Hayvan Katliamına Dur De: Çürüyen Vicdanlar, Kışkırtılan Nefret ve Bir Uygarlığın Can Çekişi

Hayvan Katliamına Dur De: Çürüyen Vicdanlar, Kışkırtılan Nefret ve Bir Uygarlığın Can Çekişi

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Ağustos 31, 2026 - 23:35

Toplumları ayakta tutan şey yalnızca binalar, yollar ya da ekonomik göstergeler değildir; bir toplumu gerçek anlamda "toplum" yapan şey, zayıf olanı koruma yetisi, kendinden savunmasız olana gösterdiği merhamet ve adalete olan sarsılmaz bağlılığıdır. Ancak bugün Türkiye, sokaklarında sessizce çığlık atan, zehirlenerek kıvrandırılan, işkence gören ve hayatları ellerinden alınan binlerce canın kanıyla yıkanan zifiri bir karanlığın ortasına çekilmektedir. 7527 sayılı kanunun yasalaşma sürecinden ve yürürlüğe girmesinden bu yana, bu ülkenin kadim merhamet kültürüne, ortak vicdanına ve yaşam hakkına karşı adeta sistemli bir savaş başlatılmıştır. Bu savaş sadece sokaktaki masum bir köpeğe ya da kediye karşı değil; doğrudan insanın insanlığına, toplumsal barışa ve geleceğimize karşı yürütülen alçakça bir nefret operasyonudur. Nefretin meşrulaştığı, merhametin "zayıflık" veya "hainlik" olarak yaftalandığı bir toplumsal çürüme zinciriyle karşı karşıyayız ve bu gidişata açıkça "Dur!" demeyen her ses, bu katliamın sessiz bir suç ortağına dönüşmektedir.

Sosyal medyanın denetimsiz, karanlık labirentlerinde kök salan ve belgelenen nefret odakları, adeta birer suç örgütü gibi çalışarak topluma zehir pompalamaktadır. Özellikle X (eski adıyla Twitter) Space odalarında geceleri düzenlenen oturumlarda yaşananlar, bir medeniyetin ne kadar hızlı ve korkunç bir şekilde irtifa kaybedebileceğinin en somut göstergesidir. Bu dijital engizisyon mahkemelerinde; canlı yayınlarda sokak hayvanlarını yok etmek için aşama aşama zehir tarifleri verilmekte, "Arabayla çarpın, kaçın", "Bireysel silahlanın, sokakta görünce ateş edin", "Tavuk kıymasına tarım ilacı katıp mahallelere dağıtın" şeklinde açıkça suç teşkil eden, yasadışı şiddet telkinleri yapılmaktadır. İnsanları suça teşvik eden, sivil itaatsizlik adı altında kanlı bir kaosu örgütleyen bu odalara ses çıkarılmaması, nefret söyleminin özgürlük adı altında fütursuzca yayılmasına göz yumulması kabul edilemez. Şiddet, dijital mecralardan taşarak sokaklardaki sıradan insanların zihnine bir virüs gibi enjekte edilmektedir.

Bu hezeyan dolu nefret dalgası ve organize kışkırtmalar, ne yazık ki kısa sürede sokaklarda kanlı meyvelerini vermeye başlamıştır. Ülkenin dört bir yanından gelen katliam görüntüleri artık münferit birer olay olmaktan çıkmış, toplumsal bir cinnet halinin vesikasına dönüşmüştür. Bir kadının bir kaplumbağanın üzerinde sadistçe zıplayarak onu vahşice katletmesi, henüz çocuk yaştaki bireylerin bir yavru kediyi gözünü kırpmadan işkenceyle öldürmesi ve bu anları gururla kaydedip paylaşması, toplumsal ahlakın ve psikolojik sağlığın nasıl bir uçurumdan aşağı yuvarlandığını göstermektedir. Bir çocuğun zihnine bir canlıyı katletme cüretini ve zevkini koyan bu ekosistem, yarın o çocuğun bir insana, bir kadına, bir yaşlıya kıymasına da zemin hazırlamaktadır. Hayvana yönelik şiddet, tüm kriminolojik ve psikolojik araştırmaların da defalarca kanıtladığı üzere, insana yönelik şiddetin en net ve en tehlikeli öncülüdür. Sokakta bir köpeğin zehirlenmesini alkışlayan bir zihniyetin, yarın komşusuna ya da bir yabancıya merhamet göstermesini beklemek safdillikten başka bir şey değildir.

Yerel yönetimlerin ve bazı belediyelerin bu süreçteki tutumu ise utanç tablosunu daha da derinleştirmektedir. Yasanın arkasına sığınarak ya da yasayı yanlış yorumlayarak barınak adı altındaki ölüm kamplarında uygulanan vahşet, kepçelerle canlı canlı çukurlara gömülen köpekler, toplu poşetler içinde çöplüklere atılan cesetler, bu ülkenin alnına sürülen silinmez bir lekedir. Belediyelerin görevi; sokaktaki canlıları vahşice yok etmek değil, kısırlaştırmak, aşılamak, rehabilite etmek ve onları güvenli, insani koşullarda merhametle yaşatmaktır. Kanunu "toplu katliam yetkisi" gibi algılayan ve uygulayan yerel yöneticiler, kamu kaynağını yaşamı savunmak için değil, ölümü organize etmek için kullanarak hem hukuku hem de insanlık onurunu ayaklar altına almaktadır. Yaşamı korumakla mükellef olan kamu kurumlarının ellerine kan bulaşması, toplumun devlete ve adalete olan inancını temelden sarsmaktadır.

Nefretin bu denli kolay örgütlenebilmesi ve geniş kitleleri arkasından sürükleyebilmesi, toplumsal dokumuzun ne kadar kırılgan hale getirildiğinin açık bir kanıtıdır. Sosyal medyada beliren sahte hesaplar, troll ağları ve kamuoyunu manipüle eden odakların, toplumu kutuplaştırmak için bu kez de sokak hayvanları konusunu seçtiği aşikardır. Hayvan sevgisini "halk sağlığı düşmanlığı", yaşam hakkını savunmayı ise "terör iltisakı" veya "halkı kışkırtma" gibi mantık dışı etiketlerle bastırmaya çalışan bu anlayış, otoriter ve sevgisiz bir toplum yaratma arzusunun sonucudur. Bir toplumda sevgi, merhamet ve empati marjinalleştiriliyorsa; vahşet, linç kültürü ve intikam duygusu norm haline geliyorsa, orada ne iç barıştan ne de huzurdan söz edilebilir. Sokaktaki köpeğin havlamasından dehşet üretenler, o köpeğin zehirlenerek can vermesinden sadistçe bir rahatlama duyuyorsa, asıl tehlike sokaktaki hayvanlar değil, o zihinlerin içindeki zifiri karanlıktır.

Bizler bu topraklarda yüzlerce yıldır kuş evleri kuran, kışın dağdaki kurtlar acıkmasın diye doğaya yiyecek bırakan, sokak köpeğini mahallenin bir parçası ve bekçisi sayan bir medeniyetin mirası üzerinde oturuyoruz. Geçmişimizle, kültürümüzle ve vicdanımızla bu denli ters düşen bu kanlı furyaya teslim olmak, kendi tarihimizi ve özümüzü reddetmek demektir. Sokak hayvanları sorunu elbette vardır; kontrolsüz üreme, bakımsızlık ve alan ihlalleri hem insan güvenliği hem de hayvan refahı açısından çözülmesi gereken gerçeklerdir. Ancak bu sorunun çözümü, toplu kıyımlar, zehirli etler, araba çarpmaları ya da silahlı infazlar olamaz. Akıl, bilim ve etik sınırları içerisinde çözüm bellidir: Seferberlik halinde kısırlaştırma, etkin çipleme ve takip, sahiplendirme teşvikleri ve insani barınak koşullarının sağlanması.

Artık susma, başını öteye çevirme ya da "benim başıma gelmedi" diyerek geçiştirme zamanı değildir. Bugün sokaktaki masum bir canın çığlığına kulaklarını tıkayanlar, yarın o şiddet sarmalı kendi kapılarını çaldığında sığınacak bir vicdan bulamayacaklardır. Hukuk yetkililerini, sosyal medyada suç işleyen, zehir tarifi veren, insanları silahlanmaya ve cinayete teşvik eden tüm hesaplar ve kişiler hakkında derhal en ağır adli işlemleri başlatmaya çağırıyoruz. İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve kamu denetçileri bu dijital şiddet şebekelerine ve sahadaki faillere karşı tavizsiz bir tutum sergilemelidir. Aynı şekilde, kanuna ve insanlığa aykırı hareket eden tüm belediye görevlileri ve yöneticileri yargı önünde hesap vermelidir.

Hayvan katliamına, nefret söylemine ve toplumsal vahşete amasız, fakatsız "Dur!" demek bir tercih değil, insan olmanın en temel gereğidir. Yaşam hakkı kutsaldır; ne tek bir insanın ne de tek bir sokak hayvanının yaşam hakkı pazarlık konusu edilebilir. Nefretin, vahşetin ve çürümenin karşısına; merhameti, bilimi, hukuku ve bir arada yaşama kültürünü koymak zorundayız. Bu ülke, karanlık odakların nefret senaryolarına ve linç kültürüne teslim olmayacak kadar köklü bir vicdana sahiptir. O vicdanı yeniden ayağa kaldırmak, sokaktaki dostlarımızın sesi olmak ve yaşamı sonuna kadar savunmak hepimizin boynunun borcudur.