15 TEMMUZ ve ALINMASI GEREKEN DERS

15 TEMMUZ ve ALINMASI GEREKEN DERS

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Temmuz 15, 2026 - 22:32

Türkiye’de 28 Şubat, milleti yok etme plan ve projesinin; 15 Temmuz, Devleti yok etme plan ve projesinin son denemeleri idi, Yani 28 Şubat’ın hedefi Türk Milletini yok etmekti. 15 Temmuz’un hedefi Türk Devletini yok etmekti. Tarihi seyrine de bakılırsa iki ihanetin birbirinin devamı olduğu görülür.

Fetö bir cemaat değildir. İslami hareket değildir. Milli bir hareket değildir. Türkiye’yi içeriden yıkıp, işgal etmek için hazırlanmış bir teşkilattır; casus harekettir. Planın ABD’de yapıldığını 15 Temmuz sonrasında yaşananlar bize göstermektedir. İsrail ve uzantıları Siyonist ve masonik teşkilatların bütün strateji, taktik ve tekniklerine sahip olması; İsrail bağını ortaya koymaktadır. İngiliz hile ve desiselerini kullanması, İngiliz aklının bir uzantısı olduğunu gözler önüne seriyor.. ABD’nin devlet aklı tekniklerini de tatbik etmektedir.

Mesela Devletle veya Memleketin Sistemi ile karşı karşıya mücadeleyi tercih etmemiştir. Devleti içten sızarak ele geçirip, yıkma yoluna gitmişlerdir. Bu sebeple basit bir terör teşkilatı tarifinin içine alamayız. Çünkü Terör teşkilatı doğrudan tedhiş ve anarşiyi benimser.

İslami değerlerin ve hatta Allah’ın emirlerinin birçoğunu ‘füruat’ gibi bir tabirle lüzumsuz ve hükümsüz sayarlar. Mahalline göre bir dünya görüşü ve yaşayışı serdederler, Erzurum’da hocadır, İzmir’de laikçidir. Atina’da Ortodoks’un kardeşidir. Roma’da Katolik kardinaldir. Telaviv de Siyonist Yahudi’dir. İslam Alemi’nde bütün bunların karması bir din icad etme ve geliştirme misyonu vardır. Dinler arası diyalog, Dünya kardeşliği, dinler bahçesi gibi projeler bunun birer parçasıdır.

Milliliği ve maneviyatı yok etmek maksadı ile Mekteplerde en çok okuttukları şarkı;

‘Bütün dünya birlik olsa, hayat bayram olsa…..’ misal olarak verilebilir. Bu şarkı bu sene yeniden mekteplerde okutuluyordu. Getirenlerin kimler olduğuna Milli Eğitim Bakanlığı göz atarsa faydalı olur.

Miladi takvime göre 12 nisan Kutlu Doğum Haftası, Halbuki Resulullah’ın Dünyayı teşrifi Hicri takvime göre idrak edilir.

Devlet İdaresindeki hata ve zaafları çok iyi değerlendirdiler. Mesela lüzumsuz bir şekilde laik, Atatürk’çü ve Cumhuriyetçi olmanın kriteri kabul edilmek gibi en yanlış tatbikatların boşluklarını sisteme uyarak çok iyi kullandılar. İçki içmek, bayanların başını açması, baloda dans etmek Atatürk’çü, laik ve Cumhuriyetçi olmanın ispatı olunca hepsinin alasını yaptılar. Herkesten fazla içtiler. Baloya çırılçıplak koşup, gittiler. Bu kriterler, 12 Eylül ve 28 şubat gibi darbe ve cunta idarelerinin kasten yaptıkları uygulama idi. Çünkü böylece Fetö’ye yolları daha fazla açtılar. Harbiye ye toplu girişleri 1985 ve Askeri Cunta idaresinin sonrasıdır.

Askeriye ile beraber, İçişleri Bakanlığı (Mülki idare, emniyet) Adalet Mekanizması, Maarif; eğitim, Yükseköğretim, ÖSYM, Siber teknoloji ve emniyet teşkilatları gibi hassas kuruluşları tamamen kontrol etme yolunda çok mesafe almışlardı.

2007’de fiili operasyonlara başladılar. Ergenekon- Balyoz tezgahını hayata geçirdiler. Başlangıçta Şener Eruygur, Çetin Doğan gibi hakiki darbe aşıklarını alıp, milletin gözünü boyadılar. Sonra Silahlı Kuvvetler içinde kendilerinden olmayan bütün vatansever subay ve personeli hedef aldılar. Ta ki hükümet ihaneti fark edip; O zaman Başbakan olan şimdiki Muhterem Cumhurbaşkanı’nın; ‘ Savaşa gidecek subayımız kalmadı’ sözüne kadar devam etti. Fakat o zamanki muhalefet baştan farkında idi.

Kozmik Oda’ya girdiler. Oradaki bütün na mahrem bilgileri Amerika’ya verdiler. O ihanetin neticesinde Devletin çok sayıda güzide elemanı şehid edildi. 

ÖSYM’de ciddi operasyonlarla kendilerinden olmayanları ayıklamaya başladılar. Ki orası memleketin geleceğidir. Çünkü Gençliğin Üniversite kapısı orada açılır. Önceki çalışanlara suç isnat ederek, hapse atarak uzaklaştırıp; kendi elemanlarını yerleştirdiler. Bu şekilde kendilerinden olanlara istedikleri yerleri kazandırdılar.

İlk olarak 17-25 Aralık 2013’te adli ve yumuşak bir darbe ile netice almayı denediler. İlk final bu idi. O finalde galip gelemediler. Sonra asıl süper final safhasına geçtiler. ‘İki seneye geliyoruz’ sözünü çok emin bir şekilde tekrarlıyorlardı.

15 TEMMUZ GECESİ

Başbakan ve Cumhurbaşkanı’nın TV’den açıklamaları Milleti, Vatansever asker ve emniyet mensuplarını ihanetin mahiyeti ile alakalı uyandırdı.

Başbakan: ‘Bir kalkışma olduğunu’ ilan etti.

Cumhurbaşkanı da ‘Hain bir teşebbüs’ olarak tarif edip, Halkı meydanlara davet etti.

Milliyetçi Hareket Partisi Muhterem Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin

‘Devleti ve Cumhuriyet Hükümetinin yanındayız. Biz de Genel Merkezimize geçiyoruz.’ Açıklaması, ihanete karşı Siyasi Birliğin mühim bir safhası oldu.

TBMM Başkanı Muhterem İsmail Kahraman’ın Meclisi toplantıya davet etmesi ve bütün siyasi partilerden Vekillerin başlarına bomba yağarken Mecliste toplanmaları Gazi Meclisi bir defa daha kahraman kıldı.

Bu ihaneti kabul etmeyip en ağır silahlara karşı o gece kahramanca mücadele eden Emniyet mensupları ve silahlı kuvvetler mensuplarını burada minnetle anmak isteriz. Şehid olanlarına Allah’tan rahmet, Gazilerimize sıhhat afiyet niyaz ederiz. Gölbaşı Özel Harekat Merkezi o kahramanların sembolüdür.

Basın’ın ihanete karşı yayınları namlunun ucunda kesintisiz ve kahramanca devam ettirmesi çok mühimdi. O gece en fazla dikkatimizi çeken kahraman Hande Fırat ve Boş bir stüdyoda ‘Bismillah, ya Allah, Allahüekber’ diye slogan atan genç Tv çalışanı idi. Şehid olan gazeteciler de vardı. Allah mekanlarını cennet eylesin.

Ve Türk Milleti,

Daha evvelki darbelerin teferruatında ABD’nin ‘bizim çocuklar’ anlayışı olsa da, mevcut idarelere ve hükümetlere karşı yapılmış darbeler olarak görüldüğü için Millet müdahale etmemiştir. Sonrasındaki seçimlerde onların istemediklerini seçerek demokratik yollardan reaksiyonunu göstermiştir. Fakat Türk Milleti feraseti ile bunun -15 Temmuz’un- bir iç ihtilal olmadığını, bir işgal hareketi olduğunu görmüştür.

Dünyada topyekün silahlı bir taarruza karşı cepheye silahsız olarak koşan başka bir Millet yoktur. Bunu sadece 15 Temmuz 2016 gecesi Türk Milleti yapmıştır.

Yine böyle bir taarruza karşı silahsız olarak zafer kazanmış başka bir Millet ve halk yoktur.

Türk Milleti o gece zaferi kazanmış, sabah olunca da Devletin idaresini yine yetkililere teslim edip, günlük işine devam etmiştir.

O gece 253 kahraman Şehid olmuş, 3000’ yakın kahraman da Gazi olmuştur. Cenab-ı Hak’tan Şehid’lerimize rahmet, Gazilerimize sıhhat afiyet niyaz ederiz. Atalarımızın, Şehidlerimizin, Gazilerimizin sayesinde esareti ve Devletsiz olmayı yaşamadık. Esaretin, Devletsiz olmanın ne demek olduğunu biz yaşamadığımız için bilmiyoruz. Uzun esaret dönemleri yaşamış olan Türk ve İslam Memleketlerine gittiğimizde dışarıdan da olsa ne kadar bir acı ve ızdırap olduğunu idrak edebiliyoruz. O sebeple bu dünyada Vatan toprağından ve Devletten mukaddes bir varlığın olmadığını biliyoruz. İşte Türk Milletinin 15 Temmuzda tankların önüne göğsünü açarak durması bu şuurun ispatıdır.  

TEHLİKE GEÇMEDİ

Türkiye’de FETÖ bugün için yeniden canlanmış ve mühim mesafe kat etmiştir. Devlet kademelerine sızma yolu ile yeniden girmiş, büyümeye ve üst kademelere tırmanmaya devam etmektedir. Bu sızma hareketlerini birkaç yoldan yapmaktadır.

1. En mühim kadrolaşmayı bugün Devlet kademelerinde ve kuruluşlarında en büyük tesire sahip olan bir İslami Cemiyet (İlim Yayma Cemiyeti) ve Cemaatin (HAK YOL) içine sızarak ve orayı kullanarak yapmaktadır. Bugün bunlara, yarın da hakim olacak başka bir gruba sızarak devam edeceklerdir.

2. Kadrolaşmada ve üst kademelere yerleşmede kullandığı diğer vasıtalar selâhiyet sahipleri ile kurdukları akrabalık, arkadaşlık, dostluk ve menfaat münasebetleridir.

3. Bir diğer metot; bir şekilde açığını yakaladıkları yetkili idareci ve siyasilere şantaj ve tehdit ile istediklerini yaptırmalarıdır.

4. Hemşehri hassasiyet ve münasebetlerini de iyi kullanmaktadırlar.

Fetönün sermayesi de yeniden canlanmıştır. Samimi itiraf veya müessir pişmanlık ( etkin pişmanlık) gibi hileli yollarla kendilerini kurtarma ve şer teşkilatlarını korumaktan başka bir işe yaramayan metotları aldatmaca olarak kullanmaktadırlar. Ebusseleme Gülen, Orhan İnandı, Faruk Akkan gibi daha birçoğu bu yolu sadece kendilerini kurtarmak ve sınırlı bilgiler vererek teşkilatlarını, mühim yoldaşlarını korumak için kullanmışlardır. Şunu unutmayalım: FETÖ basit bir terör teşkilatı değildir. Türkiye’den başlayarak bütün İslam Alemi’ni yok etme planının öncü teşkilatıdır.

Türk Silahlı Kuvvetleri ve Emniyet Teşkilatı kendi bünyelerindeki sızma ve kadrolaşmalara karşı zaman zaman kısmi operasyonlar düzenlemektedir. Fakat diğer kuruluşların böyle bir tedbiri yoktur. Her kademede FETÖ yerini alabilmektedir. Halbuki sadece bizim değil, Türk ve İslam Coğrafyasının da FETÖ’nün bertaraf edilmesinde Türkiye’nin rehberliğine ihtiyacı vardır. Bizde geçmişteki Hasan Sabbah hareketi 300 yılda ancak bertaraf edilebilmiştir. Almanya’da Naziler 60 yılda ancak bertaraf edilebilmiştir. Eğer dikkate alınmazsa bu manada büyük problemler yaşayabiliriz. Fetö ile mücadele hissiyatlara ve zaaflara esir olmadan kesintisiz devam etmelidir. Türk Devleti güçlüdür. Sonunda üstesinden gelir. Fakat Türk Milletinin yeniden 253 Şehid, 3000’e yakın Gazi vermeye tahammülü yoktur.

Bir daha yaşanmamasını Cenab-ı Hak’tan duası ile Aziz milletimizin 15 Temmuz zaferini tebrik ediyoruz. Şehidlerimize rahmet, ailelerine sabır, Gazilerimize sıhhat afiyet niyaz ediyoruz. Hepsine ve Büyük Türk Milletine minnettarız.