Hayalet Avcıları ve Diplomasi Tiyatrosu

Hayalet Avcıları ve Diplomasi Tiyatrosu

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Eylül 10, 2026 - 21:24

Uluslararası siyasetin en ilginç tarafı, bazen gerçeklerin değil, senaryoların yarışıyor olmasıdır. Son günlerde İsrail medyasında dolaşıma sokulan "Türkiye, İsrail seçimlerine müdahale ediyor" iddiası da tam bu türden bir senaryonun yeni perdesi gibi duruyor. Delillerin gölgede, ithamların ise projektör altında olduğu bir oyun...

İnsanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Türkiye gerçekten böyle bir şeye neden ihtiyaç duysun? On yıllardır bölgesel krizlerin ortasında diplomasi yürütmeye çalışan, savaşların sona ermesi için farklı aktörlerle aynı masaya oturabilen bir ülke, neden başka bir devletin seçimlerine gizlice yön vermeye çalışsın? Böyle bir iddia, siyasi gerçeklikle değil, daha çok politik kurgu dünyasıyla açıklanabilir.

Türkiye'nin dış politika çizgisi zaman zaman sert eleştirilere konu olabilir. Ancak temel hedeflerinden biri, bulunduğu coğrafyada istikrarın ve barışın güçlenmesidir. Çünkü çatışmanın büyüdüğü her günün faturası sadece bölge ülkelerine değil, ekonomiye, ticarete, göçe ve insan hayatına kesilmektedir. Ankara'nın çıkarı; daha fazla kaos değil, daha fazla öngörülebilirliktir.

Fakat uluslararası siyasette bazen gerçek hedef, iddianın doğruluğu değildir; iddianın oluşturacağı algıdır. Bugün ortaya atılan bir suçlama, yarın diplomatik toplantılarda "zaten hakkında böyle iddialar vardı" cümlesiyle dolaşıma sokulabilir. İşte tam da bu nedenle, kimi zaman suçlamaların kendisi, delillerinden daha fazla işlev görür.

İsrailli bazı güvenlik bürokratlarının bu tür ithamlarla aslında başka bir hesap yaptığı düşünülebilir. Türkiye'yi sürekli savunma pozisyonunda bırakmak, uluslararası platformlarda hareket alanını daraltmak ve diplomatik bir çember oluşturmaya çalışmak... Böylece tartışma, Gazze'de yaşanan insani trajediden ya da bölgesel güvenlik sorunlarından uzaklaşıp bambaşka bir eksene çekilebilir. Gündem değişir, sorular değişir, hatta bazen sorumlular bile değişir.

Elbette güvenlik kurumlarının her ihtimali değerlendirmesi görevlerinin bir parçasıdır. Ancak değerlendirme ile hüküm, ihtimal ile ispat arasında önemli bir mesafe vardır. O mesafe kapanmadan ortaya atılan her iddia, uluslararası ilişkilerde güven üretmekten çok güvensizlik üretir.

Hicvin en güzel tarafı şudur: Bazen gerçeği anlatmak için sadece aynayı biraz farklı tutmak yeterlidir. Eğer dünyadaki her seçim sonucu hoşumuza gitmediğinde suçu başka bir ülkeye yükleyeceksek, yakında yağmur yağsa meteoroloji yerine dış istihbaratı suçlamaya başlarız. Ekonomi kötü giderse komşunun algoritması, sandıkta beklenmeyen sonuç çıkarsa yabancı ülkenin sosyal medyası... Böyle bir kolaycılık, siyaseti açıklamaz; sadece sorumluluğu öteler.

Türkiye'nin bugün ihtiyaç duyduğu şey, komşularının seçimlerine gölge düşürmek değil; bölgenin üzerine çöken savaş bulutlarını dağıtacak diplomatik kanalları açık tutmaktır. Barış masalarının kurulabildiği, diyalog kapılarının kapanmadığı bir Ortadoğu, Türkiye'nin de menfaatinedir. Çünkü barış, itham üretmekten daha zahmetli; fakat çok daha değerlidir.

Sonuç olarak, ispat edilmemiş iddiaların diplomatik söylemin merkezine yerleştirilmesi, ne bölgeye güven kazandırır ne de uluslararası hukuka katkı sunar. Devletler arasındaki ilişkiler, varsayımlar üzerine değil, somut olgular üzerine inşa edilmelidir. Aksi hâlde diplomasi, çözüm arayan akılların değil, hayalet avcılarının mesleğine dönüşür.