26 Milyon Dosya

26 Milyon Dosya

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Ağustos 29, 2026 - 13:12

28 Ağustos 2026 itibarıyla UYAP verilerine göre icra dairelerinde 26 milyon 74 bin 550 derdest dosya bulunuyor. Yalnızca 2026 yılı içinde icra dairelerine gelen dosya sayısı ise 6 milyon 753 bini aşmış durumda. Aynı dönemde sonuçlandırılan dosya sayısı 4 milyon 673 bin civarında kalıyor. (UYAP İstatistikler⁠)

Bu tablo bize basit ama ağır bir şey söylüyor:

Borç, Türkiye’de artık yalnızca ekonomik bir mesele değil; toplumsal bir mesele.

Elbette 26 milyon dosya, 26 milyon vatandaş demek değil. Bir kişinin birden fazla icra dosyası olabilir. Dolayısıyla bu rakamı doğrudan “26 milyon insan icralık” şeklinde okumak doğru olmaz.

Ama rakamın büyüklüğünü küçümsemek de mümkün değil.

Çünkü mesele yalnızca kaç dosya olduğu değil, neden bu kadar dosyanın biriktiği.
2026’nın ilk aylarında ortaya çıkan veriler de bu baskının yalnızca eski dosyalardan ibaret olmadığını gösteriyor.

1 Ocak-21 Ağustos döneminde icra dairelerine 6 milyon 555 bin yeni dosya geldiği bildirildi. Aynı dönemde yaklaşık 4 milyon 550 bin dosya sonuçlandırılmış veya işlemden kaldırılmış olmasına rağmen açık dosya sayısı 26 milyona ulaştı.

Daha çarpıcı olan ise şu:

Yalnızca yıl içinde açılan yeni dosyalara bakıldığında ortalama günde yaklaşık 28 bin yeni dosyadan söz ediyoruz.

Bu, artık münferit bir borçlanma problemi değil.

Bu, ekonominin geniş bir kesiminde ödeme kapasitesi ile yaşam maliyeti arasındaki makasın açıldığını gösteren ciddi bir işarettir.

Burada asıl sorulması gereken soru şudur:

İnsanlar neden borçlanıyor?

Çünkü herkes savurgan olduğu için mi?

Herkes gelirinden fazlasını harcadığı için mi?

Yoksa insanların önemli bir bölümü artık yalnızca “daha iyi yaşamak” için değil, mevcut hayat standardını koruyabilmek için mi borçlanıyor?

Bu ayrım çok önemli.

Bir insan lüks bir harcama için borçlanıyorsa bunun ekonomik ve bireysel bir tercihi vardır.

Ama insan market alışverişini, kirayı, faturayı veya temel ihtiyaçlarını karşılamak için sürekli borçlanıyorsa, burada artık bireysel tercihin ötesinde bir ekonomik sorun vardır.

Peki çözüm nedir?

Öncelikle sorunu görmezden gelmemek.

İkinci olarak, borç yapılandırmasını yalnızca günü kurtaran bir tedbir olarak değil, ödeme kapasitesini gerçekten dikkate alan bir mekanizma olarak ele almak.

Nitekim TBMM’de tüketici kredisi ve kredi kartı borçlarının daha uzun vadeye yayılarak ödenmesini ve bazı maliyetlerin kaldırılmasını amaçlayan bir kanun teklifi de komisyonda bulunuyor.

Fakat yapılandırma tek başına yeterli değildir.

Çünkü insanın geliri artmadan borcunu yeniden yapılandırmak, bazen yalnızca sorunu geleceğe taşımaktır.

Asıl mesele gelir ile hayat pahalılığı arasındaki dengeyi yeniden kurabilmektir.

26 milyon dosya bize şunu anlatıyor:

Türkiye’nin sadece bir borç problemi yok.

Türkiye’nin bir ödeme gücü problemi var.

Ve ödeme gücü olmayan insanın borcunu ne kadar yeniden yapılandırırsanız yapılandırın, sorun tamamen çözülmüş olmaz.

Çünkü borç dosyası mahkeme veya icra dairesinde görünür.

Ama borcun asıl etkisi evin mutfağında görülür.

Markette daha az ürün almakta…

Çocuğun ihtiyacını ertelemekte…

Kredi kartının asgari ödemesini yapabilmek için başka bir borca başvurmakta…

Ay sonunu getirebilmek için sürekli hesap yapmakta…

İşte 26 milyon rakamının gerçek anlamı burada.

Bu nedenle icra dosyalarını yalnızca adli istatistik olarak değil, ekonominin topluma yansıyan fotoğrafı olarak okumamız gerekiyor.

Çünkü bir ülkede dosya sayısı artarken insanların alım gücü aynı hızda artmıyorsa, ortada yalnızca borçlu vatandaşlar değil, çözülmesi gereken ciddi bir ekonomik denklem vardır.

Ve o denklemin sonucu icra dairelerinde değil, milyonlarca hanenin bütçesinde yazmaktadır.