HELAL SİYASET

HELAL SİYASET

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Ekim 4, 2026 - 16:33

Kıymetli dostlar,
Usta siyasetçi sayın Altınöz Türk siyasetine yeni ve son derece önemli bir siyasi kavram daha kazandırdı:
HELAL SİYASET!
Yeniden Refah Partisi Genel Sekreteri ve Genel Başkan Yardımcısı Sayın Mehmet Altınöz, son dönemde yaptığı açıklamalarla “Helal Siyaset” kavramını siyasi tartışmaların gündemine taşıdı.
Bana göre bu kavram, sadece bir siyasi slogan değildir. Aksine, Türkiye siyasetinin uzun zamandır ihtiyaç duyduğu ahlak, adalet, dürüstlük ve emanet bilincinin yeniden hatırlatılmasıdır.
Helal siyaset; devlet yönetiminin, iktidarın ve siyasi eylemlerin yalnızca kanunlara değil, aynı zamanda ahlaki ölçülere, adalete, kul hakkına ve helal-haram hassasiyetine göre yürütülmesi gerektiğini ifade eder.
Çünkü her yasal olan, helal değildir.
Merhum Alev Alatlı'nın çok önemli bir sözü vardır:
“Her yasal hak, helal değildir.”
İşte meselenin özü budur. Bir insan mahkemede hukuken haklı çıkabilir. Fakat aldığı hak, başkasının hakkını çiğniyorsa vicdanen ve ahlaken sorgulanmalıdır. Çünkü hukuk ile ahlak aynı şey değildir. Asıl olan hakkın eda edilmesidir. Asıl olan helalleşmektir.

SİYASETTE HELAL OY MESELESİ
Sayın Mehmet Altınöz'ün bir televizyon programında dile getirdiği siyasi etik tartışması da bu noktada son derece önemlidir.
Bana göre bir siyasi partiye vatandaşlar “helal oylarıyla” destek veriyor. O parti bir belediye başkanı, belediye meclis üyesi veya milletvekili çıkarıyor. Peki o kişi, seçildiği siyasi kimliği bir kenara bırakıp çeşitli baskılar, kişisel çıkarlar, makam hesapları veya siyasi menfaatler nedeniyle başka bir partiye geçerse ne olacaktır?
Milletin verdiği oy ne olacaktır?
Teşkilatın gece-gündüz saha çalışmaları ne olacak?
Seçmenin iradesi ne olacaktır?
Siyasi ahlak nerede başlayacak, nerede bitecektir?
Sayın Altınöz'ün işaret ettiği gibi Türkiye'nin artık ciddi anlamda bir Siyasi Etik Kanunu'na ihtiyacı vardır.
Bir kişi bir partinin kurumsal kimliğiyle seçiliyorsa ve daha sonra partisinden ayrılarak başka bir siyasi partiye geçiyorsa, bunun siyasi ve hukuki sonuçlarının tartışılması gerekir.
Parti değişikliğinin seçilmiş görevle olan ilişkisi mutlaka yeniden düzenlenmelidir.
Çünkü milletvekili, belediye başkanı veya belediye meclis üyesi sadece kendisini temsil etmek için seçilmemiştir.
O makam, milletin emanetidir.

“BİZDEN GİDEN BELEDİYELERDEN HİÇBİR İSTEĞİMİZ OLMADI”
Sayın Mehmet Altınöz'ün bir başka açıklaması da dikkat çekicidir.
“Bizden giden belediyelerden hiçbir isteğimiz olmadı. Ne para istedik ne de liste verip şu kişileri işe sokun dedik. Dediysek çıksınlar, açıklasınlar.”
İşte siyaset tam da burada sınanır.
Siyasetçinin makamı, kişisel menfaat kapısı değil, millete hizmet kapısıdır. Eğer bir siyasi parti belediye başkanından para, makam, ihale veya kadro talep etmiyorsa ve bunu açıkça ortaya koyuyorsa, bunun kamuoyu tarafından da sorgulanması gerekir.
Çünkü siyasetin en büyük hastalıklarından biri çıkar ilişkileridir!
Siyaset, menfaatten arındırılmadıkça ahlaklı siyaset mümkün değildir.
Bu nedenle bugün Türkiye'nin sadece ekonomik bir programa değil, aynı zamanda ahlaki bir siyaset anlayışına ihtiyacı vardır.

DEVLET ŞİRKET DEĞİLDİR!
Devlet yönetmek, şirket yönetmeye benzemez. Bir şirketi yönetirsiniz; patrona, müşteriye, çalışanlara ve ortaklara karşı sorumluluğunuz vardır.
Ama devleti yönetirken sorumluluğunuz çok daha büyüktür.
Çünkü devletin kasasındaki para, milletin parasıdır.
O paranın içinde; emeklinin alın teri, işçinin vergisi, çiftçinin kazancı, esnafın ödediği vergi, gencin geleceği, annenin çocuğu için ayırdığı para vardır daha da önemlisi, tüyü bitmemiş yetimin hakkı vardır.
Devlet yönetiminde yapılan her yanlışın sadece ekonomik değil, aynı zamanda ahlaki bir sorumluluğu vardır.
İşte helal siyaset tam olarak burada devreye girer.

FON KRİZİ EKONOMİK GÜVENE DARBE
Türkiye bir taraftan ekonomik sıkıntılarla mücadele ederken diğer taraftan kamuoyuna yansıyan fon krizi iddiaları hepimizi düşündürmelidir.
Ben bunu sadece ekonomik bir mesele olarak görmüyorum.
Benim şahsi değerlendirmeme göre, eğer kamu kaynaklarının ve vatandaşın güveninin istismar edildiği iddiaları, bu durum ekonomik sistemin güvenilirliğine ağır bir darbe vurur.
Hatta siyasi açıdan bakıldığında, bunun Cumhurbaşkanına ve iktidarın ekonomik yönetimine karşı postmodern bir ekonomik darbe niteliği taşıdığı dahi düşünülebilir.
Çünkü devlet ekonomik sıkıntılarla mücadele ederken, en yakın çevrelerde yaşanabilecek büyük ölçekli finansal suiistimaller yalnızca devlet hazinesine değil, toplumun devlete olan güvenine de zarar verir.
Bugün otoyolların, köprülerin ve kamu varlıklarının ekonomik kaynak oluşturmak amacıyla gündeme geldiği; bütçe imkanlarının zorlandığı yedek akçelerin tartışıldığı bir ortamda, kamuoyuna yansıyan büyük finansal skandalların ekonomik etkisi çok daha ağırdır.

DEVALÜASYON TEHLİKESİ
Benim şahsi kanaatim, mevcut ekonomik baskılar doğru politikalarla yönetilemezse önümüzdeki süreçte devalüasyon baskısının daha da artabileceği yönündedir.
Devalüasyon, sabit veya kontrollü kur rejimlerinde devlet ya da merkez bankası kararıyla ulusal para biriminin yabancı paralar karşısındaki değerinin resmî olarak düşürülmesidir.
Ancak mesele yalnızca döviz kuru değildir.
Döviz yükseldiğinde; üretim maliyetleri artar, ithalat pahalanır, akaryakıt ve enerji maliyetleri yükselir, gıda fiyatları baskılanır, vatandaşın alım gücü düşer.
Yani faturayı yine millet öder.
Peki çözüm nedir?
ÇÖZÜM; DENK BÜTÇE VE HAVUZ SİSTEMİ
Bana göre Türkiye'nin temel ekonomik çıkış yollarından biri denk bütçe anlayışıdır. Devlet gelirleri ile devlet giderleri arasında sürdürülebilir bir denge kurulmalıdır.
Kaynaklar belirli kesimlerin zenginleşmesine değil, milletin refahına hizmet etmelidir.
Havuz sistemi anlayışıyla kamu kaynakları daha şeffaf ve merkezi bir disiplin içinde yönetilmeli; halkın ürettiği değer yine halka maaş, sosyal destek, yatırım, eğitim, sağlık ve refah olarak dönmelidir.
Devletin asli görevi, belli çevreleri zenginleştirmek değil, milletin refahını artırmaktır.
28 ŞUBAT'IN EKONOMİK DERSİ
Burada merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca'yı da hatırlamak gerekir. 28 Şubat süreci yalnızca siyasi bir müdahale olarak değerlendirilmemelidir. Türkiye ekonomisi açısından da son derece ağır sonuçlar doğurmuştur.
Çeşitli resmi ve akademik çalışmalarda 28 Şubat sürecinin Türkiye ekonomisine maliyetine ilişkin 250 milyar dolar ile 390 milyar dolar arasında değişen hesaplamalar yapılmıştır.
Yüksek faiz, ekonomik istikrarsızlık, kamu bankalarındaki sorunlar ve siyasi belirsizlikler Türkiye'yi 2001 ekonomik krizine taşıyan şartları ağırlaştırmıştır.
Erbakan Hoca'nın savunduğu denk bütçe, kaynakların etkin kullanılması, üretim ve adil paylaşım anlayışı bugün yeniden tartışılmalıdır.
Çünkü ekonomik bağımsızlık olmadan siyasi bağımsızlık da tam anlamıyla mümkün değildir.

HELAL SİYASET BİR İHTİYAÇTIR
Bugün Türkiye'nin sadece yeni ekonomik programlara değil, yeni bir siyasi ahlak anlayışına ihtiyacı vardır.
Siyaset; makam için değil millet için, servet için değil hizmet için, kişisel çıkar için değil kamu yararı için, güç için değil adalet için yapılmalıdır.
Helal siyaset, işte bu anlayışın adıdır.
Yeniden Refah Partisi'nin “önce ahlak ve maneviyat” anlayışıyla birlikte düşündüğümüzde, “Helal Siyaset” kavramının Türk siyasi hayatında önemli bir tartışma başlatabileceğine inanıyorum.
Çünkü millet artık sadece “Kim yönetecek?” diye sormamalıdır.
Şunu da sormalıdır: Nasıl yönetecek? Kimin hakkını koruyacak?
Milletin emanetine nasıl sahip çıkacak?
En önemlisi: Yaptığı siyasetin hesabını sadece millete değil, Allah'a karşı da vereceğini hatırlayacak mı? İşte helal siyaset tam da budur.
Siyasetin içine yeniden ahlakı, adaleti, kul hakkını ve emaneti koymaktır.
Bugün Türkiye'nin ihtiyacı olan şey, sadece güçlü siyasetçi değildir.
Ahlaklı siyasetçidir.
Sadece güçlü devlet değildir.
Adil devlettir.
Sadece büyüyen ekonomi değildir.
Milletin refahını artıran ekonomidir.
Sadece yasal olan değildir.
Helal olanın peşinden giden bir siyaset anlayışıdır.
Bence Sayın Mehmet Altınöz'ün Türk siyaset gündemine taşıdığı “HELAL SİYASET” kavramını tam da bu nedenle önemlidir.
Çünkü artık Türkiye’de siyasetin yeniden şu soruyu sormasının zamanı gelmiştir:
“Yaptığımız şey yasal mı?”dan önce, “Yaptığımız şey HELAL mi?”
Allah’a ısmarladık…