AYKIRI OLMAK VE KABUL EDİLME SÜRECİ
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Toplumlar düzen üzerine kuruludur. Düzen ise çoğu zaman benzerlik ister. Benzer düşünen, benzer davranan, benzer yaşayan insanlar toplumsal yapı içerisinde daha kolay kabul görürler. Bu nedenle farklı olmak, alışılmışın dışına çıkmak ve yerleşik kabulleri sorgulamak her dönemde belirli bir bedel gerektirmiştir.
Aykırı olmak, her şeye karşı çıkmak değildir. Aykırı olmak; herkesin baktığı yere bakarken farklı bir şeyi görebilmektir. Çoğunluğun doğru kabul ettiği bir düşünceyi sorgulayabilmek, gerektiğinde yalnız kalmayı göze alarak kendi gerçeğini savunabilmektir. Bu nedenle aykırılık bir tepki değil, çoğu zaman bir cesaret biçimidir.
Ancak aykırı insanların önünde görünmeyen bir engel vardır: kabul edilme arzusu.
İnsan doğası gereği ait olmak ister. Anlaşılmak, değer görmek ve kabul edilmek temel psikolojik ihtiyaçlar arasındadır. Bu nedenle kişi ne kadar bağımsız görünürse görünsün, içinde bir yerde toplum tarafından görülme ve onaylanma isteği taşır. Sorun da tam burada başlar. Çünkü aykırı düşünce ile toplumsal kabul her zaman aynı yönde ilerlemez.
İnsanların büyük bir kısmı farklı düşüncelerden değil, farklı düşüncelerin yaratacağı değişimden korkar. Çünkü her yeni fikir, mevcut düzeni sorgulama potansiyeli taşır. Bu nedenle toplumlar çoğu zaman yeniliğe direnç gösterir. Alışılmış olan güven verirken, bilinmeyen tedirginlik yaratır.
Tarih boyunca birçok düşünür, sanatçı, bilim insanı ve toplumsal değişim öncüsü önce eleştirilmiş, dışlanmış, küçümsenmiş hatta zaman zaman tehlikeli ilan edilmiştir. Ancak yıllar sonra aynı kişiler, toplumun gurur duyduğu isimler haline gelmiştir. Bu durum önemli bir gerçeği ortaya koymaktadır: Toplum çoğu zaman yeniliği ilk gördüğünde reddeder.
Aykırı insanın en büyük sınavı da budur. Kendi düşüncelerini, toplumun geçici tepkilerine kurban edip etmeyeceğine karar vermek zorundadır. Çünkü kabul görmek uğruna sürekli değişen kişi, zamanla başkalarının istediği biri haline gelir. Kendi sesini kaybeder. Kendi gerçeğinden uzaklaşır. Oysa gerçek özgürlük, herkes tarafından kabul edilmek değil; kabul edilmeme ihtimaline rağmen kendin olarak kalabilmektir.
Ne var ki insanın kabul edilme isteği küçümsenecek bir duygu değildir. En güçlü görünen insanlar bile anlaşılmak ister. En aykırı fikirlerin sahipleri bile bir gün dinlenilmeyi umut eder. Çünkü insan yalnızca düşüncelerini ifade etmek değil, aynı zamanda görülmek ister. Ancak sorun, kabul edilmenin amaç haline gelmesidir.
Kabul görmek için yaşayan insan, farkında olmadan kendi kimliğini başkalarının eline teslim eder. Alkış aldığında mutlu olur, eleştirildiğinde yıkılır. Böylece yaşamının merkezine kendi değerlerini değil, başkalarının değerlendirmelerini koyar. Oysa gerçek güç, insanların ne düşündüğünü umursamamak değil; buna rağmen kendi doğrularını savunabilmektir.
Bununla birlikte aykırılık adına her farklılığın değerli olduğu da söylenemez. Gerçek aykırılık dikkat çekme çabası değildir. Gerçek aykırılık; düşünsel bir temele, bir sorgulamaya ve bir üretime dayanır. Yalnızca karşı çıkmak değil, yeni bir bakış açısı ortaya koyabilmektir. Yıkmanın yanında inşa etmeyi de bilmektir.
Kabul edilme süreci ise çoğu zaman sanıldığından daha uzun sürer. Toplumlar yeni fikirlere hemen teslim olmazlar. Önce reddederler. Sonra eleştirirler. Ardından sorgularlar. Daha sonra anlamaya çalışırlar. En sonunda ise dün karşı çıktıkları düşünceyi sahiplenmeye başlarlar. Bu nedenle birçok aykırı insan yaşarken yalnız kalmış, ancak fikirleri yıllar sonra değer kazanmıştır.
Belki de asıl mesele kabul edilmek değildir. Asıl mesele, kabul edilme uğruna kendinden vazgeçmemektir. Çünkü insanın sahip olduğu en değerli şey, toplumun ona verdiği kimlik değil, kendi oluşturduğu kimliğidir.
Sonuç olarak aykırı olmak yalnızca farklı olmak değildir. Aykırı olmak; yalnız kalma riskini göze alarak kendi gerçeğinin arkasında durabilmektir. Kabul edilme süreci ise çoğu zaman bir ödül değil, zamanın verdiği bir karardır. İnsan bazen toplum tarafından kabul edilmeden önce kendini kabul etmeyi öğrenmelidir.
Çünkü tarih göstermiştir ki bugün sıradan kabul edilen birçok düşünce, bir zamanlar yalnızca aykırı insanların cesaretiydi.
Ve belki de insanın hayattaki en büyük başarısı, herkes tarafından kabul edilmek değil; kendisi olarak var olabilmektir.
Çünkü toplum önce aykırıyı reddeder, sonra sorgular, en sonunda ise onu haklı çıkaran tarihin bir parçası haline gelir.