GENÇLER, UYANIN!
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
GEÇİCİ HEVESLER UĞRUNA HAYATINIZI, AİLENİZİ VE VİCDANINIZI KAYBETMEYİN
Gençler, bugün size klasik bir nasihat metni yazmayacağım. “Gençsiniz, hata yaparsınız” diyerek geçiştirmeyeceğim. Çünkü bazı hataların adı hata değildir; hayatın yönünü değiştiren ağır sonuçlardır. İçinde bulunduğunuz çağda tehdit yalnızca sokağın karanlık köşelerinde değil; telefon ekranınızda, sosyal medya akışınızda, arkadaş çevrenizde, eğlence kültüründe, kolay para vaatlerinde, bahis ve kumar düzeninde, uyuşturucu tekliflerinde, şiddeti özendiren içeriklerde ve savunmasız canlılara yönelik vahşeti normalleştiren anlayışta karşınıza çıkabiliyor. Üstelik bunların çoğu size ilk anda tehdit gibi görünmüyor. “Eğlence”, “özgürlük”, “adrenalin”, “arkadaşlık”, “bir kereden bir şey olmaz”, “herkes yapıyor” veya “hayatı yaşamak lazım” denilerek önünüze konuyor. İşte tam burada durmanız gerekiyor. Çünkü her teklif fırsat değildir, her arkadaş dost değildir, her eğlence masum değildir ve her özgürlük söylemi gerçekten özgürlük değildir.
Bir gece eğlenmek istiyorsunuz; bunda hiçbir sorun yok. Müzik dinleyin, konserlere gidin, arkadaşlarınızla vakit geçirin, spor yapın, seyahat edin, gülün, eğlenin. Gençlik hayatın güzel taraflarını keşfetmek için vardır. Fakat size bir gerçeği kimsenin söylemek istemediği kadar açık söyleyeyim: Müzik susar, konser biter, ışıklar söner, kalabalık dağılır, adrenalin düşer. O anda kendinizi dünyanın en güçlü insanı gibi hissedebilirsiniz; birkaç saat sonra sıradan hayatınıza dönersiniz. Dün gece sizi göklere çıkaran heyecan bugün hatırlanmayabilir bile. Fakat o geçici heyecan uğruna verdiğiniz yanlış bir karar, ertesi gün bütün hayatınızın karşısına çıkabilir. Bir kavga, bir uyuşturucu denemesi, bir bahis borcu, bir suçun içine sürüklenme, bir canlıya uygulanan şiddet, bir insanın onurunu kıran görüntü veya sosyal medyada yapılan geri dönüşü zor bir paylaşım... Geçici olan eğlencedir; bazı sonuçlar ise kalıcıdır. Bu ayrımı öğrenmeden “hayatı yaşamak” söyleminin peşinden gitmeyin.
Uyuşturucu konusunda özellikle açık konuşuyorum: Size “bir kereden bir şey olmaz” diyen kişiye güvenmeyin. “Sadece merak”, “sadece bu gece”, “kontrol bende”, “herkes kullanıyor” gibi cümleler kulağa rahatlatıcı gelebilir ama hayatınızı riske atan bir davranışı masumlaştırmaz. Bir insanın iradesini, sağlığını ve geleceğini tehdit eden bir şeyi eğlence kültürünün parçası hâline getirmeye çalışanlara karşı uyanık olun. Size bunu teklif eden kişi gerçekten arkadaşınızsa, neden sizi kendinize zarar verebilecek bir şeye sürüklüyor? Sizi seven insan sizi uçurumun kenarına götürmez. Uyuşturucuyu size “özgürlük” diye satanlar, çoğu zaman özgürlüğünüzü değil bağımlılığınızı büyütür. Bir süre sonra mesele eğlenmek olmaktan çıkar; hayatınızın kontrolünü yeniden ele geçirmeye çalıştığınız ağır bir mücadeleye dönüşebilir.
Bahis ve kumar konusunda da aynı sertlikle konuşmak gerekiyor. Telefonunuza gelen “kolay kazan”, “şimdi yatır”, “şansını dene” mesajlarını küçümsemeyin. İlk başta küçük bir miktar para yatırırsınız. Belki kazanırsınız ve kendinizi başarılı sanırsınız. Sonra kaybedersiniz. “Bir daha oynarsam çıkarırım” dersiniz. Sonra daha fazla para yatırırsınız. Ardından borç başlar, gizleme başlar, aileden para isteme başlar, yalanlar başlar. Bir noktadan sonra artık kazanmak için değil, kaybettiğinizi geri almak için oynarsınız. İşte o noktada eğlence dediğiniz şey hayatınızı yönetmeye başlamıştır. Size birkaç dakikalık heyecan satan sistem, karşılığında zamanınızı, paranızı, huzurunuzu ve aile güveninizi alabilir. Kolay para diye bir şey ararken kolayca kaybedebileceğiniz şeyin hayatınız olduğunu unutmayın.
Bir başka tuzak da sosyal medyanın sahte başarı dünyasıdır. Ekranda pahalı araba, lüks ev, para desteleri, gece hayatı, sürekli eğlence ve “çalışmadan kazanıyorum” mesajları görüyorsunuz. Sonra kendi hayatınıza bakıp kendinizi başarısız hissetmeye başlıyorsunuz. Size gösterilen hayatın nasıl kazanıldığını, arkasında ne olduğunu, borç mu olduğunu, reklam mı olduğunu, kurgu mu olduğunu bilmiyorsunuz. Ama kendinizi onunla kıyaslıyorsunuz. Sonra birileri çıkıyor ve size “Bizimle çalış, kolay para kazanırsın” diyor. Önce masum görünen bir iş teklif ediliyor; ardından hesabınızı kullandırmanız, para taşımanız, başkasının işine aracılık etmeniz veya şüpheli bir şeyi teslim etmeniz isteniyor. “Ben sadece yardımcı oldum” cümlesi, yanlış bir kararın bütün sonuçlarını ortadan kaldırmayabilir. Kimin işine aracılık ettiğinizi, ne taşıdığınızı, neye imza attığınızı ve kimin hesabını kullandığınızı bilmeden hareket etmeyin. Başkasının kazancı için kendi geleceğinizi riske atmayın.
Şiddete gelince... Burada da romantik cümlelere yer yok. Bir arkadaşınız “erkeksen karşılık ver” diyebilir. “Korktun mu?” diyebilir. Kalabalık sizi gaza getirebilir. Telefonlar çıkar, kayıt başlar, herkes bağırır ve siz bir anlık öfkeyle saldırırsınız. O birkaç saniye içinde kendinizi güçlü zannedebilirsiniz. Fakat birkaç dakika sonra herkes dağılır. Sizi kavgaya sokan kişi ortadan kaybolabilir. Sizi alkışlayan arkadaşlarınız susabilir. Ama yaptığınız şeyin sonucu sizin hayatınızda kalabilir. Bir insanın yaralanması, sizin özgürlüğünüzün tehlikeye girmesi, ailenizin hayatının altüst olması veya yıllarca taşıyacağınız pişmanlık... Hiçbiri bir arkadaş grubunun birkaç dakikalık alkışından daha değerli değildir. Gerçek güç yumruk atmak değildir. Gerçek güç, öfkeliyken kendine hâkim olabilmektir. Gerçek cesaret, herkes “vur” derken “Ben bu işe girmiyorum” diyebilmektir.
Ve şimdi özellikle hayvanlara yönelik şiddet ve işkence konusunda konuşacağım. Çünkü bir toplumun vicdanını ölçmenin en acı göstergelerinden biri, kendisini savunamayan canlılara nasıl davrandığıdır. Bir hayvanı tekmelemek, dövmek, yakmak, işkence etmek, korkutmak, eziyet etmek, yaralamak veya sırf birkaç beğeni uğruna acı çektiren görüntüler üretmek eğlence değildir. Şaka değildir. Cesaret değildir. Erkeklik değildir. Savunmasız bir canlıya zarar verip arkadaşlarının gülmesini beklemek sizi güçlü yapmaz. Tam tersine, elinizde güç varken onu kötüye kullandığınızı gösterir. Bir hayvan konuşamıyor diye acı çekmiyor değildir. Korkuyor, kaçıyor, saklanıyor, titriyor ve yaralanıyorsa ortada gerçek bir canlı ve gerçek bir acı vardır. Bir canlıyı eğlencenizin malzemesi hâline getirdiğiniz anda sadece ona değil, kendi vicdanınıza da zarar veriyorsunuz.
Şimdi kendinize çok basit ama ağır bir soru sorun: “Bu benim kız kardeşim olsaydı ne hissederdim?” Bir grup insanın kız kardeşinizi korkuttuğunu, aşağıladığını, şiddete maruz bıraktığını, kandırdığını veya sırf eğlence uğruna onu çaresiz bıraktığını düşünün. İçiniz nasıl yanardı? Nasıl öfkelenirdiniz? Peki aynı davranışı başka bir insanın kız kardeşine yapan kişi siz olsaydınız? Empati tam burada başlar. Empati, yalnızca sevdiğiniz insanlara karşı duyarlılık göstermek değildir. Empati, karşınızdaki insanın sizin kadar gerçek olduğunu kabul etmektir. Onun da ailesi vardır, korkuları vardır, gururu vardır, yaraları vardır. Aynı şey hayvanlar için de geçerlidir: Onların canı sizin canınızdan değersiz değildir. Kendinizi başkasının yerine koyamıyorsanız, vicdanınızın sınırlarını yeniden düşünmeniz gerekir.
Sosyal medyada yapılan linçler, hakaretler, hedef göstermeler ve hayvanlara yönelik şiddet görüntülerinin paylaşılması da bu meselenin parçasıdır. Bir canlıyı veya insanı ekranın arkasında olduğu için gerçek dışı sanmayın. Bir görüntüyü paylaşırken “Ne olacak?” demeyin. O görüntü bir başkasının hayatını etkileyebilir. Bir hayvana yapılan şiddeti sırf etkileşim almak için tekrar tekrar dolaşıma sokmak, onu normalleştirmek veya alay konusu hâline getirmek vicdanlı bir davranış değildir. Her görüntü paylaşılmak zorunda değildir, her hakaret yazılmak zorunda değildir, her provokasyona cevap verilmek zorunda değildir. Bazen en güçlü davranış, parmağınızı ekrandan çekmektir.
Şimdi size daha kişisel bir şey söyleyeceğim. Ailenizi bugün olduğu gibi sonsuza kadar yanınızda sanmayın. Bugün anneniz evde olabilir. Babanız sizi arıyor olabilir. Kardeşiniz odanıza gelip sizinle konuşmak istiyor olabilir. Siz ise “Biraz rahat bırakın” diyebilirsiniz. Telefonunuza gömülüp onları dinlemeyebilirsiniz. Arkadaşlarınızla dışarı çıkıp ailenize ayıracağınız zamanı erteleyebilirsiniz. “Sonra konuşuruz” diyebilirsiniz. Fakat hayatın acı tarafı şudur: Her “sonra” garanti değildir. Bir gün annenizin sesini daha az duyacaksınız. Bir gün babanızın oturduğu koltuk boş kalacak. Bir gün kardeşiniz kendi hayatına gidecek. Bir gün çocukluğunuzun evine döndüğünüzde eskisi kadar kalabalık olmadığını göreceksiniz. Ve belki içinizden çok ağır bir cümle geçecek: “Keşke daha fazla zaman geçirseydim.”
İşte o “keşke”yi bugünden önleyin. Annenizle konuşun. Babanızla oturun. Kardeşinizin hâlini sorun. Birlikte yemek yiyin. Birlikte yürüyün. Telefonunuzu bir kenara bırakıp yüzlerine bakın. Çünkü bugün sıradan gördüğünüz o anlar, yarın hayatınızın en değerli hatıraları olabilir. Para yeniden kazanılabilir. Eşya yeniden alınabilir. Bir eğlence tekrar yaşanabilir. Ama kaybedilen bir insanın yerini hiçbir şey dolduramaz. Ailenizin kıymetini, onları kaybettikten sonra anlamaya çalışmayın.
Gençlik size sınırsızmış gibi gelir. Yirmi yaşındayken otuz yaş çok uzaktır. Otuz yaşındayken kırk yaş uzaktır. Sonra bir bakarsınız yıllar geçmiş. Dün yaşadığınız gece, bugün eski bir anıdır. Bugün peşinden koştuğunuz bazı şeylerin aslında hiçbir anlam taşımadığını fark edersiniz. Müzik değişir. Moda değişir. Arkadaş çevresi değişir. Telefonlar değişir. Sosyal medya platformları değişir. Bugün milyonlarca kişinin konuştuğu şey yarın unutulur. Fakat karakteriniz sizinle kalır.
Bu nedenle size “Eğlenmeyin” demiyorum. Tam tersine, eğlenin ama kendinizi kaybetmeden eğlenin. Adrenalin yaşayın ama başkasının hayatını riske atmayın. Müzik dinleyin ama hayatınızı müziğin gürültüsüne teslim etmeyin. Arkadaşlarınızla vakit geçirin ama arkadaş baskısının kölesi olmayın. Sosyal medyayı kullanın ama sosyal medya sizi kullanmasın. Para kazanın ama kolay para uğruna özgürlüğünüzü riske atmayın. Sevgi yaşayın ama kendinizi ve karşınızdakini değersizleştirmeyin. Hayatı yaşamak başka, hayatı tüketmek başkadır.
Gençler, son sözüm çok açık: Uyuşturucuya “hayır” deyin. Bahis ve kumarın tuzağına girmeyin. Suça bulaşmayın. Şiddeti güç zannetmeyin. Sizi kavgaya sürükleyen insanlardan uzak durun. Sosyal medyada gördüğünüz her şeye inanmayın. Kolay para tekliflerinin arkasını sorgulayın. Savunmasız insanlara ve hayvanlara şiddeti asla eğlence olarak görmeyin. Bir canlıya eziyet edildiğinde bunu normalleştirmeyin. Gerekirse güvenilir yetişkinlerden ve yetkili kurumlardan yardım isteyin. Ve ailenize zaman ayırmayı ertelemeyin.
Çünkü müzik susacak, ışıklar sönecek, kalabalık dağılacak, adrenalin geçecek, para bitecek, telefon kapanacak ve o gece bitecek. Geriye sizin karakteriniz kalacak. Yaptıklarınız kalacak. Kime zarar verdiğiniz, kimi koruduğunuz, kime yardım ettiğiniz kalacak. Ailenizle geçirdiğiniz zaman kalacak. Vicdanınız kalacak.
Bir gün geriye dönüp baktığınızda “Keşke daha fazla eğlenseydim” demekten çok, “Keşke ailemle daha fazla zaman geçirseydim, keşke o arkadaşın peşinden gitmeseydim, keşke o gece kendimi kontrol etseydim, keşke bir canlıya yapılan zulme sessiz kalmasaydım” demek istemiyorsanız, kararlarınızı bugün değiştirin.
Kimsenin sizi kullanmasına izin vermeyin.
Kimsenin öfkesine alet olmayın.
Kimsenin parasına, bağımlılığına veya suçuna ortak olmayın.
Kimsenin size şiddeti eğlence diye satmasına izin vermeyin.
Ve hiçbir geçici heves uğruna ailenizi, özgürlüğünüzü, geleceğinizi ve vicdanınızı masaya koymayın.
Gençler, uyanın.
Çünkü hayat bir prova değildir.
Bazı hataların geri dönüşü yoktur.
Ve bazı “keşke”ler, insanın ömrü boyunca içinde taşınır...
Ancak hayatta kalırsanız !!!
Umut Metehan Avcı
Ulusal Güvenlik Uzmanı