TEŞEKKÜRLER SAYIN GÜRLEK
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
ŞİMDİ SIRA ADALETİN KANAYAN YARALARINDA!
Türkiye’nin en büyük yarası nedir diye sorarsanız, cevabım nettir Adalete olan güvenin zedelenmesi ve ortadan kalkması!
Çünkü adalet geciktiğinde yalnızca bir dava gecikmez. Bir ailenin ömrü, bir çocuğun geleceği, bir insanın itibarı, bir annenin-babanın umudu ve toplumun devlete olan güveni de gecikir.
11 Şubat 2026 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan kararla Adalet Bakanlığı görevine getirilen Sayın Akın Gürlek’in, göreve geldiği ilk günden itibaren özellikle kamu vicdanında karşılığı bulunan faili meçhul ve kayıp dosyalarının yeniden ele alınmasına yönelik adımlar atması, yıllardır adalet bekleyenler açısından önemli bir gelişme olmuştur.
Üzeri tozlanmış dosyaların yeniden açılması, unutulmuş isimlerin yeniden gündeme gelmesi, “Bu dosya kapandı” anlayışının yerine “Bu dosyada hâlâ cevaplanmamış sorular var mı?” sorusunun konulması, hukuk devleti bakımından son derece değerlidir.
Muhsin Yazıcıoğlu
Kâşif Kozinoğlu
Uğur Mumcu
Rabia Naz
Rojin Kabaiş
Gülistan Doku ve daha nice dosyalar…
Bu isimlerin her biri yalnızca bir dosya numarası değildir.
Her birinin arkasında yarım kalmış hayatlar, yıllardır dinmeyen acılar ve cevapsız sorular vardır.
Türkiye genelinde faili meçhul cinayet ve kayıp dosyalarının yeniden mercek altına alınması, soruşturmaların yeniden değerlendirilmesi ve uzman ekiplerin görevlendirilmesi, “Adalet yerini bulacak mı?” diye bekleyen milyonlar açısından umut vericidir. İstenildiğinde çözülemeyecek dosya yoktur onu çözecek bir kahraman bakana ihtiyaç vardır. Devletimizin gücü onu yönetenlerin vicdanındadır.
Ancak Sayın Gürlek’e açıkça söylemek gerekir: Türkiye’nin adalet meselesi yalnızca faili meçhul dosyalardan ibaret değildir.
Asıl büyük sınav şimdi başlıyor.
Bir baba, yıllarca süren boşanma davası nedeniyle çocuklarından uzak kalıyorsa, bir eş yıllarca süren velayet ve nafaka davaları nedeniyle hayatını mahkeme koridorlarında geçiriyorsa, bir vatandaş hakkını almak için yıllarca mahkeme kapılarında bekliyorsa, orada da adalet gecikiyor demektir.
Geciken adalet ADALET DEĞİLDİR!
Özellikle yıllarca süren boşanma davaları artık toplumun taşıyabileceği sınırları aşmıştır.
Sekiz yıl!
On yıl!
Daha fazla…
Bir insanın evlilik uyuşmazlığının çözümü için ömrünün neredeyse onda birini mahkeme kapılarında geçirmesi normal değildir burada büyük bir vebal vardır ve o vebalden hakimler kadar onların yöneticileri de sorumludur.
Elbette her hâkimin önündeki dosyanın kendine özgü şartları vardır. Hâkimlerin bağımsızlığına da kimsenin müdahale etmemesi gerekir.
Ama hâkim bağımsızlığı, hesap vermezlik anlamına gelmez.
Yargı bağımsızdır; fakat yargı hizmetinin makul sürede yürütülmesi de hukuk devletinin gereğidir.
Dosyaların makul sürede sonuçlandırılması konusunda açıkça ve kararlılıkla performans denetimi yapılmalıdır.
Sürekli ve haklı bir gerekçe olmaksızın davaları sürüncemede bırakan yargısal uygulamalar varsa bunlar denetlenmeli; gerektiğinde idari ve disiplin mekanizmaları işletilmeli ve bu hakimler gerekirse meslekten çıkarılarak yerlerine daha başarılı hakimler getirilmelidir.
Çünkü bir insanın hayatını yıllarca belirsizliğe mahkûm etmek de bir adalet problemidir.
SÜRESİZ NAFAKA VİCDANLARDAKİ YARA
Bir başka büyük mesele ise süresiz nafakadır. Burada artık siyasi sloganları değil, hakkaniyeti konuşmak zorundayız.
Evlilik sona ermişse, tarafların hayatlarını yeniden kurabilmeleri gerekir. Bir tarafın diğer taraf üzerinde ömür boyu ekonomik bir yük oluşturduğu, diğer tarafın ise boşanmanın ardından hayatını yeniden kurmaya çalışırken yıllarca devam eden yükümlülüklerle karşı karşıya kaldığı bir sistem toplum vicdanında tartışılmaktadır.
Burada mesele “kadın mı, erkek mi?” meselesi değildir.
Mesele adalet meselesidir.
Boşanmış insanları birbirinin düşmanı hâline getiren değil, hayatlarını yeniden kurmalarına imkân veren bir hukuk sistemi kurmak zorundayız.
Nafaka konusunda tarafların ekonomik durumunu, evlilik süresini, yaşını, çalışma imkânını, çocukların durumunu ve somut şartları dikkate alan süreli, ölçülü ve hakkaniyetli bir sistem kurulmalıdır ve bu makul bir süre olmalıdır.
Çünkü hukuk, bir tarafı diğer tarafın ekonomik rehinesi hâline getirmemelidir.
6284'TE YENİDEN DÜŞÜNME ZAMANI
6284 sayılı Kanun konusunda da artık toplumun bütün kesimlerinin sesinin duyulması gerekiyor.
Kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda taviz verilemez, lakin istatistikler gösteriyor ki kötüye kullanan azımsanamayacak kadar çok kadın var.
Kadın cinayetlerini, aile içi şiddeti ve her türlü şiddeti kesin biçimde reddediyorum.
Fakat şiddeti önlemek adına kurulacak hukuk düzeni, masumiyet karinesi, ölçülülük ve savunma hakkı gibi temel hukuk ilkelerini de korumalıdır.
Bir kişinin yalnızca cinsiyeti nedeniyle otomatik olarak suçlu kabul edildiği bir hukuk düzeni düşünülemez.
“Kadının beyanı esas alınamaz, kanıtlanamayan yalan beyanlar yüzünden mağdur edilen erkek sayısı azımsanamayacak kadar çok!”
Suçun cinsiyeti yoktur. Kadını koruyayım diye baba figürü ortadan kaldırıldı.
Suçlunun da cinsiyeti yoktur. Kadın suç işlediğinde nasıl hukuk önündeyse, erkek suç işlediğinde de hukuk önündedir.
Aynı şekilde masum bir kadın nasıl korunması gerekiyorsa, masum bir erkek de aynı hukuk güvencesine sahip olmalıdır.
Aileyi koruyan, kadını ve erkeği karşı karşıya getirmeyen, çocukların geleceğini merkeze alan, şiddete karşı sıfır tolerans gösterirken hukukun temel ilkelerinden taviz vermeyen yeni ve bütüncül bir aile hukuku anlayışına ihtiyaç vardır. Ana ve baba figürü korunmalıdır.
İSLAMİ DEĞERLERE SAYGI ŞART!
Sosyal medya fenomenleri, sanatçılar ve film-dizi sektöründe toplumun inançlarına ve İslami değerlere yönelik aşağılayıcı, hakaret içeren tutumlara artık müsamaha gösterilmemelidir.
İnançlara hakaret, ifade özgürlüğü adı altında normalleştirilemez. Son dönemde bu tür eylemler nedeniyle bazı kişilerin hâkim karşısına çıkarılması, Müslümanları ve inançlı kesimleri memnun etmiştir.
Herkes özgürdür; ancak hiç kimse başkasının kutsalına hakaret etme özgürlüğüne sahip değildir.
SAYIN GÜRLEK, ŞİMDİ SIRA BUNLARDA!
Sayın Bakan, faili meçhul dosyaların yeniden açılması önemlidir. Kayıpların akıbetinin araştırılması önemlidir.
“Alo Adalet 135” gibi vatandaşın adalete ulaşmasını kolaylaştıracak uygulamalar önemlidir ve sizin başarınızı gösterir, Allah razı olsun sizden.
Fakat vatandaşın sizden beklentisi daha büyüktür.
Adliye koridorlarında yıllardır bekleyen adaletin de kapısını açmanızı istiyoruz.
Vatandaş artık şunu sormamalı:
“Davam ne zaman bitecek?”
“Dosyam neden yıllardır bekliyor?”
“Boşanma davam neden çocuklarım büyüdüğü hâlde sonuçlanmadı?”
“Nafaka yükümlülüğüm ne zaman bitecek?”
“Ben hakkımı almak için daha kaç yıl bekleyeceğim?”
Adalet Bakanlığı'nın önündeki en büyük hedeflerden biri, makul sürede yargılama ilkesini kâğıt üzerinde bırakmamak olmalıdır.
Çünkü adliye, vatandaşın devlete açılan kapısıdır.
O kapıda yıllarca bekleyen insan, sonunda devlete değil adalete küser.
ADALET SİYASETİN ÜZERİNDEDİR
Bir başka noktayı da açıkça ifade etmek istiyorum ki Adalet Bakanlığı'nın başarısı yalnızca kaç dosyanın çözüldüğüyle ölçülmez.
Adalet, toplumda yeniden güven duygusu oluşturabiliyor mu?
Asıl mesele budur.
Mazlumun kadın ya da erkek olması önemli değildir. Mazlum mazlumdur.
Haksızlığa uğrayanın siyasi görüşü, dünya görüşü, ekonomik gücü, sosyal statüsü önemli değildir.
Devletin terazisi herkese eşit tartmalıdır.
Bugün adalet sistemine güveni yeniden tesis etmek istiyorsak, toplumun farklı kesimlerinin yaşadığı mağduriyetleri aynı ciddiyetle ele almak zorundayız.
Kadının hakkı nasıl korunacaksa erkeğin hakkı da korunmalıdır.
Çocuğun hakkı nasıl korunacaksa annenin ve babanın hakkı da korunmalıdır.
Mağdurun sesi nasıl duyulacaksa haksız yere suçlanan kişinin sesi de duyulmalıdır.
Çünkü adalet, bir tarafı kazanıp diğer tarafı ezmek değildir. Adalet, haklıyı ve haksızı hukuk içinde ayırabilmektir.
Sayın Gürlek…
Önünüzde zor bir görev var. Yılların biriktirdiği dosyalar, kırılmış güvenler, mahkeme koridorlarında yaşlanan insanlar ve cevapsız sorular var.
Ama aynı zamanda büyük bir fırsat da var.
“Adaletin yeniden ayağa kaldırılması fırsatı”
Faili meçhullerin aydınlatıldığı, kayıpların akıbetinin araştırıldığı, davaların makul sürede sonuçlandığı, nafakanın hakkaniyetli hâle getirildiği, aile hukukunun ve 6284 sayılı kanunun yeniden ele alındığı, kadınların da erkeklerin de çocukların da hukuk güvencesi altında olduğu bir Türkiye sizin eseriniz olacak buna inancımız tamdır.
İşte vatandaşın beklediği budur.
Sayın Gürlek'e ve ekibine çağrımız açık:
Adaletin terazisini yeniden toplumun vicdanıyla buluşturun.
Kimsenin kimliğine, cinsiyetine, makamına, parasına bakmadan…
Hak kiminse hakkını verin.
Mazlum kimse onun yanında olun.
Haksız kimse onun karşısında durun.
En önemlisi; Adaleti geciktirmeyin.
Bugün atılan adımlar doğru yönde devam ederse, yıllardır “Adalet nerede?” diye soran insanların cevabı nihayet bulunabilir.
Bu nedenle; Teşekkürler Sayın Gürlek.
Ama bu teşekkür bir son değil, bir beklentinin başlangıcıdır.
Şimdi sıra adaletin diğer kanayan yaralarında.
Türkiye sizden adalet bekliyor.
Allah'a ısmarladık…