KAAN KORA ÜZERİNDEN: PSİKİYATRİDE GÜVENLİK TEK TARAFLI OLMAZ
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Kaan Kora hakkında uzun zamandır yazıyorum.
Eleştirdim, sorguladım, zaman zaman oldukça sert sorular sordum. Bunu yaparken kendi yaşadığım tedavi sürecinden, bende bıraktığı etkilerden, anlamlandıramadığım noktalardan ve yıllar sonra dahi üzerinde düşünme ihtiyacı hissettiğim deneyimlerden yola çıktım.
Psikiyatride hastanın kırılganlığını, hekimin sahip olduğu mesleki gücü, sessizliğin yarattığı belirsizliği ve sınırların önemini anlattım.
Fakat bugün aynı hikâyeye başka bir yerden bakmak istiyorum.
Çünkü insan yalnızca karşısındakini değil, kendi bakış açısını da sorgulayabilmeli.
Ve benim bugün sormak istediğim soru şu:
Peki psikiyatristin güvenliği?
Bir kişiyi eleştirmek, onun haklarını yok saymak anlamına gelmez.
Bir hekimin davranışlarını sorgulamak da o hekimin güvenlik hakkını ortadan kaldırmaz.
Hatta bence gerçek ilke tam burada sınanır.
Sadece kendi hakkımızı savunmak kolaydır.
Eleştirdiğimiz insanın hakkını da savunabiliyorsak mesele kişisel olmaktan çıkar.
Benim Kaan Kora ile yaşadığım süreç bana önce hastanın ne kadar kırılgan hale gelebileceğini gösterdi.
Psikiyatri odasına giren insan her zaman hayatının en güçlü döneminde değildir. Yardım arar. Anlaşılmak ister. Bazen karşısındaki hekimin bir cümlesine, davranışına, yakınlığına, mesafesine, hatta sessizliğine bile gündelik bir insan ilişkisinde yüklemeyeceği kadar büyük anlamlar yükleyebilir.
Çünkü psikiyatri odası sıradan bir oda değildir.
Karşınızdaki insan da sıradan bir tanışıklık değildir.
Ben de kendi deneyimimde söylenenleri düşündüm.
Söylenmeyenleri de.
İletişimi düşündüm.
Sessizliği de.
Yakınlığı sorguladım.
Mesafeyi de.
Bazı sınırların neden daha açık çizilmediğini düşündüm. Bazı davranışların bende neden farklı anlamlar yarattığını sorguladım. Yaşadıklarımı kendi açımdan anlamlandırmaya çalıştım ve sonunda bunları kamuoyu önünde tartışmaya başladım.
Fakat aynı deneyime bugün başka taraftan bakınca şunu da görüyorum:
Hasta yoğun duygular yaşayabiliyorsa psikiyatrist de o yoğunluğun karşısında bulunan bir insandır.
Onun da kişisel alanı vardır.
Onun da özel hayatı vardır.
Onun da istemediği bir iletişimi sürdürmeme hakkı vardır.
Onun da rahatsız olabileceği, kaygılanabileceği veya kendisini korumak isteyebileceği durumlar olabilir.
Ve onun da güvenlik hakkı vardır.
O halde neden psikiyatride güvenliği tek taraflı konuşuyoruz?
Hasta mı korunmalı, psikiyatrist mi?
Bence bu sorunun kendisi yanlış.
İkisi de korunmalı.
Çünkü aynı odada iki ayrı insan ve iki ayrı güvenlik ihtiyacı vardır.
Hasta açısından güvenlik; dinlenmek, küçümsenmemek, damgalanmamak, mahremiyetinin korunması, tedavisi hakkında bilgilendirilmek, kişisel sınırlarına saygı gösterilmesi ve mümkün olduğunca belirsizlik içinde bırakılmamak demektir.
Psikiyatrist açısından güvenlik ise tehdit edilmeden, tacize uğramadan, takip edilmeden, özel hayatına müdahale edilmeden ve korku altında çalışmadan mesleğini sürdürebilmektir.
Bu iki güvenlik birbirinin rakibi değildir.
Tam tersine birbirine bağlıdır.
Kendisini güvende hissetmeyen hasta hekime güvenmekte zorlanabilir.
Kendisini güvende hissetmeyen psikiyatrist de hastasıyla sağlıklı bir mesleki ilişki yürütmekte zorlanabilir.
Demek ki güvenlik iki tarafın arasına örülecek bir duvar değil, ikisinin üzerinde durabileceği ortak zemin olmalıdır.
Psikiyatride yoğun duygular ortaya çıkabilir.
Öfke olabilir.
Hayal kırıklığı olabilir.
Bağlanma olabilir.
Korku olabilir.
Yanlış anlaşılma olabilir.
Ama her yoğun duygu tehlike değildir.
Her sınır koyma reddetme değildir.
Her anlaşmazlık istismar değildir.
Her güvenlik kaygısı da damgalama değildir.
Bunları birbirinden ayırabilecek kadar sakin bir dile ihtiyacımız var.
Psikiyatrik tanısı bulunan bir insanı yalnızca tanısından hareketle potansiyel tehdit olarak görmek kabul edilemez.
Ama bunun karşısına başka bir yanlış da koymamalıyız.
Psikiyatrist de “Mesleğin bu, katlanacaksın” denilerek her davranışı sineye çekmek zorunda bırakılabilecek biri değildir.
Hastanın hakkı vardır.
Psikiyatristin de.
Hastanın sınırı vardır.
Psikiyatristin de.
Hastanın güvenliği vardır.
Psikiyatristin de.
Ve hepsinden önemlisi:
İki taraf da insandır.
Ben kendi deneyimimden sınırların önemini belki de bu nedenle daha fazla çıkardım.
Sınır her zaman insanları birbirinden uzaklaştırmak için çizilmez.
Bazen iki insanı da korumak için çizilir.
Hasta ilişkinin niteliğini mümkün olduğunca açık biçimde anlayabilmelidir.
Hangi iletişimin uygun olduğunu bilmelidir.
Hangi davranışın mesleki ilişkinin dışında kaldığını anlayabilmelidir.
Mesafe konuluyorsa bunun mümkün olduğu ölçüde açık biçimde ifade edilmesi, belirsizliğin büyümesinin önüne geçebilir.
Psikiyatrist de kendisini rahatsız eden veya güvenliğini tehdit ettiğini düşündüğü bir durum ortaya çıktığında sınırını açık, profesyonel ve damgalamayan bir dille koyabilmelidir.
Çünkü benim deneyimimden çıkardığım önemli sonuçlardan biri şudur:
Konuşulmayan şey her zaman yok olmaz. Bazen büyür.
Hasta sessizliği kendi dünyasında yorumlar.
Psikiyatrist hastanın davranışını kendi dünyasında yorumlar.
İletişim azaldıkça yorum çoğalabilir.
Yorum çoğaldıkça iki insan aynı olayın içinde birbirinden tamamen farklı iki hikâye yaşamaya başlayabilir.
Bir taraf kendisini terk edilmiş hissederken diğer taraf mesafe koyduğunu düşünebilir.
Bir taraf açıklama beklerken diğer taraf iletişim kurmamayı daha güvenli bulabilir.
Bir taraf sessizliği mesaj olarak okuyabilir, diğer taraf ise tam tersine hiçbir mesaj vermediğini düşünebilir.
İşte tam burada açık sınırların değeri ortaya çıkar.
Bu nedenle psikiyatride güvenlik yalnızca kapıya güvenlik görevlisi koymak değildir.
Güvenlik aynı zamanda iletişimdir.
Açıklıktır.
Sınırdır.
Gerektiğinde “hayır” diyebilmektir.
Gerektiğinde yardım isteyebilmektir.
Gerektiğinde başka bir hekime yönlendirebilmektir.
Ve gerekiyorsa bir tedavi ilişkisinin sürdürülüp sürdürülemeyeceğini yeniden değerlendirebilmektir.
Bütün bunlar hastayı aşağılamadan, damgalamadan veya düşmanlaştırmadan yapılabilmelidir.
Aynı sorumluluk hastanın tarafında da vardır.
Hasta hak sahibidir; fakat hekimin özel hayatı üzerinde hak sahibi değildir.
Tedaviyi sorgulayabilir.
Hekimini eleştirebilir.
Şikâyet hakkını kullanabilir.
Hukuki yollara başvurabilir.
Kamuoyunda tartışabilir.
Ancak hiçbir hak karşı tarafın güvenliğini ihlal eden davranışları kendiliğinden meşru hale getirmez.
Aynı ilke psikiyatrist açısından da geçerlidir.
Psikiyatrist kendisini koruyabilir.
Mesafe koyabilir.
İletişimi sınırlandırabilir.
Gerektiğinde yardım isteyebilir.
Fakat “güvenlik” kavramı da hastanın psikiyatrik tanısını onun söylediklerini peşinen değersizleştirmenin aracına dönüşmemelidir.
Çünkü güvenlik bile yanlış kullanıldığında güç aracına dönüşebilir.
Tam da bu nedenle üçüncü bir dile ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.
Ne hastayı susturan bir dil.
Ne psikiyatristi şeytanlaştıran bir dil.
Ne unvanı dokunulmaz hale getiren bir dil.
Ne de hastanın her davranışını yalnızca kırılganlıkla açıklayan bir dil.
İki insanı da görebilen bir dil.
Ben Kaan Kora'yı eleştirmiş biri olarak bugün aynı açıklıkla şunu da söyleyebilmeliyim:
Kaan Kora'nın da güvenlik hakkı vardır.
Bunu söylemek geçmişte dile getirdiğim eleştirileri geri almak değildir.
Tam tersine, savunduğum düşüncenin samimiyetini sınamaktır.
Çünkü yalnızca benim hakkımı koruyan bir ilke, ilke değildir.
Hasta olarak benim güvenliğim önemliyse psikiyatristin güvenliği de önemlidir.
Psikiyatristin güvenliği önemliyse hastanın güvenliği de önemlidir.
Birinin korkusu diğerinin korkusunu hükümsüz kılmaz.
Birinin hakkı diğerinin hakkını yutmaz.
Birinin korunması diğerinin susturulmasını gerektirmez.
Elbette gerçek bir tehdit, şiddet, taciz veya başka bir hukuki ihlal ortaya çıktığında gerekli hukuki ve kurumsal mekanizmalar işletilmelidir.
Uzlaştırıcı olmak, ihlale sessiz kalmak değildir.
Uzlaşma başka bir şeydir.
Henüz konuşulabilecek yerde konuşabilmektir.
Sınırı zamanında koyabilmektir.
Karşıdakini düşmana dönüştürmeden “Buraya kadar” diyebilmektir.
Gerektiğinde mesafeyi artırabilmek ve gerekiyorsa ilişkiyi güvenli biçimde sonlandırabilmektir.
Ben bugün kendi deneyimime yalnızca:
“Bana ne oldu?”
sorusuyla bakmak istemiyorum.
Bir soru daha ekliyorum:
“Böyle bir süreçte iki tarafın da güvenliği nasıl daha iyi korunabilirdi?”
Bence geleceğe yararı olacak soru budur.
Çünkü geçmişte kimin kazandığını ilan etmek gelecekte aynı sorunların yaşanmasını engellemez.
Ama geçmişten bir güvenlik kültürü çıkarabilirsek, başka hastaların ve başka psikiyatristlerin yaşayabileceği sorunları belki azaltabiliriz.
Psikiyatri odasının yeni cephelere ihtiyacı yok.
Daha fazla açıklığa ihtiyacı var.
Daha sağlıklı sınırlara ihtiyacı var.
Daha az damgalamaya ihtiyacı var.
Daha fazla karşılıklı sorumluluğa ihtiyacı var.
Ve birbirini düşman olarak görmek yerine aynı ilişkinin farklı taraflarında bulunan iki insanı birlikte koruyabilecek bir anlayışa ihtiyacı var.
Hasta psikiyatristin doğal düşmanı değildir.
Psikiyatrist de hastanın doğal düşmanı değildir.
İnsan riskten korunur.
Hak ihlalden korunur.
İlişki ise açıklık, sınır, sorumluluk ve karşılıklı saygıyla korunur.
Kaan Kora üzerinden yıllardır sorduğum soruların yanına bugün belki de en uzlaştırıcı olanını ekliyorum:
“Hasta mı korunmalı, psikiyatrist mi?” diye birbirimizi iki ayrı cepheye ayırmak yerine, “İkisini aynı anda nasıl koruyabiliriz?” diye sormanın zamanı gelmedi mi?