İMAM VE İMAN
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Bizim köy, bildiğim kadarıyla Selçuklu zamanında kurulmuş, Türkmen kökleri olan kadim bir köydür.
O yıllardan bugüne nice imam gelip geçmiştir köyümüzden. Kimi fahri, kimi resmi görev yaptı. Kimi birkaç ay kaldı, kimi yıllarca hizmet etti. Fakat yüzlerce imamın arasından iki isim vardır ki, aradan yıllar geçmesine rağmen köyümüzün hafızasından silinmemiş, saygıyla anılmaya devam etmiştir.
Biri, babalarımızın ve dedelerimizin anlattığı Fazlı Hoca…
Diğeri ise bizim kuşağın yakından tanıdığı, şahsiyetine ve hizmetine bizzat şahit olduğumuz Arif Hoca…
Fazlı Hoca’nın ilmini, insanlığını, faziletini ve asaletini büyüklerimizden dinledik.
Arif Hoca’nın ise ilmine, insanlığına, şahsiyetine ve asaletine bizler şahit olduk.
Peki, neydi bu iki insanı yüzlerce imamın arasından ayıran?
Bence cevabı çok açık:
İkisi de iman ehliydi.
İnsanlardan bir şey beklemeden, karşılık gözetmeden hizmet ettiler. Söyledikleriyle yaptıkları birbirinden ayrılmadı. İmanı sadece anlatmadılar; hayatlarının içine yerleştirdiler.
Bu yazıyı kaleme almama vesile olan da tam olarak böyle bir hatıraydı.
Halil Kaşaltı abim, bana gönderdiği mesajda imamın bir köy için ne kadar önemli olduğunu anlatan çok güzel bir örnek vermişti. Mesajını okuduğumda, anlattıklarının geçmişte yaşananlarla ne kadar örtüştüğünü düşündüm.
Kendisine buradan teşekkür ediyorum.
Teşekkürler Halil Kaşaltı abim…
Bazen birkaç cümle, yıllardır hafızamızın bir köşesinde duran hatıraları yeniden gün yüzüne çıkarır. Senin gönderdiğin o mesaj da bana geçmişte yaşananları, Fazlı Hoca’yı, Arif Hoca’yı ve bir köyde imamın nasıl bir anlam taşıdığını yeniden düşündürdü.
Ve insan bir kez daha anlıyor ki;
Bir köyün imamı, yalnızca camide namaz kıldıran kişi değildir. Bazen bir köyün ahlakına, gençliğine ve geleceğine yön veren insandır.
Arif Hoca’nın köyümüze geldiği günleri hatırlıyorum.
O zamanlar köyümüzde üç kahve vardı. Kahvelerde kumar oynanırdı. Öyle bir noktaya gelinmişti ki, neredeyse baba ile oğul aynı masada kumar oynar hâle gelmişti.
İçkisiz düğün olmazdı.
Namaz kılan genç bulmak zordu. Oruç tutan genç ise neredeyse garip karşılanırdı.
Arif Hoca geldi.
Fakat diğerlerinden farklı bir yol izledi.
Önce köyü tanımaya çalıştı.
Eşi, köydeki kadınlarla tek tek tanıştı. Arif Hoca erkeklerle tanıştı. Evleri, insanları, alışkanlıkları, dertleri, sevinçleri tanıdı.
Taraf olmadı.
Kimseyi ötekileştirmedi.
Kahvelere gitti.
Kumar oynayan insanların masasına oturup onların çayını içti.
Düğünlere gitti. İçki içilen sofralara oturdu. İnsanların arasına karıştı. Hatta düğünlerde halay bile çekti.
Ama bütün bunları yaparken kimseye parmak sallamadı.
Kimseyi küçük düşürmedi.
Kimseye, “Sen şöylesin, böylesin.” demedi.
Sadece örnek oldu.
İşte asıl mesele de buydu.
Arif Hoca insanları sözle değil, hâliyle etkiledi.
Bağırmadan anlattı.
Kırmadan değiştirdi.
Dışlamadan yaklaştı.
Ve zaman, onun yaptığı hizmetin ne kadar büyük olduğunu gösterdi.
Aradan iki yıl geçti.
Köydeki o üç kahve kendiliğinden kapandı.
Düğünlerde içki ortadan kalktı.
Benim kardeşlerim de dâhil olmak üzere birçok genç namaza, niyaza yöneldi.
Oruç tutmak artık garipsenecek bir davranış olmaktan çıktı.
Çünkü Arif Hoca, insanlara sadece “Şunu yapın, bunu yapmayın.” dememişti.
Önce onların gönlüne girmişti.
Gönlüne girdiği insanın hayatına da dokunmuştu.
Sonra Arif Hoca başka bir köye gitti.
Ardından başka bir imam geldi.
Fakat zaman içinde namaz, niyaz, oruç, hac ve zekât konusunda eski hassasiyetin azaldığı görüldü. İbadetin ruhundan ziyade görüntüsü öne çıkmaya başladı.
İşte o zaman bir şeyi daha iyi anladık:
İmamın köy üzerindeki etkisi, minberde söylediği sözlerden çok, hayatında gösterdiği örneklikle ölçülür.
Çünkü imam, Anadolu köylerinde hiçbir zaman sadece namaz kıldıran kişi olmadı.
Eskiden köy öğretmeni de öyleydi.
Öğretmen ve imam, köyün en bilgili insanları arasında görülürdü. Köylü birçok konuda onlara danışırdı. Muhtarlar bile bazen bir yere imza atmadan, bir işin doğrusunu öğrenmeden önce öğretmenin veya imamın fikrini alırdı.
Çünkü onlar yalnızca mesleklerini yapan insanlar değildi.
Köyde devletin, bilginin, ahlakın ve vicdanın temsilcileriydiler.
Bugün de böyledir.
Bir imam köyüne geldiğinde, önce insanını tanımalıdır.
Kim neden hoşlanır?
Kimin hangi derdi vardır?
Kimin gönlü kırılmıştır?
Hangi aile desteğe ihtiyaç duyar?
Gençler neden camiden uzaklaşmıştır?
İnsanları ibadetten uzaklaştıran sebepler nelerdir?
Bunları bilmeden yalnızca kürsüden konuşmak, çoğu zaman gönüllere ulaşmaya yetmez.
Bilgili bir imam, köye geldikten birkaç ay sonra köyün insanını tanır.
Onların dilini bilir.
Neye kızacaklarını, neye sevineceklerini bilir.
Ama en önemlisi, kendi yaşantısıyla söylediği sözlerin arkasında durur.
Ahlaklı olmayı anlatıyorsa ahlakıyla örnek olur.
Vatan sevgisinden söz ediyorsa vatanını sever.
Bayrağın kıymetini anlatıyorsa bayrağa hürmet eder.
Devlete ve millete bağlılığı anlatıyorsa bunu hayatında gösterir.
Çocuklara ve gençlere güzel ahlakı anlatıyorsa önce kendi davranışlarıyla bunu gösterir.
Çünkü gençler, büyüklerin söylediklerinden önce yaptıklarına bakar.
Çocuklar nasihatten önce örneği görür.
Cemaat ise imamın sadece diline değil, hâline bakar.
Anadolu’da boşuna,
“İmam bunu yaparsa cemaat ne yapmaz ki?”
denmemiştir.
Bu söz aslında çok büyük bir sorumluluğu anlatır.
İmamın davranışı sadece kendisini bağlamaz.
Onu gören genç etkilenir.
Onu gören çocuk öğrenir.
Onu gören cemaat örnek alır.
İşte bu yüzden iyi bir imam, bir köyün kaderine dokunabilir.
Bir köyde birkaç yıl görev yapar ama bıraktığı iz, ömründen çok daha uzun sürebilir.
Fazlı Hoca’nın isminin hâlâ saygıyla anılması…
Arif Hoca’nın yıllar sonra bile unutulmaması…
Bunun en güzel ispatıdır.
Demek ki bazı insanlar görev yaptıkları yerde sadece bir makamı doldurmazlar.
İnsanların hafızasında bir iyilik, bir ahlak ve bir vefa bırakırlar.
Yıllar geçer…
Camiler değişir.
Evler değişir.
Köylerin çehresi değişir.
Yeni insanlar gelir, eski insanlar göçüp gider.
Ama güzel insanların bıraktığı iz, kolay kolay silinmez.
Çünkü bazı insanlar görev yaptıkları yerde sadece hizmet etmez;
bir neslin karakterine dokunurlar.
Belki de gerçek imamlık budur.
Sadece imam olmak değil…
İmanını yaşamak, insanı anlamak ve yaşadığı topluma güzel bir iz bırakmak.
Halil Kaşaltı abimin o güzel mesajı bana bir kez daha hatırlattı ki; bazı insanların gönderdiği birkaç satır, yıllar öncesinden bugüne uzanan büyük hakikatleri yeniden hatırlatabiliyor.
Bu güzel hatırayı bizimle paylaştığı ve böyle anlamlı bir düşünceyi yeniden gündeme getirdiği için kendisine gönülden teşekkür ediyorum.
Vefa, bazen bir insanın adını yıllar sonra hâlâ güzel sözlerle anabilmektir.
Fazlı Hoca’dan bize kalan bir hatıra…
Arif Hoca’dan bize kalan bir şahitlik…
Halil Kaşaltı abimden bize ulaşan bir hatırlatma…
Ve üçünün ardından bize kalan bir hakikat var:
İman, yalnızca dilde söylendiğinde değil; insanın hayatına, ahlakına ve davranışlarına yansıdığında anlam kazanır.
Kalem; vicdandan uzaklaşınca kelimeler çoğalır, hakikat azalır. Biz kalemimizi; vatanın, vicdanın ve vefanın yanında tutmaya devam edeceğiz.
Tarafımız; menfaatin değil, hakkın; makamın değil, milletin; korkunun değil, hakikatin yanıdır.