İYİLEŞMENİN REÇETESİ
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Son zamanlarda dikkat ettiniz mi?
Aynı masada oturan insanlar birbirine değil, ekranlarına bakıyor. Bir kafede dört arkadaş buluşuyor ama sohbetten çok telefonlar konuşuyor. Anne babalar çocuklarıyla vakit geçirirken bile bir yandan bildirimleri kontrol ediyor. Yürüyüşe çıkan insanlar gökyüzüne değil, avuçlarının içindeki ekrana bakıyor.
Garip olan şu ki, tarihin hiçbir döneminde bu kadar bağlantı imkânına sahip olmamıza rağmen kendimizden, ailemizden, çevremizden ve hatta duygularımızdan bu kadar uzaklaşmış görünmüyoruz.
Telefonlarımız cebimizde taşıdığımız küçük cihazlar olmaktan çıktı. Onlar artık gündemimizi belirleyen, dikkatimizi yöneten, neye üzüleceğimize, neye öfkeleneceğimize ve hatta neyi konuşacağımıza karar veren görünmez birer refakatçiye dönüştü.
Sabah gözümüzü açar açmaz ekranla buluşuyoruz. Gece uyumadan önce son baktığımız şey de çoğu zaman yine bir ekran oluyor. Gün içinde yüzlerce içerik görüyor, onlarca habere maruz kalıyor, sayısız yorum okuyoruz. Fakat bütün bu yoğun bilgi trafiğinin içinde giderek daha az düşünüyor, daha az hissediyor ve daha az fark ediyor olabilir miyiz?
İşte dijital detoks tam da bu sorunun etrafında şekilleniyor.
Dijital detoks, teknolojiyi hayatımızdan çıkarmak değildir. Telefonu kırıp atmak ya da internetten tamamen uzaklaşmak da değildir. Aslında mesele çok daha basittir: Dikkatimizi geri almak.
Çünkü modern çağın en değerli şeyi zaman değil, dikkattir.
Bir insanın dikkati dağıldığında yalnızca odaklanma becerisi zarar görmez. Aile ilişkileri zayıflar, düşünme kapasitesi azalır, empati körelir ve çevresinde olup bitenleri fark etme yeteneği giderek zayıflar.
Bugün birçok kişi zihinsel olarak yorgun hissediyor. Bunun önemli nedenlerinden biri sürekli maruz kaldığımız bilgi bombardımanıdır. İnsan zihni gün boyunca durmaksızın akan görüntüler, videolar, haberler ve tartışmalar arasında nefes almaya fırsat bulamıyor. Sürekli açık kalan bir musluk nasıl bir süre sonra taşkına neden olursa, sürekli uyaran altında kalan bir zihin de zamanla yoruluyor.
Bu yorgunluk çoğu zaman fiziksel değildir. Kişi saatlerce dinlense bile zihinsel olarak tükenmiş hissedebilir. Çünkü dinlenmek ile oyalanmak aynı şey değildir.
Telefonla geçirilen birkaç saat çoğu zaman dinlenme olarak görülse de gerçekte zihin hâlâ çalışmaya devam etmektedir. Sürekli yeni içeriklere maruz kalan beyin, aslında sessizliğe hiç ulaşamamaktadır.
Oysa insanın bazen sessizliğe ihtiyacı vardır.
Sessizlik yalnızca sesin olmaması değildir. Aynı zamanda zihnin kendisiyle baş başa kalabilmesidir.
Ekranlardan biraz uzaklaşıldığında ilk fark edilen şeylerden biri budur. İnsan yeniden düşünmeye başlar. Uzun zamandır ertelediği sorular aklına gelir. Kendi duygularını daha net duyar. Hayatın içinde otomatik pilota bağlanmış gibi sürdürdüğü birçok davranışı sorgulamaya başlar.
Belki de bu yüzden son yıllarda birçok insan, kendini sürekli meşgul olmasına rağmen tatmin olmamış hissediyor. Günler geçiyor, işler yapılıyor, içerikler tüketiliyor ama günün sonunda geriye anlamlı bir şey kalmadığı hissi oluşabiliyor. Çünkü insan yalnızca tüketerek değil, yaşayarak ve hissederek var olur.
Dijital dünyanın en büyük etkilerinden biri de karşılaştırma kültürünü büyütmesidir. Sosyal medyada herkes mutlu, herkes başarılı, herkes kusursuz görünür. İnsanlar hayatlarının en parlak anlarını paylaşırken, sıradan ve zor günlerini çoğu zaman gizler. Buna rağmen ekranın karşısındaki kişi kendi gerçek hayatını, başkalarının seçilmiş görüntüleriyle kıyaslamaya başlar.
Bir süre sonra sahip olduklarına değil, sahip olmadıklarına odaklanır.
Oysa mutluluk çoğu zaman daha fazlasına sahip olmakta değil, elindekilerin değerini fark edebilmekte gizlidir.
Dijital detoksun önemli katkılarından biri de tam burada ortaya çıkar. İnsan dikkatini başkalarının hayatından çekip kendi hayatına çevirmeye başlar. Kendi ailesini, kendi dostlarını, kendi hikâyesini ve kendi imkânlarını yeniden görür.
Bu süreç aile ilişkilerine de doğrudan yansır.
Bugün birçok aile aynı evde yaşamasına rağmen birbirini yeterince tanımıyor. Çünkü birlikte geçirilen zaman giderek azalıyor. Çocuklar büyüyor, anne babalar yaşlanıyor, yıllar geçiyor fakat çoğu an ekranların gölgesinde kayboluyor.
Bir gün dönüp geriye baktığımızda hatırlayacağımız şeyler sosyal medyada geçirdiğimiz saatler olmayacak. Birlikte edilen sohbetler, paylaşılan kahkahalar, yapılan yolculuklar ve kurulan bağlar olacak.
İnsan hayatının en değerli yatırımı ilişkileridir.
Bu nedenle dijital detoks yalnızca bireysel bir tercih değil, aynı zamanda aileyi koruyan bir alışkanlıktır.
Çocuklar özellikle bu konuda dikkatle ele alınmalıdır. Çünkü çocuklar söyleneni değil, gördüğünü öğrenir. Sürekli telefonla meşgul olan bir ebeveyn, çocuğuna ekranı bırakmasını ne kadar söylerse söylesin etkili olması zordur.
Çocukların en çok ihtiyaç duyduğu şey pahalı oyuncaklar değil, dikkat ve ilgidir.
Bazen on dakika boyunca gerçekten dinlenen bir çocuk, saatlerce yanında bulunulan ama fark edilmeyen bir çocuktan daha mutlu olabilir.
Dijital detoksun bir diğer boyutu ise doğayla ilişkimizi yeniden kurmasıdır.
Çoğumuz artık mevsimleri bile ekranlardan takip ediyoruz. Yağmurun yağdığını hava durumu uygulamasından öğreniyoruz. Gün batımını fotoğraf çekmek için izliyoruz. Oysa doğa izlenecek bir görüntü değil, hissedilecek bir deneyimdir.
Sabah erken saatlerde duyulan kuş sesleri, yağmurdan sonra toprağın kokusu, rüzgârın ağaç yapraklarında oluşturduğu hareket, insan ruhunda tarif edilmesi zor bir dinginlik oluşturur.
Belki de bunun nedeni doğanın bizden hiçbir şey istememesidir.
Beğeni istemez.
Takip istemez.
Yorum istemez.
Reklam göstermez.
Sadece vardır.
Bu sadelik modern insanın unuttuğu bir huzuru içinde taşır.
Doğayla yeniden bağ kuran insanlar çoğu zaman kendi iç dünyalarıyla da yeniden bağ kurmaya başlar. Çünkü insan dış dünyadaki gürültüden uzaklaştıkça kendi iç sesini daha net duyar.
Bu durum merhamet duygusunu da besler.
Merhamet çoğu zaman sakin bir zihnin ürünüdür. Sürekli öfkeye, korkuya ve kutuplaşmaya maruz kalan insanlar zamanla duyarsızlaşabilir. Her gün onlarca tartışma, yüzlerce sert yorum ve bitmek bilmeyen bir gerginlik atmosferiyle karşılaşan bireyler, farkında olmadan duygusal bir savunma mekanizması geliştirebilir.
Bunun sonucunda acılar sıradanlaşmaya başlar.
Oysa bir toplumun geleceğini belirleyen şey yalnızca ekonomik göstergeler veya teknolojik gelişmeler değildir. Aynı zamanda vicdan kapasitesidir.
Merhametini kaybeden toplumlar, zamanla birbirini anlamakta zorlanır.
Empatisini kaybeden toplumlar ise ortak yaşam kültürünü korumakta güçlük çeker.
Dijital detoks, insanı yeniden insan hikâyeleriyle buluşturur. Sokakta yürürken yaşlı bir insanın yalnızlığını fark etmeyi, bir çocuğun sevincini görebilmeyi, yardıma ihtiyacı olan bir canlıya duyarsız kalmamayı kolaylaştırabilir.
Çünkü merhamet çoğu zaman bakmakla başlar.
Bunun yanında dijital detoks düşünme becerilerimizi de güçlendirir.
Günümüzde bilgiye ulaşmak son derece kolaydır. Ancak bilgiye ulaşmak ile düşünmek aynı şey değildir. İnsanlar artık çok daha fazla şey biliyor olabilir fakat daha derin düşünmek için daha az zaman ayırıyor olabilirler.
Bir konu hakkında gerçekten düşünmek sabır ister.
Sessizlik ister.
Odaklanma ister.
Sürekli bölünen dikkat ise bu süreci zorlaştırır.
Belki de bu nedenle günümüzün en büyük ihtiyaçlarından biri daha fazla bilgi değil, daha fazla muhakemedir.
Ne okuyacağını bilen kadar, neyi okumaması gerektiğini bilen insanlara da ihtiyaç vardır.
Ne söyleyeceğini bilen kadar, ne zaman susması gerektiğini bilen insanlara da ihtiyaç vardır.
Dijital detoks tam olarak bu alanı açar.
İnsana düşünmek için boşluk bırakır.
Modern hayat bize sürekli daha hızlı olmamız gerektiğini söylüyor. Daha hızlı tüketmek, daha hızlı cevap vermek, daha hızlı hareket etmek...
Fakat hayatın en değerli şeyleri hızla oluşmaz.
Güven zaman ister.
Dostluk zaman ister.
Aile bağları zaman ister.
Bilgelik zaman ister.
Karakter zaman ister.
Bir ağacın kök salması gibi, insanın da sağlamlaşabilmesi için zamana ihtiyacı vardır.
Belki de dijital detoksun asıl anlamı burada gizlidir.
Ekranlardan kaçmak değil, hayata geri dönmek.
Bir süreliğine bildirimlerden uzaklaşmak.
Kendimize, ailemize ve çevremize yeniden bakmak.
Unuttuğumuz sesleri yeniden duymak.
Fark etmediğimiz güzellikleri yeniden görmek.
Ve en önemlisi, sürekli bağlantıda olmanın aslında sürekli temas halinde olmak anlamına gelmediğini anlayabilmek.
Çünkü bazen telefonun ekranını kapattığımızda dünyadan kopmayız.
Tam tersine, uzun zamandır ihmal ettiğimiz gerçek hayata yeniden bağlanırız.
Alın size iyileşmenin reçetesi!
Not:
Muayene ve tedavi ücreti talep etmiyorum.
Sadece tek bir ricam var:
Sevin...
Birbirinizi sevin.
Gökyüzünü sevin.
Denizi sevin.
Doğayı sevin.
Renkleri sevin.
Hayvanları sevin.
Kendinizi sevin.
Bayrağınızı sevin.
Tarihinizi sevin.
Devletinizi sevin.
Yaratılanı, Yaradan'dan ötürü sevin.
Bir yetimin başını okşayın.
Yemeğinizi aç bir insanla paylaşın.
Bir kap suyu susamış bir canla buluşturun.
Kurumuş bir toprağa bir damla su verin.
Sonra durup izleyin...
Toprağın kokusuyla size nasıl teşekkür ettiğini görün.
Karnını doyurduğunuz canlının gözlerine otuz saniye bakın.
Bir çocuğun yüzündeki tebessümü seyredin.
İşte o zaman fark edeceksiniz;
Kalbinizde ince bir sızı olacak.
Uzun zamandır unuttuğunuz bir duygu usulca içinize dokunacak.
Şükredeceksiniz.
Ve belki de ilk kez, gerçekten yaşadığınızı hissedeceksiniz.