Kitap Çıkaranlar Değil, Okuyanlar Kazanır

Kitap Çıkaranlar Değil, Okuyanlar Kazanır

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Temmuz 18, 2026 - 16:43

Son yıllarda sosyal medyada dolaşırken insanın gözüne ilk çarpan şey: yeni bir yazar ordusu. Herkesin profil resminde kitabı, arka kapakta övgü dolu sözler, imza günlerinden kareler... Sanki memlekette herkes birden romancı, düşünür veya fikir işçisi kesildi.

Ama mesele şu: Bu coşkulu “yazar” kalabalığının mizaçlarına, paylaşımlarına, Facebook duvarındaki tantanalı nutuklarına bakıyorsunuz; derinlikten eser yok. Bir cümle kursan altı boş, bir fikir atsan üzerine oturacak zemin yok. Sığlık, kelimelerin arasından fışkırıyor. Ve işin en acı tarafı, bu insanlar okumaktan çok yazmayı arzuluyor. Hiçbir büyük yazar, “önce yazayım da sonra okurum” dememiştir. Oysa bugünün modası tam olarak bu: ne kadar az okursan, o kadar çok yazmaya hevesleniyorsun. Bu, edebiyat tarihinde görülmemiş bir garabet.

Çünkü yazmak, aslında birikimin dışa vurumudur. Okuyan, sindiren, sorgulayan insan kalem oynatır. Ama bu yeni nesil “müellif” takımı, anlamaktan ve dinlemekten kaçıp sadece konuşmak istiyor. Sanki sahneye çıkmış aktörler gibiler; lakırtıları havada kalıyor, kimse de onları dinlemiyor. Zira dinlenilmeyi hak eden söz, önce sessizlikte yoğrulur. Bu madrabazların söyledikleri ise kendi egolarından başka bir yere seslenmiyor.

Şimdi hemen itiraz gelecektir: “Herkes istediğini yazmakta özgür, kitap çıkarmasına karışamazsın!” Elbette karışmıyorum. Basın özgürlüğü, ifade hürriyeti kutsaldır. Kimseye “kitap bastırma” diyecek değilim. Ama özgürlük, niteliksiz olanı da dayatma hakkı vermez bana. Benim vaktim, bu tür temaşa kitaplara –yani gösterişten ibaret, içi boş, çay saatinde unutulan eserlere– harcanacak kadar bol değil. Ne yazık ki raflar bu tür eserlerle dolup taşıyor; gerçek okura ulaşması gereken metinler ise gürültü içinde kayboluyor.

Dahası, bu kitapların çoğu bedava dağıtılsa, sokakta önüme atılsa, yine okumak için bir dakikamı feda etmem. Çünkü okuma eylemi, sadece gözle harfleri takip etmek değildir; zihinle yürümek, yazarla hesaplaşmak, satır aralarında terlemektir. Oysa bu aceleyle üretilmiş metinler, okura nefes aldırmaz; çünkü yazarın kendi nefesi zaten tükenmiştir.

Velhasıl kelam: Bu çağda herkes yazar olabilir ama herkes okur olamaz. Ve unutmayalım ki, okumayan birinin yazdıkları, bir gün kendi sahibini bile utandırır. Asıl marifet, sessizce okumak, anlamak, sonra –eğer gerçekten söylenecek bir söz varsa– kalemi eline almaktır. Yoksa piyasada ne kadar çok yazar varsa, okur da o kadar azalır; kitaplar çoğalır, fikirler azalır. İşte asıl garabet de budur.