TANI MI KONUŞUYOR, İNSAN MI?
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Görünmeyen Hasta Hakları
Psikiyatri hastalarının karşı karşıya kaldığı en büyük sorunlardan biri her zaman hastalık değildir.
Bazen sorun, hastalığın önüne geçen etikettir.
Toplumda hâlâ psikiyatrik tanılarla ilgili ciddi önyargılar bulunmaktadır.
Bir kişi kanser olduğunu söylediğinde genellikle destek görür.
Kalp hastası olduğunu söylediğinde anlayışla karşılanır.
Ancak konu psikiyatrik bir tanı olduğunda tablo değişebilmektedir.
Çünkü psikiyatrik tanılar çoğu zaman yalnızca bir sağlık durumu olarak görülmez.
Bazı insanlar için bu tanılar, kişinin karakterine, güvenilirliğine ve hatta anlattığı gerçeklere ilişkin peşin hükümler üretmenin aracı hâline gelebilir.
İşte damgalanmanın en tehlikeli biçimi de burada ortaya çıkar.
Çünkü kişi yalnızca hasta olarak değil, aynı zamanda güvenilmez biri olarak görülmeye başlanabilir.
Anlattıkları şüpheyle karşılanabilir.
Yaşadığı mağduriyet küçümsenebilir.
İddiaları araştırılmadan reddedilebilir.
Ve bazen yalnızca aldığı tanı nedeniyle söyledikleri daha baştan değersiz kabul edilebilir.
Oysa bir insanın bipolar bozukluğa, depresyona veya başka bir psikiyatrik tanıya sahip olması, onun dürüstlüğünü ortadan kaldırmaz.
Tanılar insanı güvenilmez yapmaz.
Tanılar insanı yalancı yapmaz.
Tanılar insanı değersiz yapmaz.
Ne yazık ki damgalanma yalnızca toplumdan kaynaklanan bir sorun da değildir.
Bazı hastaların en büyük korkularından biri, yardım almak için başvurdukları sistem içerisinde de tanılarının önlerine geçirilmesidir.
Bir noktadan sonra kişi şu soruyu sormaya başlayabilir:
“Benim anlattıklarım gerçekten değerlendiriliyor mu, yoksa yalnızca tanım mı konuşuyor?”
İşte bu soru son derece rahatsız edicidir.
Çünkü hasta için güvenli olması gereken bir sistem içerisinde, kişinin kendisini duyuramadığını hissetmesi başlı başına bir sorundur.
Daha da önemlisi, bazı hastalar şu kaygıyı taşımaktadır:
“Ya yaşadığım bir mağduriyet, bir etik ihlal, bir yanlış uygulama veya bir haksızlık varsa ve ben bunu anlattığımda konu yaşananlar değil de tanım olursa?”
Bu soru hafife alınabilecek bir soru değildir.
Çünkü psikiyatrik tanılar bazen yalnızca tedavi amacıyla kullanılan tıbbi kavramlar olmaktan çıkıp, kişinin anlattıklarını değersizleştiren görünmez etiketlere dönüşebilmektedir.
Ve işte o noktada tehlikeli bir algı ortaya çıkmaktadır:
“Psikiyatri hastasıysa güvenilir değildir.”
Oysa hasta olmak güvenilmez olmak değildir.
Psikiyatrik tanı almak yalancı olmak değildir.
Bir ruhsal rahatsızlığa sahip olmak, yaşanan olayların gerçek olmadığı anlamına gelmez.
Bir insan hem psikiyatri hastası olabilir hem de haklı olabilir.
Hem bipolar olabilir hem mağdur olabilir.
Hem depresyonda olabilir hem gerçeği söylüyor olabilir.
Hem tedavi görüyor olabilir hem de bir haksızlığa uğramış olabilir.
Ancak damgalanmanın en ağır sonuçlarından biri, kişinin anlattığı olayların içeriğinin değil, tanısının tartışılmaya başlanmasıdır.
O noktada deliller geri planda kalır.
Yaşananlar geri planda kalır.
İddialar geri planda kalır.
Tanı öne çıkar.
Ve bazen kişi farkında olmadan kendi hikâyesinin öznesi olmaktan çıkar, tanısının gölgesinde kalan bir nesneye dönüşür.
Daha da rahatsız edici olan ise bazı hastaların zaman zaman psikiyatri sistemi içerisinde de benzer bir risk bulunduğunu düşünmesidir.
Bazı hastalar, dile getirdikleri eleştirilerin, yaşadıkları mağduriyetlerin veya etik ihlal iddialarının doğrudan içerikleri üzerinden değil, sahip oldukları tanılar üzerinden değerlendirilmesinden endişe etmektedir.
Bu endişenin kendisi bile üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir hasta hakları meselesidir.
Çünkü hasta hakları yalnızca tedaviye erişim hakkı değildir.
Hasta hakları aynı zamanda dinlenilme hakkıdır.
Ciddiye alınma hakkıdır.
Peşinen değersizleştirilmeme hakkıdır.
Ve belki de en önemlisi:
TANISININ GÖLGESİNDE KAYBOLMAMA HAKKIDIR.
Elbette psikiyatristlerin görevi belirtileri değerlendirmek ve klinik gözlem yapmaktır.
Ancak hiçbir mesleki değerlendirme, kişinin anlattığı her şeyi otomatik olarak geçersiz kılan bir mekanizmaya dönüşmemelidir.
Çünkü;
Her itiraz sanrı değildir.
Her öfke hastalık belirtisi değildir.
Her şüphe paranoya değildir.
Her eleştiri patoloji değildir.
Ve her hasta, tanısından çok daha fazlasıdır.
Belki de bugün ruh sağlığı alanında en az konuşulan hasta hakkı şudur:
İNSAN OLARAK DUYULMA HAKKI
Çünkü bazen insanlar hastalıklarından değil, üzerlerine yapıştırılan etiketlerden zarar görürler.
Ve bazen bir insanın verdiği en büyük mücadele, hastalığıyla değil; ona inanmayanlarla olur.