ANITKABİR'DE SİYASET DEĞİL, VAKAR KONUŞMALIDIR
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Atatürk'ün manevi huzuru, günlük siyasi tartışmaların değil; saygının, devlet geleneğinin ve milli birlik şuurunun mekânıdır.
Bazı mekânlar vardır ki taşıdıkları anlam, fiziksel varlıklarının çok ötesindedir. O mekânlar, bir milletin hafızasını, mücadelelerini, acılarını, umutlarını ve geleceğe dair ortak idealini temsil eder. Anıtkabir de Türkiye Cumhuriyeti için tam olarak böyle bir anlam taşımaktadır.
Anıtkabir yalnızca Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ebedî istirahatgâhı değildir. Aynı zamanda Kurtuluş Savaşı'nın, Cumhuriyet'in kuruluş iradesinin ve Türk milletinin bağımsız yaşama kararlılığının sembolüdür. Bu nedenle Anıtkabir'e yapılan her ziyaret, yalnızca bir protokol faaliyeti olarak değil, aynı zamanda tarihimize, devletimize ve ortak hafızamıza gösterilen saygının bir ifadesi olarak değerlendirilmelidir.
Son günlerde Anıtkabir'de yaşanan protokol tartışmaları, aslında çok daha derin bir meseleyi yeniden gündeme getirmiştir. Bu mesele, devlet kurumlarına ve ortak milli değerlerimize nasıl yaklaşılması gerektiği meselesidir.
Demokratik toplumlarda siyaset kaçınılmazdır. Farklı görüşler, farklı ideolojiler ve farklı siyasi tercihler demokrasinin doğal sonucudur. İnsanlar farklı düşünebilir, farklı partilere oy verebilir ve ülkenin geleceğine ilişkin farklı fikirler savunabilirler. Ancak bütün demokratik toplumlarda, siyasi rekabetin üzerinde tutulan bazı ortak değerler vardır. Bu değerler, toplumu bir arada tutan görünmez bağlar gibidir.
Bayrak bunlardan biridir.
İstiklâl Marşı bunlardan biridir.
Şehitlikler bunlardan biridir.
Anıtkabir de bunlardan biridir.
Bu ortak değerler, toplumun bütün kesimlerine aittir. Herhangi bir siyasi partinin, ideolojik grubun veya dönemsel siyasi aktörün tekelinde değildir. Tam tersine, farklılıklarımızı aşarak bizi ortak bir kimlik etrafında buluşturan sembollerdir.
İşte tam da bu nedenle Anıtkabir'de yaşanan her gelişmeye sıradan bir siyasi olay gibi yaklaşmak doğru değildir.
Anıtkabir'de esas olan kişiler değil, temsil edilen değerlerdir.
Devlet geleneği de tam olarak bu anlayış üzerine kuruludur. Devletler kişilerle değil, kurumlarla yaşar. Siyasetçiler gelir ve gider. Makamlar el değiştirir. İktidarlar değişir. Muhalefet değişir. Ancak devletin kurumsal hafızası, gelenekleri ve temel ilkeleri varlığını sürdürür.
Bu nedenle devlet protokolü de kişilere göre şekillenmez.
Protokol kuralları bir kişiyi yüceltmek veya küçültmek için oluşturulmaz. Kuralların amacı devlet ciddiyetini korumak, kurumsal düzeni sağlamak ve kamu otoritesinin tarafsızlığını muhafaza etmektir. Eğer kurallar kişilere göre değişmeye başlarsa, o zaman kurumsal yapı zayıflamaya başlar.
Bugün herhangi bir kişinin hoşuna gitmeyen bir kural, yarın başka bir kişinin lehine kullanılabilir. Devlet anlayışı ise kişilere göre değişen uygulamaları değil, herkese eşit şekilde uygulanan kuralları esas alır.
Anıtkabir'de görev yapan personelin sorumluluğu da budur. Mevzuatı uygulamak, belirlenmiş usulleri korumak ve devletin kurumsal düzenini muhafaza etmek.
Bu durumun siyasi tartışmalardan bağımsız değerlendirilmesi gerekir.
Ne yazık ki son yıllarda Türkiye'de hemen her konu siyasi kamplaşmanın konusu hâline getirilmektedir. Eğitimden kültüre, ekonomiden sosyal meselelere kadar birçok alan, siyasi kutuplaşmaların gölgesinde değerlendirilmektedir. Bu durum zaman zaman milli sembollerimizin ve ortak değerlerimizin de siyasi tartışmaların merkezine çekilmesine neden olmaktadır.
Oysa devlet aklı, bazı alanların günlük siyasetin dışında tutulmasını gerektirir.
Anıtkabir bunların başında gelir.
Atatürk'ün manevi huzurunda siyasi polemiklere girişmek, gündelik siyasi tartışmaları Anıtkabir'e taşımak ve milli değerleri siyasi rekabetin konusu hâline getirmek son derece yanlıştır.
Çünkü Anıtkabir'in temsil ettiği anlam, herhangi bir siyasi gündemin çok üzerindedir.
Cumhuriyet'in kurucusunun manevi huzurunda yapılması gereken şey, siyasi mesaj üretmek veya kamuoyu tartışması oluşturmak değil; saygı göstermek ve ortak değerler etrafında birleşebilmektir.
Bugün Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu şeylerden biri de tam olarak budur.
Ortak paydaları güçlendirebilmek.
Toplumsal kutuplaşmanın giderek derinleştiği bir dönemde, millet olarak bizi bir arada tutan değerlerin korunması her zamankinden daha büyük önem taşımaktadır. Çünkü toplumlar yalnızca ekonomik göstergelerle ayakta kalmazlar. Toplumları ayakta tutan asıl unsur, ortak aidiyet duygusudur.
Bir milletin gücü sadece ekonomik büyüklüğünde değil, ortak sembollerine gösterdiği saygıda da ortaya çıkar.
Bir milletin gücü sadece teknolojik gelişmişliğinde değil, ortak hafızasını koruyabilme becerisinde de ortaya çıkar.
Bir milletin gücü sadece siyasi rekabetinde değil, gerektiğinde ortak değerler etrafında birleşebilmesinde de ortaya çıkar.
Anıtkabir işte bu ortak hafızanın en güçlü sembollerinden biridir.
Bu nedenle burada sergilenen her davranışın, her açıklamanın ve her tutumun devlet ciddiyetine uygun olması gerekir.
Vakar, devlet geleneğinin en önemli unsurlarından biridir.
Vakar; gücü bağırarak değil, duruşuyla gösterebilmektir.
Vakar; saygı sınırlarını koruyabilmektir.
Vakar; ortak değerlere yaklaşırken siyasi hesapları bir kenara bırakabilmektir.
Vakar; devletin sembollerine gereken hassasiyeti gösterebilmektir.
Anıtkabir'de ihtiyaç duyulan şey de tam olarak budur.
Çünkü burada öne çıkması gereken kişiler değildir.
Burada öne çıkması gereken siyasi kimlikler değildir.
Burada öne çıkması gereken günlük polemikler değildir.
Burada öne çıkması gereken Cumhuriyet'in vakarına duyulan saygıdır.
Atatürk'ün manevi huzurunda yapılması gereken şey, ayrışmayı derinleştirmek değil; ortak geçmişimizi ve ortak geleceğimizi hatırlamaktır.
Yapılması gereken şey, siyasi üstünlük mücadelesi vermek değil; millet olma bilincini güçlendirmektir.
Yapılması gereken şey, tartışma üretmek değil; saygıyı büyütmektir.
Çünkü Anıtkabir yalnızca geçmişi temsil etmez.
Anıtkabir aynı zamanda geleceğe bırakılan bir emanettir.
Bu emanetin korunabilmesi için siyasi görüşü ne olursa olsun herkesin aynı hassasiyeti göstermesi gerekir.
Bugün iktidarda olanlar da, muhalefette olanlar da, kamu görevlileri de, vatandaşlar da aynı sorumluluğu taşımaktadır.
Ortak değerlerimizi koruyamadığımız takdirde, ortak geleceğimizi de korumamız zorlaşacaktır.
Bu nedenle Anıtkabir'e yaklaşımımızda siyasi reflekslerden önce devlet reflekslerinin devreye girmesi gerekir.
Devlet refleksi ise kişileri değil kurumları esas alır.
Gündelik tartışmaları değil tarihî sorumluluğu esas alır.
Siyasi kazançları değil milli birlik duygusunu esas alır.
Atatürk'ün manevi huzurunda yapılması gereken de budur.
Çünkü Anıtkabir'de siyaset değil, vakar konuşmalıdır.