MİSAFİRLİKLER DE RANDEVULU OLDU

MİSAFİRLİKLER DE RANDEVULU OLDU

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Eylül 22, 2026 - 22:06

Bir zamanlar çay içmek, hal hatır sormak ve bir akrabanın ya da komşunun kapısını çalmak için günler öncesinden plan yapmak gerekmiyordu. Şimdi ise aynı şehirde, hatta aynı apartmanda yaşayan insanlar bile birbirine ulaşmak için randevu bekliyor. Belki de özlediğimiz yalnızca eski misafirlikler değil, birbirimize ayırabildiğimiz zamandı.

Eskidendi çay içmeye gitmek…

Eskidendi çat kapı misafirliğe gitmek.

Öyle günler öncesinden plan yapılmazdı. “Evde misiniz?” diye telefon açılmaz, “Müsait misiniz?” diye sorulmazdı.

Canın mı çekti? Bir akrabanı, bir komşunu görmek mi istedin?

Giderdin.

Evde bulamazsan da “Hadi, çıkmışken başka bir akrabaya, komşuya gidelim.” denirdi.

Şimdi ise misafirlikler bile randevulu.

Sanki hastaneden randevu alır gibi günler öncesinden gün belirliyoruz. O gün müsait olabilmek için program yapıyoruz.

Çat kapı ziyaret, artık “Şimdi müsait misiniz?” demek için değil; ileri bir tarihe müsaitlik oluşturmak için yapılıyor.

ESKİDEN KAPILAR DA GÖNÜLLER DE AÇIKTI

Eskiden kapılar da gönüller de daha açıktı.

Kapılarımızı kilitlemezdik. Bir öğün kendi evimizde yemek yiyorsak, bir de kapı komşumuz Fatma teyzemizin yemeğini yerdik.

Onların evinde uyusak, kalsak İsmail amcamız, “Niye burada kalıyorsunuz?” demezdi.

“Amca, teyze” diyorum çünkü biri babamın, biri annemin kardeşi gibiydi.

Rabbim ikisine de hayırlı, uzun ömürler versin. Hâlâ da öyleler…

Belki de o günlerde insanlar birbirlerinin hayatına daha fazla dahil oluyordu.

Bir tabak yemek, bir bardak çay, kapı önünde edilen birkaç çift laf…

Bunların hiçbirisi özel bir organizasyon gerektirmiyordu.

BİR ÇAYIN HATIRI VARDI

Çat kapı gitsen, müsait olmamak neredeyse bir kural oldu.

Hasta ziyaretinin kısası makbuldü.

Şimdi ise galiba bütün ziyaretlerin randevulu ve kısası makbul.

Bir çay içip iki çift laf etmek, hal hatır sormak, kapının önünde biraz sohbet etmek bile yetiyor.

Peki neredesiniz eski komşular?

Çat kapı gidildiğinde yüzünde tebessüm, gözünde hasret olan insanlar…

Bir fincan çayın yanında saatlerce süren neşeli sohbetler…

“Bir şey yemedin mi?” diye ısrar eden teyzeler…

“Biraz daha otur.” diye kapıda uğurlayan amcalar…

Şimdi ise çoğu zaman saatin kaç olduğuna bakıyoruz.

Bir yere yetişmemiz, tamamlamamız gereken bir iş, cevaplamamız gereken bir mesaj oluyor.

ÖZLEDİĞİMİZ SADECE ESKİ MİSAFİRLİKLER DEĞİL

Birbirimize ayıracak vaktimizin olduğu günler…

Kapıların daha az kilitlendiği, gönüllerin daha çok açıldığı zamanlar…

Şimdi misafirliğe gitmek için randevu alıyoruz.

Ama galiba asıl kaybettiğimiz şey, birbirimize kendiliğinden gitme cesaretimiz.

Eskiden insanlar birbirine daha yakındı.

Şimdi ise aynı şehirde, hatta aynı apartmanda yaşayıp birbirimize randevuyla ulaşabiliyoruz.

Belki de mesele misafirlik değil.

Mesele, hayatlarımızda birbirimize ayıracak bir boşluk bırakıp bırakmadığımız.

Belki bugün bir takvime bakmadan, telefon açmadan, “Müsait misin?” demeden bir kapıyı çalmak gerekir.

Belki de eski günlerden bize kalan en güzel şey budur:

Bir kapının ardında bizi bekleyen bir çay, bir sandalye ve “Biraz daha otur.” diyen bir ses…