Muhsin Yazıcıoğlu ve 5 Arkadaşının İçinde Bulunduğu Helikopter’in Düşmesi Olayından Hemen Kısa Bir Süre Sonra İddia Etmiştik: “KAZA DEĞİL SUİKAST!..”
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Muhsin Yazıcıoğlu ve 5 Arkadaşının İçinde Bulunduğu Helikopter’in Düşmesi İle İlgili (Olaydan Hemen Kısa Bir Süre Sonra) “Kaza Değil Suikasttır” İddiamız Üzerinden Geçen 17 Yıl Sonra Somut Bilgiler, Veriler, Doneler ve Delillere Ulaşıldı ve Olayın Kaza Değil Suikast Olduğu Ortaya Çıktı.
Muhsin Yazıcıoğlu ve 5 arkadaşının hayatını kaybettiği Helikopter kazası ile ilgili ilk soruşturma 25 Mayıs 2009 yılında (kazadan hemen sonra) Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılmıştı. Fakat itiraz kararları, itirazlar, Meclis araştırma süreçleri ve DDK raporları sonucu soruşturmanın seyri/gidişatı değişmiş ve soruşturma dosyası (yıllar sonra da olsa) Ankara’ya devredilerek 12 Haziran 2026 tarihinden itibaren Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bu soruşturma yeniden (sıfırdan) başlatılarak devam ettirildi.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yeniden başlatılan soruşturma sonucunda “tasarlayarak adam öldürme”, “silahlı terör örgütü kurma ve terör örgütüne üye olma” suçlamalarına yönelik somut verilere ve delillere ulaşılması neticesinde aradan geçen 17 yıl sonra 10 ilde eşzamanlı olarak büyük bir operasyon başlatıldı. 15 Temmuz günlerine müteakiben 17 Temmuz 2026 tarihinde yapılan bu kapsamlı operasyonda 27 kişi gözaltına alındı ve bunlardan 19 kişi tutuklandı.
Yaklaşık Ankara merkezli 10 ilde (İstanbul, İzmir, Balıkesir, Adana, Antalya, Çanakkale, Bursa, Isparta ve Afyonkarahisar) başlatılan operasyonlarda Ahmet Turhan, Bekir Cerikci, Cemal Şahin, Ebubekir S. Yüksekkaya, Sedat Kılıçaslan, Dursun Özmen, Nedim Bakırhan, Ersöz Sağlam, Nusret Memiş, Ferudun Seren, Gülseren Özişik, Halil İbrahim Açan, Hikmet Tanıl, Recep Ercan, İsmail Kaya, Kerem Mumcuoğlu, Mehmet Çağlar, Mehmet Sevdim, Melike Sinem Uçum, Suat Kaplan, Fatih Bengi, Tezcan Kaymaz, Ali Armağan, Kenan Köksal ve Şerife Armağan gözaltına alındı. Ayrıca evrakta sahtecilik, görevi kötüye kullanma iddialarından dolayı eski emniyet amiri dursun Özmen de gözaltına alındı. Ve daha önceden Helikopter enkazından GPS cihazlarını söken FETÖ’cü iki asker olan Davut Uçum ve Aydın Özsıcak’ın ise cezaevinde olduğu bildirildi.
Soruşturmayı yürüten savcılık tarafından yapılan açıklamada tutuklananların “Silahlı terör örgütü kurma, yönetme ve üye olmakla birlikte suça iştirak ettikleri ve tasarlayarak adam öldürme teşebbüsünde bulundukları” ile ilgili somut verilere, delillere ve kanıtlara ulaşıldığının açıklanması da bizim kazanın hemen sonrasında ve yıllardır ısrarla tekrar ettiğimiz “suikast” iddialarımızı da doğrulamış oluyordu.
Aradan 17 yıl geçtikten sonra (hem de FETÖ’nün ‘darbe girişimi’ tarihi olan 15 Temmuz günlerinde) suikast olduğu ile ilgili somut delillere ulaşıldığı gündeme boma gibi düştü. Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu ve 5 arkadaşını taşıyan Helikopter’in bir savaş uçağı tarafından düşürüldüğü ortaya çıktı! Yani, bahsedilen savaş uçağı pilotunun FETÖ’den yargılanıp hüküm giymesi ve Adil Öksüz ile irtibatlı olduğunun tespit edilmesi olayın suikast olma ihtimalini daha da güçlendirmiş oldu.
Muhsin Yazıcıoğlu ve 5 arkadaşının içinde bulunduğu Helikopter nasıl düşürülmüş ve talimat kimden gelmişti?!
Merhum Muhsin Yazıcıoğlu ve yanındaki 5 kişiyi taşıyan Helikopterin (sözde) kazaya uğradığı olay günü bölgede F-4 ve F-26 modelli 3 savaş uçaklarının uçmasından dolayı böyle bir kanaat oluşması kadar doğal bir şey olamazdı! Bu savaş uçaklarından ikisinin Amasya 5. Ana Jet üssü ve diğerinin Malatya Erhaç Askeri Sivil Havalimanı’ndan kalkarak olay bölgesine intikal etmesi ne anlama geliyordu?! Bu durum apaçık Muhsin Yazıcıoğlu ve 5 arkadaşının içinde bulunduğu Helikopteri düşürmek için harekete geçiş demek değil miydi?!
Radar kayıtlarından anlaşıldığına göre F-4 savaş uçağının bir süre radardan kaybolması ya ani irtifa değişikliği, ya radarın kapatılması ya da alçak uçuşa geçilmesi anlamına gelmiyor muydu?! Radarın kapatılması olayın anlaşılmamasına, ani irtifa değişikliği veya savaş uçağının alçak uçuşa geçmesi Muhsin Yazıcıoğlu ve 5 arkadaşının içinde bulunduğu Helikopter’in kırıma uğrayarak düşmesini çok rahatlıkla gerçekleştirebilirdi.
Bu olaya örnek mi?! 1990’da Eskişehir’de bir F-4 savaş uçağının Helikopter yakınından geçmesi sebebiyle düştüğünü hatırlatmak isteriz. Bu konunun başka bir delili olarak Devlet Denetleme Kurulu raporuna göre F-16 ve F-4 savaş uçaklarının alçak irtifa uçuşlarının helikopterleri tehlikeye sokabileceğinin belirtilmesi bu oyalın (Muhsin Yazıcıoğlu ve 5 arkadaşının içinde bulunduğu Helikopter’in) kaza değil suikast yoluyla düşürüldüğünün en büyük kanıtı olsa gerekti.
Helikopter düşmeden önce Adil Öksüz ve bazı FETÖ imamlarının Malatya’da buluşarak toplantı yapmaları tesadüf olabilir miydi?!
Ayrıca, ne tesadüf ki FETÖ’den hüküm giyen Adil Öksüz’ün olaydan hemen önce (hem de Malatya’da) mahrem imamlar ile buluşması ve bu imamların (Kemal Batmaz) ve Adil Öksüz’e “tereyağından kıl çeker gibi iş halledildi” şeklinde beyan etmelerinin ByLook mesaj dosyasında geçmesi ve teröristbaşı Fethullah Gülen’in merhum Muhsin Yazıcıoğlu için “ortadan kaldırın” talimatı verdiğine dair beyanın soruşturma kayıtlarına girmesi her şeyi izah etmeye yetmiyor muydu?!
Aynı şekilde kaza anında bölgede olan Helikopter pilotu olan Ali Armağan’ın olaydan 5 gün önce Malatya’ya gelmesi bu konudaki şüpheleri artırmıyor muydu?! Aynı kişinin (Helikopter pilotu Ali Armağan’ın) FETÖ intisaplısı olarak adli işlem görmesi ve 6 yıl boyunca cezaevinde yatması, aynı kişinin Adil Öksüz ile sürekli irtibat halinde olması kaza şüphesini kaldırarak suikast olduğunu güçlendirmeye yetmiyor muydu?!
Bütün bu bilgiler, veriler, doneler ve deliller ışığında merhum Muhsin Yazıcıoğlu ve 5 arkadaşının içinde bulunduğu Helikopter ‘in, kaza sonucu değil apaçık ve kasıtlı olarak düzenlenen bur suikast sonucu düştüğü gün gibi ortaya çıkmıyor muydu?!
Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu, 25 Mart 2009 tarihinde 5 arkadaşı ile birlikte Kahramanmaraş’ta Yozgat’a gitmek için binmiş olduğu Helikopter Keş Dağı’nda düşmesi sonucu hayatını kaybetmişti. Muhsin Yazıcıoğlu ve 5 kişinin içinde bulunduğu Helikopter’in kaza değil Suikast sonucu düştüğüyle ilgili o günlerde neler düşündük, ne gibi tespitlerde bulunduk ve neler yazdık !..
25 Aralık 2009 tarihinde BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve 5 arkadaşını taşıyan Helikopter, Kahramanmaraş’ın Çağlayangeçit ilçesinin Kanlıçukur mevkiinde Keş Dağları eteklerinde düşmüştü! Helikopter’de bulunan BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu, Erhan Üstündağ, Yüksel Yancı, Murat Çetinkaya, İHA Muhabiri İsmail Güney ve Pilot Kaya İstektepe hayatını kaybetmişti. Bu üzücü olayın kaza mı suikast mı olduğu hakkında farklı tarihlerde Anayurt Gazetesi’nde yazmış olduğum yazılar…
KAZA MI SUİKAST Mİ?! Helikopter Kazasında Ergenekon Şüphesi!.. (9 Eylül 2009 - Anayurt Gazetesi):
BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşlarını taşıyan Helikopter’in düştüğü Kahramanmaraş’ın Göksün İlçesi Döngel Köyü civarında yol kenarında üzeri kuru ot ve yapraklarla gizlenmiş ve seri numaraları silinmiş 7 adet MKE yapımı lav silahı, ABD-Rus yapımı15 adet el bombası ve 1 adet sis bombasının bulunması, Helikopter Kazası’nın suikast olabileceği şüphelerini artırmakla beraber bulunan bu silâhların Ergenekon’a ait olabileceği iddiaları da ortaya atılmazsa şaşmayın!..
Biz bu konuyla ilgili Anayurt’ta bir hafta süren çok geniş bir yorum yapmıştık. Helikopter kazasındaki şüphelerimiz olduğunu ve en ince ayrıntılarına kadar araştırılmasını istemiştik. Olayın kaza olamayacağının üzerinde dururken sabotaj ve suikast olabileceğinin altını çizmiştik. BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşlarını taşıyan Helikopter’in düşmesi sonucunda kaza mı (?!) suikast mı (?!) olduğu tartışmaları günlerce gündemde kalmıştı. Helikopter’le ilgili ELT cihazında bir problem olabileceği! Kaptan Pilot Kaya İstektepe’nin Helikopter düşmeden önce ve daha da öncesi kimlerle görüştüğünün aydınlatılması! İHA muhabiri İsmail Güneş’in 112 Acil Servisi’ni araması ve uzun süren karşılıklı görüşmelerin yeniden incelenmesi! Helikopter’in kiralandığı şirket Med Air’ın araştırılması! Teknolojinin sınır tanımadığı günümüzde Helikopter’in düştüğü yerin günlerce tespit edilememesinin altında yatan acı gerçekler! Enkaz tespitindeki zorlukların ne kadar doğru olduğu konusunun derinliğine araştırılması gibi daha birçok soru cevap bekliyordu!..
Helikopter Kazası’nın hemen arkasından BBP, olayın peşini bırakmayarak her türlü araştırmayı, soruşturmayı ve istihbaratı yapmaya başladı. Kısa bir süre önce şu andaki BBP Genel Başkanı Yalçın Topçu’nun yapmış olduğu önemli bir açıklama maalesef Helikopter’deki ELT cihazının değiştirilmiş olabileceği şüphesini doğru çıkardı. Şimdi ise Kahramanmaraş Döngel Köyü civarında bulunan lav silahları ve el bombaları kafaları iyice karıştırıyor. Zaten ben böyle bir şey bekliyordum. Hatta bu Köy ile ilgili daha önce bir yazı yazmıştım fakat yayınlamadığıma üzüldüm. Neden derseniz?! Yakında ne yapıp-edip bu köyün adını veya bu bölgeyi de Ergenekon’a bulaştırırlar diye hep endişe ediyordum!..
Bence birileri çok profesyonel bir şekilde olaylar arasında bağlantı kurarak Ergenekon üzerine farklı yamalar yapmak istiyor. Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşlarının üzerinden kaza mı suikast mı belli olmayan olayı da çarpıtarak Ergenekon’a dahil etmek istiyor. Yahu, bulunan silahların olduğu yer yol kenarı ve silahların toprakta da gömülü değil, üzerine kuru ot ve yapraklarla örtülmüş! Ayrıca Döngel Köyü sakinlerinden birinin bahçesinde çıkması! Sıcağı sıcağına da hemen Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz’e haber edilmesi! Bu işte bir gariplik var! Bu işte büyük bir komplo var! Bu işte çok sinsi ve kurnazca hazırlanmış bir plân işliyor! Artık her şey çok iyi anlaşılıyor. Nasıl olsa Ergenekon Davası devam ediyor! BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşlarının ölümünü de Ergenekon’a yükleyecekler!..
Bence silâhlar daha önce orada yoktu. Tahminime göre yeni gömüldü. Bu senaryoyu kim hazırlıyorsa kılıfını da çok iyi uyduruyor. Demek ki minareyi çalan kılıfını hazırlarmış. Yahu hiç mi utanmıyorsunuz; böyle bir olayın üzerinden uzun bir süre geçtikten sonra kaza bölgesine silahları koyuyorsunuz ve sonra da Ergenekon silâhları diyorsunuz?! Bunu herkese yutturabilirsiniz ama bizlere asla! Çünkü; bizler bu dolmayı yutmayacak kadar tecrübeye, bilgiye, donanıma ve istihbarata sahibiz. Bu silâhları koyanlar da aynı mihraklar. Yerli ve yabancı ortak bir plân! Birileri de buna alet oluyor! Çokbilmiş bir gazeteci-yazar da yorum yapıyor! Neymiş efendim; silâhlar Gladio türü örgütünmüş ve Türkiye’nin daha birçok yerinde bu tür silâh depoları varmış! Bu konuyla ilgili fazla söze gerek yok! Görünen köy kılavuz istemiyor! Yeni bir komplo! Yeni bir senaryo! Yeni bir tezgah!..”
“Helikopter Kazası’nın Sır Perdesini Açıklayacağız!.. - ( 10 Eylül 2009 – Anayurt Gazetesi): BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve 5 arkadaşını kaybettiğimiz Helikopter Kazası’nın üzerinden 6 ay geçmesine rağmen hâlâ spekülasyonlar, karartmalar ve çarpıtmalar devam ediyor. Dün de bahsettiğimiz gibi Helikopter’in düştüğü veya düşürüldüğü yer civarında bulunan lav silahları ve bombaların akıbeti hakkında da medyada derli-toplu herhangi bir haber yorum yayınlanmadı. Sanki birileri olayın üzerini ört-bas etmek istiyor! Sanki birileri Helikopter Kazası’nı Ergenekon’a yıkmak istiyor! Sanki birileri gündemi değiştirmek için kolları sıvamış dörtgözle tetikte bekliyor! Garip ve tuhaf gelişmeler kafamızı karıştırmakta!..
Dün gece BBP Genel Başkanı Yalçın Topçu ile uzun bir görüşme yaparak bu konunun kritiğini yaptık. Dakikalarca süren konuşmamızda değerli Genel Başkan Yalçın Topçu ile hemen hemen aynı görüşü paylaşıyorduk. Tereddütlerimiz ve şüphelerimiz aynı. Rahatsızlığımız ve tedirginliğimiz aynı. Sitemimiz ve feryadımızda aynı. Aramızda neler konuştuğumuzu başka bir yazımda geniş bir şekilde izah edeceğim. Bugün üzerinde durmak istediğim konu, Kahramanmaraş’ın Göksun İlçesi Döngel Köyü Alaçayır civarında (Helikopter’in düştüğü bölge) bulunan lav silahları ve el bombalarının Ergenekon Örgütü’ne ait olduğu iddiaları medyada yer almaya başlaması canımızı bir hayli sıktı!..
Türkiye’de duayen gazeteci/yazar ve araştırmacı olarak bilinen Fehmi Koru’nun bu konuyla ilgili olarak Kanal 7’ye yapmış olduğu yorumda; bulunan silâhların gladio türü örgütlere ait olabileceğini belirtirken çelişkili ifadelerle bulunarak kafaları karıştırdı. Hatta BBP’nin bu konu üzerine gitmediği yönünde sözler sarfetmesi de gerçekten tuhaftı. Hükümetin bu konuyla ilgili yapmış olduğu araştırma/inceleme ve soruşturma sonucuna göre olayın suikast olmadığını söyleyen Fehmi Koru’nun garip/tuhaf ve ilginç açıklamalar yapması abesle iştigaldi. Bilhassa BBP’nin olayla ilgili soruşturma yapmadığı yönündeki açıklaması tamamen yalan ve iftira. Çünkü; BBP gece-gündüz demeyerek günlerce ve aylarca olayı derinlemesine araştırarak bazı ipuçları bile yakalayabilmişti. Fehmi Koru’nun böyle bir şey söylemesine bir anlam veremedik. Fehmi Koru’nun bu açıklamalarını anlayabilmiş değiliz!..
Kahramanmaraş’ın Göksun İlçesi Döngel Köyü Alaçayır civarındaki dere kenarında, üzeri kuru ot ve yapraklarla örtülmüş lav silahlarının ve el bombalarının sanki Helikopteri düşürmek için önceden buraya konulmuş ve Helikopter Kazası’nın bir suikast olduğu kesinlik kazanırsa bunu yapanların Ergenekoncular olabileceği mesajı verilmek isteniyor. Böylece Helikopter Kazası’ndaki sır perdesi gizlenerek gerçekler ört-bas edilmek isteniyor. Fehmi Koru da ortaya çıkıp mangalda kül bırakmayarak adeta ahkâm kesiyor. Ey Fehmi Koru; biz seni çok iyi tanıyoruz! Yeni Devir gazetesi günlerini bir hatırla! Amerika’da okuduğun günleri! Amerika’dan göndermiş olduğun yazıları! Ki ben de (ara-sıra) Yeni Devir’de yazıyordum. Ben senin kanındaki akyuvar ve alyuvar sayılarını sayacak kadar tanıyorum sayın Fehmi Koru… Elini vicdanına koy ve yorumlarını öyle yap. Olayları çarpıtma. Kafana göre icraat yapma. Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol!..
Muhsin Yazıcıoğlu ve 5 arkadaşını kaybettiğimiz elim Helikopter Kazası (ki suikastı!) üzerinden 6 ay geçmesine rağmen biz bu olayın peşini bırakmış değiliz. Elimize somut bazı ipuçları geçti! Helikopter Kazası’ndaki kilit isme yaklaşıyoruz! Helikopter Kazası’nın Kara Kutusu diyebileceğimiz ve kimsenin aklına bile gelmeyecek bazı bilgilere ulaştık! Hatta çok yakın bir zamanda bunu ses ve görüntü kaydıyla bile belgeleyebileceğiz! İşte o zaman takke düşecek kel görünecek! Hatta BBP’nin bütün gayretleri/çabaları boşa gitmemiş olacak. Onlara bu müjdeli haberi şimdiden veriyoruz. Sabırla beklesinler. Devletin güvenlik güçleri ve istihbarat birimleri de merak edip bize sormasınlar. Onlar da sabırla beklesinler. Şimdiden olayın üzerine gidecek olurlarsa kaş yapacağız derken göz çıkartırlar! Uyarıyoruz haaa!..”
“BBP’nden “Kamuoyuna Duyuru” Üzerine YORUM - (18 Eylül 2009 - Anayurt Gazetesi): BBP Genel Başkanı Yalçın Topçu ile yüz-yüze ve telefonla görüştüğümüzde bana söylemiş olduğu sözleri unutmadım. Vermiş olduğum sözü yerine getirmiş olacağım. Ortak şikayetimiz medya idi. Helikopter Kaza’sının üzerinde dolaşan gölgeler ve spekülasyonlarla birlikte hükümetin ve diğer kurumların ‘olayı’ vaka-i adiye imiş gibi ihmal veya kasıt yoktur düşüncesi ile hareket edip üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirmemelerine bir anlam veremeyişimiz! Bir de Ergenekon Dava’sı ile bu olayı ilişkilendirmek isteyenlereydi asıl sitemimiz. Bu yüzden BBP Genel Sekreter Yardımcısı Ahmet Türk’ün “Kamuoyuna Duyuru”su üzerinden yola çıkarak düşüncelerimizi/yorumlarımızı okuyacaksınız.
BBP’nin resmi internet sitesinde “Kamuoyuna Duyuru” BBP Genel Sekreter Yardımcısı Ahmet Türk’ün BBP adına yapmış olduğu açıklamayı bütünüyle birlikte ele alıp bu konu üzerinde yoğunlaşarak kritik yapmaya çalışacağız. Ben de BBP Genel Başkanı Yalçın Topçu’ya vermiş olduğum sözü yerine getirerek bir vebalden kurtulmuş olacağım.
Evet, BBP Genel Sekreter Yardımcısı’nın Kamuoyuna Duyuru şöyle başlıyordu: “Son günlerde Rahmetli liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nun ve arkadaşlarının bindiği helikopterin kırıma uğraması sonucu vefatı ile alakalı ilginç saptırma ve kurgular ayyuka ulaşmış durumdadır. Kahramanmaraş’ta Merkez ilçeye bağlı Döngel köyünde bulunan silahlar ile alâkalı olarak, kaza-kırım hadisesinin Ergenekon davası ile ilintileme gayretleri yine gündemi işgal etti. Daha önce de Ergenekon Davasında yargılanan iki kişinin saçma sapan mesnetsiz ve özellikle belli niyetlerle basına taşınan ifadeleri ile Kaza-Kırım olayı ile alakalı çeşitli kurgular tezgahlandı. Tamamen delilden ve belgeden uzak zorlama kurgularla Kaza-Kırım hadisesi kamuoyunda kafa karıştırıcı ve hedef saptırıcı bir hale getirilmek istendi.”
Kamuoyuna Duyuru’nun ilk paragrafı böyle. Eğer ki bu duyurunun tarihi 08 Eylül 2009 Salı olmasaydı ister-istemez üzerime alınacaktım. Nedeni ise benim 10 Eylül 2009 tarihli “Helikopter kazasının sır perdesini açıklayacağız!..” yazımdan dolayı. İyi benim yazım bu duyurudan iki gün sonraya rast geliyor. O yüzden vicdanen rahatım.
Gerçekten son günlerde rahmetli Muhsin Yazıcıoğu ve arkadaşlarının binmiş oldukları helikopterin kırıma uğraması sonucu vefatları üzerinden yola çıkarak akla-hayale gelmedik saptırma ve spekülasyonlarla karşı-karşıyayız. Bilhassa Kahramanmaraş’ın Merkez ilçesine bağlı Döngel Köyü’nde bulunan silahlarla ilgili Kaza-Kırım olayının Ergenekon Davası ile ilişkilendirilmeye çalışılması çok büyük bir tezgahın ipuçlarını vermekte! Psikolojik Savaş yöntemiyle medyaya sızan uyduruk, asparagas, kurgulanmış ve olağanüstü abartılmış haber ve yorumlardaki asıl amacın çarpıtma olduğu gün gibi ortada. Ergenekon Davası’ndan yargılanmış kişilerin ortaya çıkıp ahkâm keserek bu tür mesnetsiz açıklamalarda bulunması da bir hayli manidar! Bu tür beyanlar tamamen ‘olayı’ çarpıtmaya yönelik amaç taşımakta!..
Bilhassa bizi asıl üzen durum ise BBP yetkililerinin Kaza-Kırım üzerinde durarak medyayı detaylı/doyurucu bir şekilde bilgilendirmelerine rağmen herhangi bir gayretin/çabanın olmaması! Ne devletten, ne kurumlarımızdan ne de medyadan bir ses gelmemesi! Hükümetin ve diğer kurumların olayda ihmal ve kasıt yoktur düşüncesi ile hareket etmeleridir!..”
“Hükümet İhmali Bulunan Kurumlara Niçin Soruşturma Açmıyor?! - (19 Eylül 2009 – Anayurt Gazetesi): BBP adına Genel Sekreter Yardımcısı Ahmet Türk’ün “Kamuoyuna Duyuru”sunda titizlikle üzerinde durduğu konulardan birisi de hükümetin ihmali bulunan kurumlara niçin soruşturma açmadığıydı! BBP daha olayın ikinci haftasından itibaren (duyuruda da bahsedildiği gibi) sivil havacılık tarihinde tabuları yıkacak kadar bir ilki gerçekleştirecek derecede/düzeyde her türlü bilgi, belge, bulgu, doküman olmak üzere daha birçok kaynağa ulaşarak geniş çaplı bir komisyon kurmalarına rağmen hükümetin ve ilgili kurumların böyle bir araştırma komisyonunu ciddiye alıp muhatap almamaları, alsalar daha baştan savma tutum ve tavır içinde olmaları, ayrıca bu konu üzerinde yoğunlaşarak ihmalkâr ilgili kurumlara herhangi bir soruşturma açmamaları kafalarımızı karıştırmakla kalmıyor şüphelerimizi de iyice artırıyor!..
BBP’nin kurmuş olduğu Araştırma Komisyonu tarihte görülmemiş bir ilki gerçekleştirerek devletin ve kurumların yapamadığını yapmasına rağmen hâlâ görmezlikten gelinmesine bir türlü anlam veremiyoruz. Her şey bu kadar açık/şeffaf olmasına rağmen, elde somut deliller bulunmasın rağmen devletin sesinin/soluğunun çıkmaması karşısında hayretler içindeyiz. BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve 5 arkadaşını kaybettiğiniz kazayla ilgili ihmalkârlıklar, saptırmalar, kasıt dolu bilgi ve belgeler ve hatta her türlü teknik ve istihbarı detaylar/teferruatlar devletin zirvesindeki erk dahil bağımsız bütün mahkemelere varıncaya kadar tüm kurumlara sunulmasına rağmen bile halâ ihmali bulunan kurumlar dair mevcut iktidar hiçbir idari soruşturma açmamasının arkasında kasıtlı gerekçeler mi vardır acaba?!
Evet, iktidardaki hükümet sözkonusu ihmali bulunan kurumlarla ilgili herhangi bir idari soruşturma açmayacak mı?! BBP’nin elindeki tapu gibi mevcut deliller, bulgular ve bilgiler neden ciddiye alınıp değerlendirilmiyor?! BBP tarafından gerek Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den, gerek Başbakan R. Tayyip Erdoğan’dan ve gerekse Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’dan bu olayla ilgili araştırmaların yapılması ve ilgili mercilere talimat verilerek olayın enine-boyuna araştırılması istenmesiyle birlikte olaydaki ihmallerin, eksikliklerin, hataların ortaya çıkartılması için her türlü ricada/talepte bulunulmasına rağmen maalesef hükümet ve diğer bütün kurumlar sanki olayda ihmal/kusur/kasıt yokmuş gibi bir tavır içinde olmaları hem kafalarımızı karıştırmakta, hem şüphelerimizi artırmakta hem de olayın ört-bas edilmek istendiği gibi evhamlarımızı her geçen gün daha artırmaktadır.
En acısı da Ergenekon Davası ile ‘olayı’ ilişkilendirilmek isteyen bazı çevrelere göz yumulması, sanki olayda ihmal ve kasıt yokmuş düşüncesinin daha da yerleşmesi gayretlerini ortaya koymaktadır. Maalesef böyle zan/şüphe her geçen gün daha hafızalarımıza kazınmakta. Artık ne hükümete ne de kurumlarımıza bir güvenimiz kalıyor! Adeta gerçekler, ihmaller, katılar gölgelenmek istenir havası esiyor! Bulanık suyun durulmaması yönünde bir sessizlik var! Olayın üzerin bir an önce kapatılsın iması var! Olay rafa kaldırılsın havası var! Her şeyden önce bizlerde “Kamuoyu vicdanında aklanmaya çalışıyorlar!” oluşuyor…”
Buraya kadar BBP’nin Kamuyonu Duyuru’sundaki rahatsızlıklarını paylaşmış olduk. Bazen tırnak içinde “Kamuyona Duyuru”dan alıntılar yaparak bazen de kendi düşüncelerimizi katarak bazı ipuçları üzerinden gidip gerçekleri okuyucularımızla paylaşmak istedik. Asıl yüreklerimiz sızlatan husus ise hükümete bağlı kurumların inadına muhatap olmak istemedikleri sorulardır! Sorular cevaplanmadıkça ‘soru işaretleri’ çoğalıyor! Soru işaretleri çoğaldıkça da vicdanlarımız rahat etmiyor ve kuşkularımız/şüphelerimiz iyice artıyor. Yarınki yazımda ise BBP’nin “Komuoyuna Duyuru”sundaki bahsetmiş olduğumuz soruları (ki soru işaretlerini!) yorumsuz bir şekilde (aynen) yayınlayacağım.
Kaza ile ilgili cevaplanması gereken sorular(???)!.. (20 Eylül 2009 - Anayurt Gazetesi): Aşağıdaki cevaplanması gereken sorular (veya soru işaretleri) BBP’nin “Kamuoyuna Duyuru”sundan alınmıştır. Yorum yapmadan ve aynen yayınlıyoruz:
1- Meterolojik veriler uçuşa uygun muydu? Uygun olmadığı bilinen şartlarda neden uçuşa izin verildi?
2- Radar kayıtları var mı? Var ise bu kayıtlar neden bildirilmedi?
3- Uçuş planı ile ilgili bilgi niçin verilmiyor?
4- Helikopterde bulunan GPS (Global Positioning Siystem-küresel yer bulma sistemi cihazının hafıza kartı hakkında bilgi yok mu? Varsa niye verilmedi? Var olduğu bilinen ikinci seyyar GPS cihazı nerede?
5- ELT cihazı ile ilgili açıklamanız nedir? Ruhsatta belirtilen ELT cihazı ile helikopter üzerinde bulunan ELT cihazı aynı mıdır?
6- Türk hava sahasında ‘uçan kuştan haberi olan’ radar istasyonlarının gözetimindeki helikopterin son sinyal noktası bilinmiyor muydu? Bilmiyor idiyse halen gizlenmesinin sebebi nedir?
7- Son sinyal noktaları ile helikopterin çarpma koordinatlarının tespiti ilk dakikalardan itibaren mümkün iken halen bir açıklama yapılmamasının sebebi nedir?
8- Helikopterde var olan transponder cihazı bilgilerinin gizlenmesinin sebebi nedir?
9- MED AIR firmasına verilen ‘havacılık lisansı’ usulüne uygun verilmiş midir?
10- Pilotun sağlık durumu uçuş lisansı almaya yeterli miydi? Helikopterle ilgili denetimler usulüne uygun olarak ve süresinde yapılmış mıdır?
11- Helikopterin bakım defterinin sureti ve bakım teknik bülteninde istenilen işlemlerin yapılıp yapılmadığı ile ilgili bilgiler neden verilmemektedir?
12- Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nün kendisiyle organik bağı olan kişilerin kırım ekibi oluşturması dünya standartlarına uygun mudur? Bağımsız kişilerden oluşturulmasında ne sakınca vardır?
13- Kayseri Valisi’nin açıklaması ile ilgili resmi bir soruşturma yapılmış mıdır? Kahramanmaraş Valiliği’nin arama kurtarma çalışmaları mer’i kanun, yönetmelik vb. çerçevesinde yapıp yapmadığı tespit edilmiş midir?
14- Bu güne kadar Türkiye’de bu tip kazaların üzerine çok fazla gidilmemiş, çok fazla incelenmemiş, araştırma yapılmadığı ortaya çıkmıştır. Çok gariptir kanunlarımız da bu konuda yeterli olmadığı su yüzüne çıkmıştır. Bu tip kazaları inceleme yetkisini, kanunlarımız Ulaştırma Bakanlığı’na vermiş. Ulaştırma Bakanlığı’na bağlı olan Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nün (SHGM) hemen alt katında bulunan kaza kırım ekibi de denilen bir kurum bu tip kazaları araştırıyor. Oysa yine bizim kanunlarımıza göre uçaklara, helikopterlere uçma ruhsatı veren yine bu kurum. Sivil Havacılık Kurumu, hem helikoptere uçma izni verecek, hem ona ruhsat verecek, hem pilotların yeterliliğini onaylayacak sonra da bir kaza olması durumunda bu kazaları araştıracak. Burada ister istemez bir çelişki var. Gelişmiş tüm dünya ülkelerinde şöyle uygulanıyor; ruhsatları veren başka kurumlardır, kazaları inceleyen başka kurumlardır. Hükümet SHGM hakkında niçin idari bir soruşturma açmıyor ve bu ilkel kanunlarla hava aracı yerine tabutların uçmasına yol açıyor?”
BBP’nin “Kamuoyu Duyuru”sundaki sorular aynen böyle. Evet, cevaplasınlar önce bu soruları daha sonra düşündüklerini açıklasınlar. Haydi Efendiler cevaplasanıza! Çok zor değil mi?! Rahatsız mı oldunuz?! Sorular karşısında titriyorsunuz! O yüzen de cevaplayamadığınız için de soruların üzerinden teğet geçiyorsunuz. Bu sorular cevaplanmadıkça Helikopter Kazası’nın üzerindeki sis perdesi asla ortadan kalkmaz!..
“Biz Demiştik ‘Kaza Değil’ Diye!.. - (23 Eylül 2011 - Anayurt Gazetesi): Bir insan düşünün ömrünü inancı/davası için feda etmiş, doğruluktan asla şaşmamış, çevresi/camiası gibi eski düşmanları bile takdir etmiş bir insan… Her nefes alış-verişinin hesabını vermeyi ilke/prensip edinmiş bir şuurla donanmış cömert ve merhamet sahibi bir insan… Yıllarca davasının peşinde koşmuş ve bu yüzden zindanlarda her türlü işkenceye maruz kalmış çilekeş bir insan… Yaşamı kadar ölümü de bir o kadar ses getiren, arkasından milyonların ağlatan, öleceğini bile bile o malûm Helikopter’e binen ama kadere inanan o güzel insanın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından yeniden gündeme getirilişinden bahsedeceğim.
İşte bu güzel insan (rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu) şu içinde bulunduğumuz günlerde Türkiye’nin Kara Kutu’su oldu! Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşlarını ölüme götüren Helikopter’in sır perdesi yavaş yavaş aralanıyordu. O yüzden Muhsin Yazıcıoğlu ve Helikopter Kazası Türkiye’nin adeta bir Kara Kutu’su oldu diyoruz. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül bir konuştu pir konuştu! Kara Kutu yeniden gündeme geldi. Oysaki Helikopter kazasının üzerinden iki yıl geçmişti. Ama kafalarda koskoca bir soru hâlâ cevap bekliyordu. Helikopter kazasında arkadaşlarıyla birlikte hayatını kaybeden BBP Genel Başkanı (dava adamı) Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümü üzerindeki şüpheler hâlâ tazeliğini koruyor! Unutturulması istendi ama unutturulamadı. Birileri öyle bir sinsi plân yapmıştı ki ama bu plân tutmadı. Helikopter’in adeta kalbi/beyni olan Kara Kutu’nun kayıp sırrı daha yeni ortaya çıkmıştı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül boşuna konuşmamıştı: “…keçiler mi çaldı?!” Helikopter’deki Kara Kutu kayıptı! Evet, keçiler mi çalmıştı?!
Kazadan sonra ben de Anayurt’ta hem de bu köşede bu konu üzerinde en ince ayrıntılarına kadar durarak Kara Kutu’ya işaret etmiştim. Teknolojinin devası imkânlarına rağmen, düşen Helikopter enkazının, Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşlarının bulunamaması üzerindeki sır perdesini aralamaya çalışmıştım. Bu işte bir ‘iş’ var diyerek olayın perde arkasının derinlemesine araştırılmasını önermiştim. Çünkü bizlerde boş durmamıştık, olayın bir kaza değil suikast olduğunu defalarca yazıp-çizdik. Helikopter’in düştüğü andan itibaren olay yerinin gizlenmeye çalışılması, yanlış bilgilerle Helikopter’i kazı yerinde değil de farklı yerlerde aranması, gazeteci İsmail Güneş’in uzun telefon görüşmesinin sonunda “…burada kravatlı insanlar var” dedikten sonra telefonuna bir daha ulaşılamaması her şeyi izah ediyordu. Evet, bu bir kaza değildi… Helikopter düşürülmüştü!..
Kazanın üzerinden iki yıl geçtikten sonra bir vatandaşın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e bir video göndermesiyle Helikopter kazası yeniden gündeme geldi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün bu video’yu izledikten sonra “ Helikopter’in Kara Kutu’sunu keçiler mi çaldı?!” diyerek bir sırrı deşifre etmeye çalışması malûm video’da bir şeylerin olduğunu gösteriyordu. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün 2010 yılında Devlet Denetleme Kurulu’na kazanın araştırılması talimatını vermişti. Yapılan araştırmada zaten Helikopter’in tüm uçuş bilgilerinin depolandığı ARGUS 5000CE ve Skymap 111C cihazlarının yerinde olmadığı tespit edilmişti. Daha o günlerde Helikopter kazası üzerindeki sis perdeleri oluşmuştu! O günden bu yana araştırmalar da devam ediyordu.
Kazanın üzerinden iki yıl geçtikten sonra birileri fazla dayanamadı ve malûm video’yu Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e gönderdi. Video’da neler yoktu ki!.. Hafif bir tipi… Her yeri buz kesmiş… Ortada Helikopter enkazı ve cesetler… Cesetleri buz kaplamış… Ama kaza yerinde kravatlı insanlar var!.. Birileri cesetler üzerindeki buzları temizlerken diğeri de Helikopter üzerinden bazı cihazları söküyordu!.. Evet, kimdi bu insanlar?! Belki şimdilik açıklanması sakıncalı! Devlet zamanı gelince bu sırrı açıklamalı. Evet, açıklansın ki Helikopter’in düşmesi kaza mı suikast mı olduğu anlaşılsın ve ADALET yerini bulsun.”
“Kaza Değil SUİKAST!.. - (1 Ekim 2011 - Anayurt Gazetesi): ANAYURT’ta 10 Eylül 2009 tarihinde Helikopter Kazası ile ilgili 1. Sayfadan bir anons yapmıştık. Hatta gazetemizin “Helikopter Kazası’nın sır perdesini açıklayacağız!...” başlığı altında: “Muhsin Yazıcıoğlu ve 5 arkadaşını kaybettiğimiz elim Helikopter Kazası (ki suikastı!) üzerinden 6 ay geçmesine rağmen biz bu olayın peşini bırakmış değiliz! Elimize somut bazı ipuçları geçti! Helikopter Kazası’ndaki kilit isme yaklaşıyoruz! Helikopter Kazası’nın Kara Kutusu diyebileceğimiz ve kimsenin aklına bile gelmeyecek bazı bilgilere ulaştık! Hatta çok yakın bir zamanda bunu ses ve görüntü kaydıyla bile belgeleyebileceğiz! İşte o zaman takke düşecek kel görünecek! Hatta BBP’nin bütün gayretleri/çabaları boşa gitmemiş olacak! Onlara bu müjdeli haberi şimdiden veriyoruz! Sabırla beklesinler! Devletin güvenlik güçleri ve istihbarat birimleri de merak edip bize sormasınlar! Onlar da sabırla beklesinler! Şimdiden olayın üzerine gidecek olurlarsa kaş yapacağız derken göz çıkartırlar! Uyarıyoruz haaa!..” diyerek daha o günlerde gerçeklerin günışığına çıkacağını müjdelemiştik!..”
Daha o günlerde bunun bir kaza olmadığının sinyalini vererek suikast olabileceğinin altını çizmiştik. Hatta iddiamızda o kadar ileri gitmiştik ‘ses ve görüntülerden’ bahsetmiştik. Demek ki ateş olmayan yerden duman tütmez! Kaza ile ilgili ‘ses ve görüntüler’ nihayet gündeme bomba gibi düştü. Kimdi bu asker elbiseli insanlar?! Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e ulaşan video görüntüleri ile başlayan süreç hızlı gelişti ve bugün Türkiye’nin birçok ilinde yapılan operasyonlarda birçok asker gözaltına alındı. Şimdi anlıyorduk, kazanın üzerinden 6 ay geçtikten sonra yapılan spekülasyonlar, karartmalar ve çarpıtmalar ne anlama geliyor?! Helikopter’in düştüğü veya düşürüldüğü yer civarında bulunan lav silahları ve bombaların akıbeti hakkında da medyada derli-toplu herhangi bir haber yorum yayınlanmadı! Sanki birileri olayın üzerini ört-bas etmek istiyor. Helikopter Kazası’nın için kolları sıvamış dörtgözle tetikte bekleyen ‘karanlık bir güç odağı’ vardı! Garip ve tuhaf gelişmeler kafamızı karıştırıyordu.
Kahramanmaraş’ın Göksun İlçesi Döngel Köyü Alaçayır civarındaki dere kenarında, üzeri kuru ot ve yapraklarla örtülmüş lav silahlarının ve el bombalarının sanki Helikopteri düşürmek için önceden buraya konulmuş ve Helikopter Kazası’nın bir suikast olduğu kesinlik kazanırsa bunu yapanların adresi gösterilerek bir yereler mesaj verilmek isteniyordu?! Bu adres Ergenekon muydu?! Yani, Helikopter Kazası’nın üzerindeki şüpheler çarpıtılıp-yanıltılarak ‘olay’ bir başka mecraya çekilmek isteniyordu?! Evet bu ‘olay’ KAZA mıydı SUİKAST mı?! Olayın derinliğini aylardır araştırdık. Hatta bu konunun senaryosunu yazıp sinema filmi yapmak için hazırlık yapan arkadaşlarımıza bile yardımcı olamadık! Konu o kadar karışıktı ki zamanını bekledik. Helikopter Kazası’nın perde arkasıyla ilgili ‘yakında ses ve görüntülerle belgeleyeceğiz.” dediğimiz video görüntüler demek ki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e gönderilmişti! Zaten biz çok emindik bu Helikopter Kazası’nın üzerini örten ses ve görüntülü video birgün ortaya çıkacak ve devlet bunun üzerine gidecek! Türkiye çok değişmişti… Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Ve kenarda-kıyıda, havada-karada-denizde hiçbir sır gizli kalmayacaktı!
Demek ki iddialarımız doğruymuş. Bu ses ve görüntüler bizim tarafımızdan veya Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından açıklanmış fark etmez. Önemli olan gerçekler ortaya çıkması. Önemli olan karanlıkta hiçbir şeyin kalmaması. Önemli olan, bundan sonra bu tür olaylar asla olmasın. Bütün temennimiz bu. Ülkemizde huzur, barış ve güven olsun. Çok değerli insanlarımız yönelik suikastlar bir bir aydınlansın. Hiçbir şey karanlıkta kalmasın. Türkiye artık o eski Türkiye olmasın. Türkiye’nin sahipsiz değildir! Devlet artık o eski devlet değil! Millette o eski millet değil. Türkiye’de korkular, korkuluklar ve tabular artık tarihe karışıyor. Devlete özgüven millete de güven geldi. İnsanlarımız geleceğe umutla bakmaya başladılar. Devlet millete millette devlete güvenirse dışarıdan bizi hiçbir güç yıkamaz. Türkiye’nin geleceğine artık umutla bakabiliriz.”
Muhsin Yazıcıoğlu Suikastını Gölgeleyen Perdeye Neşter: (8 Yıl Geçmesine Rağmen Helikopter Kazası Üzerinden Kalkmayan Sis bulutları!..): Türkiye sevdalısı, dava adamı, devleti ve milleti için her şeyi göze almış siyasi bir lider olan merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayatını kaybettiği helikopter kazası (o hazin ve acı günün) üzerinden 8 yıl geçmesine rağmen hâlâ üzerindeki sis perdesi dağılmadı.) 25 Aralık 2009 tarihinde içinde merhum Muhsin Yazıcıoğlu ve 5 arkadaşını taşıyan Helikopter, Kahramanmaraş’ın Çağlayangeçit ilçesinin Kanlıçukur mevkiinde Keş Dağları eteklerinde düşmüştü! Helikopter’de bulunan BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu, Erhan Üstündağ, Yüksel Yancı, Murat Çetinkaya, İHA Muhabiri İsmail Güney ve Pilot Kaya İstektepe hayatını kaybetti. Maalesef Helikopter kazasının üzerinden 8 yıl geçmesine rağmen üzerinde sis bulutları dağılmadığı gibi tartışmalar devam ediyor. Yapılan soruşturmalarda Heliktopter’in düşmediği, tam aksine düşürüldüğüne dair çok önemli bulgular, ipuçları ele geçse de nihai bir sonuç alınamıyor. Radar uzmanlarına ve uzman pilotların teknik değerlendirmeler ve analizleri sonucunda Helikopter düşmeden 4 dakika önce üzerinde uçakların uçtuğuna dair açıklamalar şüpheleri iyice artırmıştı. Öte yandan Helikopter’in düşmesiyle ilgili hazırlanan simülasyon da sözkonusu şüpheleri doğrular nitelikteydi. Gazeteci Köksal Alper, yazmış olduğu ‘Kanlı Çukur’ kitabında bu konuyla ilgili çarpıcı tespitler yapmış. Uzmanlar Helikopter düşmeden 4 dakika önce savaş uçaklarıyla ortak bir noktada kesişmesi olabileceği ihtimalini dillendirseler de Genelkurmay bu iddianın tam aksi yönde zaman diliminin yetersiz olduğu açıklamasını yaptı. DDK’nın önemli bir tespitine göre de Helikopter’in düştüğü civarda bulunan köylülerin patlama sesi duyarak ihbarda bulunmaları da olayın başka bir açıdan değerlendirilmesi gerektiği işaret ediyordu. Kaza-kırım raporu bu iddiayı çürütse de patlama sesleri jetlerin ses hızını aşmasından kaynaklanabilirdi. Bize göre bu patlama sesleri bile Helikopter’in düşmesine neden olabilirdi. Helikopter’in düştüğü ile ilgili simülasyon, kaza-kırım raporu, gazeteci İsmail Güneş’in çekmiş olduğu fotoğraflar, jetlerin kesin irtifa bilgiler aslında Helikopter’in kaza değil aleni/açık bir şekilde suikast amaçlı düşürüldüğünü izah etmeye yetiyordu. İşte bütün bunlardan dolayı Türkiye’de bu tür kazaların üzerine çok fazla gidilmediği, fazla incelenmediği, araştırma yapılmadığı ortaya çıkıyordu. Çok gariptir ki kanunlarımız da bu konuda yeterli imkan vermiyordu. Ne yazık ki bu tip kazaları inceleme yetkisini, kanunlarımız Ulaştırma Bakanlığı’na vermiş. Ulaştırma Bakanlığı’na bağlı olan Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM) hemen alt katında bulunan Kaza-Kırım Ekibi isimli bir kurum bu tip kazaları araştırıyor. Bizim kanunlarımıza göre uçaklara, helikopterlere uçma ruhsatı veren yine bu kurum! Sivil Havacılık Kurumu: helikoptere hem uçma izni verecek, hem ruhsat verecek, hem de pilotların yeterliliğini onaylayacak sonra da bir kaza olması durumunda bu kazaları araştıracak!.. Burada ister-istemez bir çelişki var. Gelişmiş tüm dünya ülkelerinde ise bu durum şöyle uygulanıyor: ruhsatları veren başka kurumlar, kazaları inceleyen başka kurumlar!.. Eğer ki Türkiye’de de ruhsatı veren, kazaları inceleyen kurumlar ayrı olmuş olsaydı mutlaka bir soruşturma sözkonusu olurdu. Aynı kurum kendi kendine soruşturma açar mı?! Kendini yakar mı?! O zaman iş hükümete üşüyor! Hükümet SHGM hakkında niçin idari bir soruşturma açmıyor ve bu ilkel kanunlarla hava aracı yerine tabutların uçmasına yol açıyor?!
15 Temmuz 2016 FETÖ’nün ASKERİ DARBE GİRİŞİMDEN SONRA İzmir’de yakalanan Astsubay Üstçavuş Aldın Özsıcak FETÖ operasyonu geçirmesinin gerekçesi, kaza-kırım ekibi içinde olmasından dolayı hakkında soruşturma açılması için yeterliydi. Bu da gösteriyordu ki Helikopter’değ Muhsin Yazıcıoğlu ve 5 arkadaşı kazaya kurban gitmemiş tam aksine FETÖ tarafından suikast sonucu hayatlarını kaybetmişlerdi. Yani bu bir kaza değil aleni bir şekilde suikasttı.
Öte yandan meteorolojik verilerin uygun olup-olmadığı halde uçuşa izin verilmesi, radar kayıtlarının bildirilmemesi, uçuş planıyla ilgili bilgilerin verilmemesi, Helikopterde bulunan GPS (Global Positioning Siystem-küresel yer bulma sistemi cihazının hafıza kartı hakkında bilginin gizlenmesi, bilinen ikinci seyyar GPS cihazı nerede olduğunun bilinmemesi, 5-ELT cihazı ile ilgili açıklamanın yapılmamamış olunması, ruhsatta belirtilen ELT cihazı ile helikopter üzerinde bulunan ELT cihazı aynı olup-olmadığı konusunun aydınlatılmaması, son sinyal noktaları ile helikopterin çarpma koordinatlarının tespiti ilk dakikalardan itibaren mümkün iken sıcağı-sıcağına herhangi bir açıklama yapılmaması, Helikopterde var olan transponder cihazı bilgilerinin gizlenmesi, MED AIR firmasına verilen ‘havacılık lisansı’ usulüne uygun verilip-verilmediği konusunda elde net bir bilginin olmaması, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nün kendisiyle organik bağı olan kişilerin kırım ekibi oluşturması dünya standartlarına uygunluğu hakkındaki kesinliği, Kayseri Valisi’nin açıklaması ile ilgili resmi bir soruşturmanın kazanın hemen sonrası yapılmaması, Kahramanmaraş Valiliği’nin arama kurtarma çalışmaları mer’i kanun, yönetmelik vb. çerçevesinde yapılıp-yapılmadığı gibi tüm soruların cevabı askıda kaldığı için akla ilk gelen şey bir KAZA değil SUİKAST olduğudur.
Bugüne kadar Türkiye’de bu sorular cevabı alınmamıştır. O yüzden Helikopter Kazası’nın üzerindeki sis perdesi asla ortadan kalkmayacaktır. İşte bu yüzden merhum Muhsin Yazıcıoğlu suikastını gölgeleyen perdeye mutlaka neşter atılmalıdır.”
Nihayetinde Muhsin Yazıcıoğlu ve 5 arkadaşının içinde bulunduğu Helikopter’in düşmesi üzerinden 17 yıl geçmiş olsa da bu olaya NEŞTER ATILDI ve somut verilere, delillere, kanıtlara ulaşıldı. Artık bunun bir KAZA olmadığı apaçık SUİKAST olduğu gün gibi ortaya çıktı. Kaza denilerek tam 17 yıl boyunca devletin içindeki FETÖ unsurları tarafından üzeri kapatılmaya çalışılması fiyaskoyla sonuç verince devletin ısrarla olayın akıbetini araştırmaya devam ederek yeni bir soruşturma başlatması sonucunda olayın kaza değil bir SUİKAST olduğunun ortaya çıkması yüreklerimize su serpmiştir. Artık Muhsin Yazıcıoğlu ve 5 arkadaşını şehit eden failler yakalanmış ve adalet önünde hesap verecekler.