.

Çünkü bazı insanlar yaptıkları görevlerden daha büyüktür.

Onları asıl anlatan; işine olan sadakati, insanına olan sevgisi, devletine olan bağlılığı ve sahip olduğu birikimidir.

İşte benim için İlker Solmaz Hoca da böyle bir insandır.

Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yıllardır büyük bir özveriyle çalışan, proloterapi alanında önemli bir tecrübe ve birikim oluşturmuş, GETAT merkezinin kuruluşundan bugüne gelişmesinde emek vermiş bir hekimden söz ediyorum.

Ama bugün bu satırları mesleki özgeçmişini anlatmak için yazmıyorum.

Bugün biraz da “İnsan yetiştirmek, insana hizmet etmek ve devletin imkânlarını milletin hizmetine sunmak” ne demektir, onu anlatmak istiyorum.

Çünkü ben İlker Hoca'yı sadece bir doktor olarak tanımadım.

Çalışırken gördüm.

Hastalarının arasında gördüm.

Ziyaretine gittiğimde, bazen beş dakikasını bile ayıramadığını gördüm.

Neden?

Çünkü kapısında bekleyen insanlar vardı.

Kimi aylardır randevu beklemişti, kimi daha önce başka yerlerde çare aramıştı.

O ise karşısındaki insanı önce hasta, sonra insan olarak görüyordu.

Kim gelirse gelsin, kim olursa olsun…

Kapısını kapatıp “Bugünlük bu kadar” diyenlerden olmadı.

Çünkü bazı hekimler için hastane yalnızca bir iş yeri değildir.

İnsanların derdine dokunulan bir emanettir.

İlker Hoca'nın yıllar içinde oluşturduğu hasta yoğunluğu da aslında kendisine duyulan güvenin bir göstergesidir. Randevu için aylarca bekleyen insanların olması, onun yalnızca bir hekim olarak değil, bir güven kapısı olarak görüldüğünü gösteriyor.

Fakat benim bugün asıl üzüldüğüm nokta başka…

İlker Hoca'nın 15 Eylül'de devlet hastanesindeki görevinden ayrılacağını, emekliye ayrılacağını öğrendiğimde gerçekten üzüldüm.

Çünkü mesele bir doktorun emekli olması değil.

Mesele, devletin yetiştirdiği ve yılların tecrübesini biriktirmiş bir insanın devlet hizmetinden ayrılmasıdır.

Bir insanın yaşı dolabilir.

Görevi bitebilir.

Makamı değişebilir.

Ama tecrübe emekli olmaz.

Bilgi emekli olmaz.

Devlet sevgisi emekli olmaz.

Millete hizmet etme arzusu emekli olmaz.

İşte tam da burada devlet aklı devreye girmeli diye düşünüyorum.

Çünkü bazı insanların önüne sadece “Emeklilik” diye bir dosya koyup yollarını ayırmak yerine, onların bilgi ve tecrübelerinden daha fazla nasıl yararlanabiliriz? diye düşünmek gerekir.

Ben İlker Hoca'nın bazı projelerini dinlediğimde de bunu düşündüm.

Özellikle askerimizi ve polisimizi ilgilendiren, devletin güvenlik birimlerine yönelik anlattığı bir proje vardı.

Bana anlattığında gerçekten çok hoşuma gitmişti.

Edindiğim kadarıyla bu çalışma üzerinde ilgili kişilerle görüşülmüş, dönemin İçişleri Bakanı Sayın Ali Yerlikaya ile birlikte şekillenen bir proje haline gelmişti. Fakat çeşitli sebeplerle tamamlanamadığını öğrendiğimde ayrıca üzüldüm.

Çünkü bazen bir projenin tamamlanamaması sadece bir projenin kaybı değildir.

O projenin arkasındaki insanın yıllarca biriktirdiği tecrübenin de heba olmasıdır.

İşte benim itirazım tam da buna.

Biz böyle insanları kolay yetiştirmiyoruz.

Bir doktorun yıllarını;

okuyarak,

araştırarak,

tecrübe ederek,

hastalarla uğraşarak,

hatalardan ders çıkararak,

gece gündüz çalışarak geçirmesi gerekiyor.

Sonra bir gün bütün bu birikimin karşısına sadece “emeklilik” kelimesini koyarsak, kaybeden yalnızca o insan olmaz.

Kaybeden devlet olur.
Kaybeden millet olur.
Kaybeden hastalar olur.

Ben İlker Hoca'yı tanıdığım kadarıyla başka bir yönüyle de ayrı bir yere koyuyorum.

Çalışkanlığı, dürüstlüğü, bilgisi ve mesleki becerisi elbette çok önemli.

Ama benim için daha kıymetli olan bir tarafı var:

Devletini bilen, bayrağına bağlı, milletine değer veren bir insan olması.

Bayrak ve vatan dendiğinde gözlerinin ışıldadığı insanlardan biri.

“Vatanım, devletim ve milletim için çalışırım; onlara hizmet ederim” anlayışını sözde değil, hayatında taşıyan insanlardan…

İşte böyle insanlara sahip çıkmak gerektiğine inanıyorum.

Çünkü makamlar gelip geçicidir.

Görevler değişir.

Koltuklar boşalır, yenileri gelir.

Ama iyi yetişmiş insanların tecrübesi bir ülkenin hafızasıdır.

Bir devletin en büyük sermayesi yalnızca binaları, hastaneleri, cihazları değildir.

O hastanelerde çalışan ehil, dürüst, çalışkan ve vatanını seven insanlarıdır.

Bazen bir insanı kaybetmek, bir kadroyu kaybetmekten daha büyük kayıptır.

Çünkü kadro yeniden kurulur.

Ama yılların tecrübesi yeniden satın alınamaz.

Bugün İlker Hoca'nın emekliliğini konuşurken benim gönlümden geçen şudur:

Böyle insanlar küstürülmemeli.

Böyle insanların projeleri yarım bırakılmamalı.

Böyle insanların bilgisi bir kenara konulmamalı.

Tam tersine, “Hocam daha ne yapabiliriz?” diye önlerine yeni yollar açılmalı.

Çünkü devletine bağlı bir insanın devletinden uzaklaşması değil, devletine daha fazla hizmet edebilmesinin yollarının açılması gerekir.

Ben İlker Hoca'yı çok yakından tanıyan bir dostu olarak söylüyorum:

Az konuşur, öz konuşur.

Ama işini çok iyi yapar.

İnsanlara tepeden bakmaz.

Hastasını seçmez.

Kapısına geleni geri çevirmez.

Ve yıllardır gördüğüm kadarıyla, kendisine emanet edilen işi de kolay kolay yarım bırakmaz.

Şimdi bir hekim emekli oluyor.

Belki takvimler onun için “görev süresi sona erdi” diyecek.

Ama benim gönlüm buna razı değil.

Çünkü bazı insanlar için emeklilik, hizmetin sonu değil; tecrübenin başka bir biçimde millete sunulmasının başlangıcı olmalıdır.

İlker Hoca'ya buradan bir dostu olarak sesleniyorum:

Hocam…

Sizin devlet hizmetiniz bitse bile, millete olan borcunuz bitmez.

Sizin bildikleriniz sadece size ait değil.

Yılların emeğiyle oluşan o bilgi ve tecrübe, aslında bu ülkenin ortak hazinesidir.

Ve ben inanıyorum ki Türkiye'nin sizin gibi insanlara daha çok ihtiyacı var.

Çünkü bugün memleketin en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri de şudur:

İşini bilen, insanını seven, devletini bilen ve vatan dediğinde yüreği titreyen insanlar.

Böyle insanlar kaybedilmemeli.

Böyle cevherler küstürülmemeli.

Böyle insanların önündeki yollar kapatılmamalı.

Onların önüne yeni yollar açılmalı.

Çünkü mesele sadece İlker Solmaz'ın emekli olması değildir.

Mesele şudur:

Biz yetişmiş insanımızın tecrübesinden ne kadar faydalanabiliyoruz?

İşte asıl soru budur.

Bir ülke, değerli insanlarını emekli edebilir.

Ama onların aklını, tecrübesini ve vatan sevgisini emekli etmeye hakkı yoktur.

Benim gönlümden geçen de budur.

İlker Hoca devlet hizmetinden ayrılmasın demiyorum.

Belki insanın da dinlenmeye, ailesine ve kendisine ayıracağı zamana ihtiyacı vardır.

Ama diyorum ki:

Devlet böyle bir insandan hâlâ yararlanmanın bir yolunu bulmalı.

Bir proje mi var?

Önü açılsın.

Bir fikir mi var?

Dinlensin.

Birikimi mi var?

Gençlere aktarsın.

Devlete, millete, askere, polise, hastaya fayda sağlayacak bir çalışması mı var?

Bırakın tamamlasın.

Çünkü biz bazen insanları kaybettikten sonra değerlerini anlıyoruz.

Oysa bazı insanların kıymetini anlamak için gitmelerini beklememek gerekir.

İnsan yaşarken kıymetlidir; tecrübesi varken değerlidir; hizmet etmek isterken önünü açmak gerekir.

İlker Hoca'ya bir dostu olarak söyleyeceğim son söz ise şudur:

Hocam, siz emekli olabilirsiniz…

Ama bizim gözümüzde hizmetiniz emekli olmaz.

Sizin bilginiz, tecrübeniz, devlet sevginiz ve millet aşkınız hâlâ bu ülkeye lazımdır.

Ve inanıyorum ki sizin gibi insanların kaybedilmemesi, yalnızca sizin değil, hepimizin meselesidir.

Çünkü bazen bir insanı korumak,

bir ömrün emeğini korumaktır.

Bazen bir projeyi tamamlamak,

bir ülkenin geleceğine katkı sunmaktır.

Bazen bir hekimin önünü açmak ise,

binlerce hastanın umudunu korumaktır.

Ve biz, insan kıymetini bilenlerden olmalıyız.

Çünkü bizim için;

Vefa unutmaz.
Vicdan görmezden gelmez.
Vatan ise yetişmiş evlatlarının tecrübesini ziyan etmez.

Kalem; vicdandan uzaklaşınca kelimeler çoğalır, hakikat azalır. Biz kalemimizi; vatanın, vicdanın ve vefanın yanında tutmaya devam edeceğiz.

Tarafımız; menfaatin değil, hakkın; makamın değil, milletin; korkunun değil, hakikatin yanıdır.