ANAYASA MAHKEMESİ’NE AÇIK MEKTUP
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
7527 SAYILI KANUN ÇOK ACİL İPTAL EDİLMELİDİR!
GÖRÜN ARTIK!
Türkiye’de yaşananları yalnızca “sokak hayvanları meselesi” olarak görmeye devam etmek, sahadaki tabloyu okumamak demektir. 7527 sayılı Kanun’un uygulanmasıyla birlikte ortaya çıkan görüntüler, barınaklara ilişkin ağır iddialar, hayvanların akıbetine dair belirsizlikler, şiddet görüntüleri ve toplumda giderek sertleşen kutuplaştırıcı dil artık ciddi biçimde ele alınmak zorundadır. Burada mesele birkaç hayvanın kaderi değildir. Mesele, şiddetin hangi noktada normalleştirildiği ve toplumun şiddete karşı bağışıklığının nasıl kırıldığıdır.
Bir toplumda öldürme dili normalleşmeye başladığında bunun sonuçları yalnızca hayvanlarla sınırlı kalmaz. Önce savunmasız canlı hedef hâline gelir. Ardından şiddet meşrulaştırılır. Sonra şiddeti uygulayan kişi kendisini haklı görmeye başlar. Daha sonra hedef genişler. Bugün hayvana yönelen şiddetin yarın çocuğa, kadına, yaşlıya veya başka bir savunmasız insana yönelip yönelmeyeceği konusunda hiç kimse kayıtsız kalamaz. Şiddetin hedefi değişebilir; fakat şiddeti meşrulaştıran zihniyet aynı kalabilir.
İşte Anayasa Mahkemesinin önündeki mesele tam da budur.
GÖRÜN! ŞİDDET OKULLARA KADAR SİRAYET ETMİŞSE, BUNU ARTIK SADECE HAYVAN MESELESİ OLARAK GÖREMEZSİNİZ!
14 yaşındaki bir çocuğun hayvan öldürmesi ve ardından okul saldırısıyla ilişkilendirilen bir olayın yaşanması, toplumun bütün kurumları tarafından son derece ciddi biçimde incelenmesi gereken bir güvenlik ve çocuk koruma meselesidir. Böyle bir olayın bütün nedenlerini tek bir kanuna bağlamak doğru değildir; ancak hayvana yönelik şiddetin, dijital ortamda şiddet içeriklerinin ve öldürmeyi sıradanlaştıran söylemlerin çocuklar üzerindeki etkisi de araştırılmadan geçilemez.
Çünkü çocukların önüne sürekli olarak “öldür”, “yok et”, “temizle”, “hepsini ortadan kaldır” mantığı konulursa, toplumun şiddet eşiğinin düşmesinden endişe etmek için ayrıca bir felaket beklemek gerekmez.
Şiddet öğrenilebilir.
Şiddet taklit edilebilir.
Şiddet dijital ortamda yayılabilir.
Şiddet grup davranışına dönüşebilir.
Ve şiddet normalleştirildiğinde hedef yalnızca hayvan olarak kalmayabilir.
Bu nedenle 7527 sayılı Kanun’un uygulanmasının toplumsal şiddet üzerindeki etkileri bilimsel ve bağımsız biçimde araştırılmalıdır.
BARINAKLAR HAKKINDAKİ İDDİALAR ARTIK GÖRMEZDEN GELİNEMEZ
Kamuoyuna yansıyan barınak görüntüleri, fotoğraflar, videolar, tanıklıklar ve çalışanlara atfedilen açıklamalar hakkında son derece ağır iddialar bulunmaktadır.
Eğer bu materyallerin bir kısmı dahi gerçeği yansıtıyorsa mesele artık “hayvanların toplanması” değildir.
Mesele, kamu gücü kullanılarak gerçekleştirilen işlemlerin hukuk içinde kalıp kalmadığıdır.
Bir hayvanın bakım amacıyla teslim alındığı bir kurum, ölümün denetimsiz gerçekleştiği bir yere dönüşemez.
Bir rehabilitasyon merkezi, rehabilitasyonun değil ölümün adresi hâline gelemez.
Bir kamu kurumu veya kamu görevlisi, kanunun kendisine verdiği yetkiyi sınırsız bir öldürme yetkisi gibi kullanamaz.
Eğer kanuna aykırı öldürmeler gerçekleşmişse bunun sorumluları ortaya çıkarılmalıdır.
Eğer hayvanlara eziyet edilmişse soruşturulmalıdır.
Eğer kayıt dışı işlemler yapılmışsa tespit edilmelidir.
Eğer hayvanların akıbeti gizlenmişse bunun hesabı sorulmalıdır.
Eğer kamu kaynakları kullanılarak hukuka aykırı uygulamalar gerçekleştirilmişse sorumlular hakkında işlem yapılmalıdır.
Bunların hiçbiri siyasi tartışma değildir. Bunlar hukuk devletinin temel sorularıdır.
“ÖLDÜRME YASASI” ELEŞTİRİSİNİN KÖKENİNDE NE VAR?
7527 sayılı Kanun kamuoyunda giderek “katliam yasası” veya “öldürme yasası” şeklinde anılmaya başlamışsa, bunun nedenleri yalnızca siyasi sloganlarla açıklanamaz.
İnsanlar sahadaki uygulamalara bakmaktadır.
İnsanlar hayvanların toplanmasına bakmaktadır.
İnsanlar barınak görüntülerine bakmaktadır.
İnsanlar kaybolan hayvanların akıbetini sormaktadır.
İnsanlar belediyelerin uygulamalarını sorgulamaktadır.
İnsanlar sosyal medyada paylaşılan görüntüleri görmektedir.
Ve bütün bunların üzerine bir de hayvanların öldürülmesini sıradanlaştıran söylemler eklendiğinde toplumda çok ciddi bir güven problemi ortaya çıkmaktadır.
Hukuk, güven üretmiyorsa uygulama biçimi yeniden sorgulanmalıdır.
Devletin gücü, insanlara veya hayvanlara karşı sınırsız tasarruf yetkisi vermek değildir.
Devletin gücü, hukuku işletmektir.
ÜLKE KRİMİNALİZE OLMADAN ÖNCE GÖRÜN!
Bugün Türkiye’nin en büyük problemlerinden biri şiddetin farklı alanlarda görünür hâle gelmesidir.
Sokakta şiddet.
Evde şiddet.
Okulda şiddet.
Hayvana yönelik şiddet.
Kadına yönelik şiddet.
Çocuğa yönelik şiddet.
Yaşlıya yönelik şiddet.
Dijital ortamda şiddet.
Ve bütün bunların ortak noktası, öldürmenin ve zarar vermenin giderek daha kolay konuşulabilir hâle gelmesidir.
Bu nedenle hayvanlara yönelik şiddeti küçümsemek büyük bir hata olur.
Hayvana şiddet uygulayan herkesin mutlaka insana da saldıracağını söylemek bilimsel olarak doğru değildir.
Ancak hayvana yönelik şiddetin normalleştirilmesi ile toplumdaki genel şiddet kültürü arasındaki ilişkinin araştırılması gerektiği açıktır.
Özellikle çocukların şiddet içerikleriyle karşı karşıya kaldığı dijital çağda bu konu çok daha hassastır.
Bugün hayvana yapılanı görmezden gelenler, yarın başka bir savunmasızın uğradığı şiddet karşısında neden şaşıracaktır?
ANAYASA MAHKEMESİ’NE ÇAĞRIMIZ AÇIKTIR
7527 sayılı Kanun çok acil biçimde yeniden anayasal denetime konu edilmelidir.
Kanunun sahadaki uygulanışı bütün yönleriyle incelenmelidir.
Ölüm ve ötanazi süreçleri bağımsız biçimde denetlenmelidir.
Barınakların kapasitesi, kayıtları, ölüm oranları, veterinerlik işlemleri ve hayvanların akıbeti şeffaf hâle getirilmelidir.
Kamuoyuna yansıyan fotoğraf ve videoların adli incelemeleri yapılmalıdır.
Tanıklıklar araştırılmalıdır.
Çalışanların iddiaları soruşturulmalıdır.
Kayıtlar karşılaştırılmalıdır.
Hayvanların giriş-çıkış ve ölüm kayıtları incelenmelidir.
Ve kanunun uygulanması sırasında hukuka aykırı bir ölüm mekanizması oluşmuşsa bu mekanizma derhal durdurulmalıdır.
Çünkü hukuk devletinde “kanun var” demek yeterli değildir.
Kanunun nasıl uygulandığı da hukuki denetimin konusudur.
BU GİDİŞAT SÜRDÜRÜLEMEZ!
Bir tarafta hayvanların topluca öldürüldüğü iddiaları.
Diğer tarafta hayvanlara yönelik şiddeti meşrulaştıran sosyal medya dili.
Bir tarafta birbirini “itperest”, “mama lobisi” ve benzeri ifadelerle hedef gösteren insanlar.
Diğer tarafta şiddet içeriklerini normalleştiren dijital gruplar.
Bir tarafta barınaklara ilişkin ağır iddialar.
Diğer tarafta hesap sorulamayan uygulamalar.
Bir tarafta çocukların şiddet görüntülerine maruz kalması.
Diğer tarafta giderek düşen şiddet eşiği.
Bütün bunların aynı anda yaşandığı bir ülkede hâlâ “mesele yalnızca sokak hayvanlarıdır” diyemezsiniz.
Bu artık bir toplumsal şiddet, hukuk güvenliği, kamu yönetimi ve çocukların korunması meselesidir.
Üstelik sosyal medya üzerinden yayılan dezenformasyon ve manipülatif içeriklerin toplumu kutuplaştırdığı iddiaları da bağımsız biçimde incelenmelidir. Bu içeriklerin kim tarafından üretildiği, nasıl yayıldığı, hangi hesaplar tarafından organize biçimde çoğaltıldığı ve gerçek dışı bilgilerin toplumsal gerilimi artırıp artırmadığı teknik olarak araştırılmalıdır.
Bunu yapmak komploculuk değildir.
Tam tersine, dezenformasyon çağında kamu güvenliğinin gereğidir.
Ancak bu araştırmalar yapılmadan herhangi bir iç veya dış aktörü kesin suçlu ilan etmek de doğru değildir.
Gerçeği ortaya çıkaracak olan sloganlar değil, delillerdir.
ARTIK YETER!
7527 sayılı Kanun nedeniyle ortaya çıktığı ileri sürülen ağır sonuçlar görmezden gelinemez.
Barınaklar hakkında ortaya atılan iddialar araştırılmalıdır.
Hayvan ölümleri şeffaf biçimde kayıt altına alınmalıdır.
Kamu gücünün sınırları denetlenmelidir.
Şiddetin dijital ortamda yayılmasına karşı etkili tedbirler alınmalıdır.
Çocukların şiddet içeriklerinden korunması sağlanmalıdır.
Hayvanlara yönelik suçların üzerine gidilmelidir.
İnsanlara yönelik şiddetle aynı kararlılıkla mücadele edilmelidir.
Ve bütün bunların üzerinde, hukukun üstünlüğü korunmalıdır.
Çünkü bugün mesele yalnızca kaç hayvanın öldüğü değildir.
Mesele, öldürmenin bir yönetim yöntemine dönüşüp dönüşmediğidir.
Mesele yalnızca barınakların durumu değildir.
Mesele, kamu gücünün denetimsiz bırakılıp bırakılmayacağıdır.
Mesele yalnızca hayvan hakları değildir.
Mesele, toplumun şiddet karşısındaki refleksinin korunmasıdır.
Mesele yalnızca bugünün hayvanları değildir.
Mesele, yarının çocuklarıdır.
Mesele, kadınlardır.
Mesele, yaşlılardır.
Mesele, güçsüzlerdir.
Mesele, savunmasız olan herkestir.
Ve mesele nihayetinde şudur:
Bir toplumda şiddetin sınırı nerede çizilecektir?
Bugün hayvana yönelen şiddete “normal” denilirse, yarın başka bir savunmasızın uğradığı şiddete de aynı kayıtsızlık gösterilebilir.
İşte bu nedenle artık daha fazla beklenmemelidir.
7527 SAYILI KANUNUN UYGULAMADA DOĞURDUĞU SONUÇLAR ÇOK ACİL BİÇİMDE YENİDEN İNCELENMELİ, HUKUKA AYKIRI UYGULAMALAR DERHAL DURDURULMALI VE KANUN ANAYASAL DENETİM ÇERÇEVESİNDE YENİDEN ELE ALINMALIDIR.
GÖRÜN ARTIK!
ŞİDDET SADECE SOKAKTA DEĞİL.
ŞİDDET DİLDE.
ŞİDDET DİJİTAL ORTAMDA.
ŞİDDETİN EŞİĞİ DÜŞÜYOR.
BİR TOPLUMUN ŞİDDETLE İMTİHANI, EN SAVUNMASIZ OLANI NASIL KORUDUĞUYLA ÖLÇÜLÜR.
7527 SAYILI KANUNUN UYGULAMASINDAKİ HUKUKA AYKIRILIK İDDİALARI ARAŞTIRILSIN.
DELİLLER İNCELENSİN.
SORUMLULAR TESPİT EDİLSİN.
HUKUK İŞLESİN.
VE BU KANUN ÇOK ACİL BİÇİMDE YENİDEN ANAYASAL DENETİME TABİ TUTULSUN.
ÇÜNKÜ TÜRKİYE’NİN İHTİYACI ÖLDÜRMEYİ NORMALLEŞTİREN BİR DÜZEN DEĞİL; HUKUKU, VİCDANI VE TOPLUMSAL GÜVENLİĞİ KORUYAN BİR DÜZENDİR.