Bir Ölüm Daha, Bir Soru Daha: Kozinoğlu Dosyasında Ne Oluyor?
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Eski MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu’nun 2011 yılındaki gizemli ölümüne dair Eylül 2026'da yeniden açılan soruşturma, çok çarpıcı bir gelişmeyle sarsıldı. Soruşturma kapsamında gözaltına alınıp adli kontrolle serbest bırakılan dönemin Silivri Cezaevi kampüs doktoru Turgay Tamer, evinde şüpheli bir şekilde ölü bulundu. Bu ölüm, Türkiye'nin yakın tarihindeki en karanlık dehlizlerden biri olan Kozinoğlu dosyasının üzerindeki esrar perdesini daha da derinleştirdi.
Bu kritik gelişmeyi, hukuki ve siyasi arka planıyla ele alan köşe yazısını aşağıda bulabilirsiniz:
Sırların Gölgesinde Bir Ölüm Daha: Kozinoğlu Dosyası Kapanıyor mu, Derinleşiyor mu?
Türkiye, ne zaman yakın tarihinin karanlık sayfalarını aralamaya yeltense, odadaki ışıklar aniden sönüverir. Tam gerçeğe bir adım yaklaşmışken, o gerçeğin anahtarını elinde tutan tanıklar, sanıklar ya da sessiz izleyiciler birdenbire sahneden çekilir. Tıpkı eski MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu’nun 15 yıl önceki şüpheli ölümünü aydınlatmak için başlatılan yeni soruşturmada, dönemin cezaevi doktoru Turgay Tamer’in evinde cansız bedenine ulaşılması gibi.
Hatırlayalım; Kaşif Kozinoğlu, Ergenekon kumpasları sürecinde hapsedildiği Silivri Cezaevi’nde, mahkemede çok kritik açıklamalar yapmaya hazırlanırken "kalp krizi" denilerek hayata veda etmişti. Yıllar sonra dosya yeniden açıldı; ihmaller zinciri, geciken ambulanslar, cezaevinde örgütlü bir yapının izleri ve hatta popüler diziler üzerinden verilen sübliminal mesajlar bir bir mercek altına alındı. Bu kapsamda adliyenin ve jandarmanın radarına giren son isimlerden biri de dönemin kampüs doktoru Turgay Tamer’di.
Savcılık, Kozinoğlu’nun fenalaştığı anlarda doktora haber verilmediğini, adeta kasıtlı bir tıbbi müdahalesizlikle ölüme terk edildiğini iddia ediyordu. Doktor Tamer gözaltına alındı, yurt dışı yasağıyla serbest bırakıldı ve sadece dört gün sonra, yalnız yaşadığı evinde eşi tarafından yerde yatarken bulundu. İlk incelemeler ölümün "şüpheli" olduğunu söylüyor. Adli Tıp Kurumu’ndan gelecek rapor, bu ölümün kronik biyolojik rahatsızlıklardan mı yoksa organizeli bir "susturma" operasyonundan mı kaynaklandığını ortaya koyacak.
Ancak meselenin sosyo-politik ve psikolojik boyutu, otopsi raporlarının çok ötesindedir. Kamoyunun hafızasında bu tür ani ve şüpheli ölümler, her zaman tek bir anlama gelir: "Konuşması gerekenler susturuluyor, birileri arkadaki büyük resmi gizlemek için delil karartıyor."
Eğer bu ölüm sıradan bir kalp ya da dolaşım rahatsızlığıysa bile, zamanlaması adalet sistemine olan güveni derinden sarsan bir talihsizliktir. Yok eğer işin içinde yapısal bir müdahale varsa, bu durum Kozinoğlu suikastının arkasındaki karanlık odakların (FETÖ ve uzantılarının) hâlâ hücre bazında da olsa eylem kabiliyetini koruduğunun korkunç bir kanıtıdır.
Bir cezaevi doktorunun şüpheli ölümü; adaletin tecelli etmesini bekleyen toplum için yeni bir hayal kırıklığı, devletin istihbarat labirentlerinde ise yeni bir "kırmızı alarm" demektir. Kozinoğlu davası, sıradan bir ceza hukuku davası değildir; Türkiye’nin egemenlik ve derin devlet yapısının arındırılma davasıdır. Bu davanın en kritik halkalarının birer birer kopması ya da koparılması, geçmişle yüzleşme iradesine indirilmiş ağır bir darbedir.
Şimdi gözler yargıda ve Adli Tıp’ta. Türkiye, bu kez ışıkların sönmesine izin mi verecek, yoksa karanlıkta kurulan bu tezgahı sonuna kadar aydınlatacak mı? Göreceğiz..