Kredi Hacmi Büyüyor, Peki Ekonomi Güçleniyor mu?
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
2026 yılında Türkiye’de bankaların firmalara kullandırdığı kredi hacmi, tarihî olarak oldukça yüksek seviyelere ulaştı. Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi verilerine göre, Mart 2026 itibarıyla kredi kuruluşlarının kullandırdığı toplam nakdi kredi hacmi 26,1 trilyon TL olarak gerçekleşti.
Bu tutarın yaklaşık 19,7 trilyon TL’sini ticari, yani firmalara kullandırılan krediler oluşturdu. Ticari krediler, geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 39 oranında artarken, toplam krediler içerisindeki payı da yüzde 75 seviyesine ulaştı.
Rakamlar gerçekten büyük…
Bu tabloya ilk bakıldığında, şirketlerin yatırım yaptığı, üretim kapasitesini artırdığı, ihracata yöneldiği ve ekonomik faaliyetlerini genişlettiği düşünülebilir. Çünkü firmalar; yeni yatırımlarını gerçekleştirmek, üretimlerini sürdürmek, ihracat faaliyetlerini finanse etmek ve günlük işletme sermayesi ihtiyaçlarını karşılamak için bankacılık sisteminden yoğun biçimde kredi kullanıyor.
Ancak kredi hacminin büyümesi, ekonominin bütün yönleriyle güçlü olduğu anlamına gelir mi?
İşte asıl sorulması gereken soru budur.
Kredilerin hangi şartlarda kullanıldığı, kredi miktarı kadar önemlidir. Yüksek faiz oranlarıyla kullanılan krediler, firmaların yatırım yapmasını kolaylaştırmak yerine üzerlerindeki finansman yükünü artırabilir. Özellikle işletme sermayesi ihtiyacını karşılamak amacıyla kullanılan krediler, şirketlerin büyüdüğünü değil, mevcut faaliyetlerini sürdürebilmek için borçlanmak zorunda kaldığını da gösterebilir.
Enflasyonun yüksek olduğu dönemlerde kredi tutarlarının nominal olarak büyümesi de doğaldır. Geçmişte daha düşük maliyetlerle karşılanan ham madde, enerji, personel ve üretim giderleri bugün çok daha yüksek rakamlara ulaşmış durumda. Dolayısıyla firmaların daha fazla kredi kullanması, her zaman daha fazla yatırım yaptıkları anlamına gelmeyebilir. Bazen aynı üretim seviyesini koruyabilmek için bile çok daha yüksek finansmana ihtiyaç duyulabilir.
Kredi hacmindeki artış değerlendirilirken faiz oranları, enflasyon, firmaların borçluluk düzeyi ve geri ödeme performansı birlikte ele alınmalıdır. Nitekim aynı dönemde takipteki alacakların da arttığı görülmektedir. Bu durum, bazı firmaların kullandıkları kredileri zamanında geri ödemekte zorlandığını ortaya koyuyor.
Bankalar kredi veriyor, şirketler kredi kullanıyor ve sistemdeki rakamlar büyüyor. Ancak bu büyümenin ne kadarı yatırıma, ne kadarı üretime, ne kadarı ihracata ve ne kadarı yalnızca mevcut borçların çevrilmesine gidiyor?
Ekonominin gerçek durumunu anlamak için yalnızca kullandırılan kredi miktarına bakmak yeterli değildir. Kredilerin maliyetine, vadesine, kullanım alanına ve geri dönüşüne de bakmak gerekir.
Çünkü borçlanarak büyümek ile ayakta kalabilmek için borçlanmak aynı şey değildir.
Türkiye’de ticari kredi hacminin 19,7 trilyon TL’ye ulaşması, bankacılık sisteminin firmalar açısından ne kadar önemli bir finansman kaynağı hâline geldiğini gösteriyor. Ancak bu kredilerin üretime, istihdama, yatırıma ve ihracata dönüşmesi durumunda ekonomiye kalıcı katkı sağlanabilir.
Aksi hâlde büyüyen yalnızca kredi hacmi, faiz yükü ve şirketlerin borçları olabilir.
Ekonomide asıl başarı, kullanılan kredinin miktarıyla değil, o kredinin ülkeye ne kadar üretim, istihdam ve katma değer kazandırdığıyla ölçülmelidir.