CHP’DE NELER OLUYOR (3): Cumhuriyet’ten Günümüze CHP’deki Değişim, Dönüşüm ve Bozulma!

CHP’DE NELER OLUYOR (3): Cumhuriyet’ten Günümüze CHP’deki Değişim, Dönüşüm ve Bozulma!

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Haziran 1, 2026 - 13:27

CHP’de Neler Oluyor seri yazımızın ilk bölümünde mahkemenin ‘mutlak butlan’ kararı ile Özgür Özel’in genel başkanlıktan alınarak yerine Kemal Kılıçdaroğlu’nun geçmesi üzerine medyada, sosyal medyada ve siyasi kulislerde yapılan tartışmaları, açıklamaları ve konuşmaları ele almıştık. CHP’de Neler Oluyor yazımızın ikinci bölümünde de Kurban Bayramı’nın ilk günü CHP’de iki ayrı bayramlaşma programı üzerine oluşan derin çatlak sonucu ortaya çıkan ayrışma ve çatışmalardan bahsetmiştik.

CHP’de Neler Oluyor yazımızın okumakta olduğunuz üçüncü ve son bölümünde mahkemenin vermiş olduğu ‘mutlak butlan’ kararı sonrası CHP’nin 221 eski milletvekilinin bu karara tepki göstermesi, Özgür Özel ve Ekibinin İyi Parti’ye geçeceği iddiası, CHP’li bir asker kökenli diğeri gazeteci-yazar olan Barış Yarkadaş ve Dursun Çiçek arasında yaşanan ‘mutlak butlan’ polemiği ve tartışması ve CHP’nin yeni genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun FETÖ ilgili itirafları üzerinde duracağız. Ayrıca bugün FETÖ’ ile ilgili itiraflarda bulunan, tabanından af/özür dileyen ve FETÖ’den şikayetçi olan Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir zamanlar FETÖ ile nasıl içli-dışlı olduğundan, nasıl dirsek temasına girdiğinden ve ilişkilerinden bahsedeceğiz.

Konumuza yukarıda bahsetmiş olduğumuz hususlardan birisi olan ‘mutlak butlan’ kararı sonucu 221 eski milletvekilinin bu karara tepkisi ile başlayalım. CHP’de mahkemenin vermiş olduğu ‘mutlak butlan’ kararı ile gerçekleşen ‘genel başkan’ değişimine 221 eski CHP milletvekili sert bir dille itiraz ederek kararı protesto ettiler. Eski 221 milletvekili, bu karar neticesi ile doğan ”hukuki temsil’ boşluğunun daha çok büyümeden bir an önce çözülmesi için 45 gün içinde kurultay kararı alınarak acilen Olağanüstü Kurultay’a gidilmesi yönünde açıklamada bulunarak ortak bir bildiri yayınladılar.

221 eski CHP milletvekilinin ortak açıkladığı bildiride, YSK kararlarının kesinliğinden bahsedilerek yargının siyasi düzenleme aracı yapılmaması gerektiği belirtildi. Açıklanan bildiride "YSK, usulsüzlük bulmaz ve itirazı reddederse seçilmişe mazbatasını verir, 79. maddeye göre YSK’nın verdiği karar kesindir ve itiraz edilemez. İktidar yargısının, siyaseti düzenlemenin aracı durumuna getirilmesi, demokratik düzen açısından çok sakıncalıdır" ifadeleri yer aldı.

Mutlak Butlan kararına itiraz ederek bir an önce kurultay kararı alınmasını isteyen 221 eski CHP milletvekilleri arasında Süheyl Batum, Oktay Ekşi, Atilla Kart, Faruk Loğoğlu gibi önemli isimler var.

CHP’de bir başka fısıltı, dedikodu ve duyum da genel başkanlıktan alınan Özgür Özel ve ekibinin geçici olarak yeni bir siyasi parti arayışına girdiği ve bu siyasi partinin de İYİ Parti olabileceği iddiaları… Yani, Özgür Özel ve ekibinin geçici olarak İYİ Parti’den kendi hazırladığı listeleri aday göstereceği konuşulmaya başlandı. Bir gazetecinin (Fatih Atik) İYİ Parti genel başkanı Müsavat Dervişoğlu’na bu konunun gerçek olup-olmadığını sordu. İYİ Parti genel başkanı Müsavat Dervişoğlu, bu iddianın asılsız ve yalan olduğuyla ilgili şu açıklamayı yaptı: “Gizli Görüşme programımız, planımız söz konusu değil. Böyle bir niyetimiz olsa ben gizli yapmam, açıktan yaparım. Herkes beni tanır. Hiçbir şekilde kimseyi de görevlendirmedim. CHP ile aramızda bu anlamda hiçbir trafik, hiçbir iletişim yok. Böyle bir şeye ihtiyaç da yok." Nihayet bu iddia da kendi kaynağından yalanlanarak çürütülmüş oldu.

Mutlak Butlan kararı, CHP içindeki tartışmaları karşılıklı hakaret ve ağır sözlere kadar tırmandırdı. CHP’li iki eski milletvekili olan gazeteci-yazar Barış Yarkadaş ve asker kökenli Dursun Çiçek ‘mutlak butlan’ kararı sebebiyle birbirlerini karşılıklı ağır hakaretlerle suçladılar. Tartışma Barış Yarkadaş’ın Kemal Kılıçdaroğlu ile yapmış olduğu görüşmeyi anlattığı sırada Dursun Çiçek’in, Barış Yarkadaş’a “yalaka”, “onun avukatlığını yapma”, “bölücü” gibi sözler sarfetmesi ile başladı. Barış Yarkadaş da Dursun Çiçek’in kendisine yönelik hakaretlerine karşı “Bu tavrınızla başka parti kurmak var kafanızda, CHP’yi bitirmişsiniz” sözler sarfedince tartışma iyice alevlendi.

Mutlak Butlan kararı sonucu, CHP’deki gerilim ve tansiyon her geçen gün büyümeye başladı. Bahsetmiş olduğumuz olaylar, gelişmeler, fısıltılar, dedikodular, tartışmalar sadece bizim bildiklerimiz. Kimbilir CHP kulislerinde, il ve ilçe teşkilatlarında daha neler oluyor ve neler konuşuluyor!

Mutlak Butlan Depremi, CHP’yi olağanüstü etkiledi. Depremin etkisi genel başkanlık değişikliği ile başladı, tartışmalar, kavgalar, karşılıklı hakaretlerle hala devam ediyor. Mutlak Butlan Depremi, CHP’de derin bir çatlak açarak değişimlere sebep oldu! Ve asıl önemlisi, CHP genel merkezinde başlayan bu yangının illere ve ilçelere yayılması! CHP bir an önce bu yangına DUR demeli, yoksa akıbeti meçhule doğru gidebilir! Temennimiz, CHP kendi içindeki bu gerginlik, gerilim, tansiyona bir an önce sona erer ve CHP rutin/normal siyasi hayatına döner.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurmuş olduğu Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) tarihinde hiç görülmedik bir şekilde sarsıntı yaşanıyor. CHP’de son çeyrek asır içinde üç ayrı ‘deprem’ yaşandı. Birinci Deprem, Kaset Kumpası ile Deniz Baykal’ın gitmesi ve yerine Kemal Kılıçdaroğlu’nun gelmesi. İkinci Deprem, Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel’in hazırlamış olduğu Kumpas ileKılıçdaroğlu’nun gönderilmesi ve yerine Özgür Özel’in genel başkanlık koltuğuna oturması. Ve nihayet CHP’de yaşanan üçüncü ‘deprem’ ise mahkemenin ‘Mutlak Butlan’ kararı ile Özgür Özel’in genel başkanlık koltuğuna eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na oturması!

Mutlak Butlan kararı, CHP’nin kimyasını bozdu. CHP’de sular durulmuyor. CHP kaynıyor. CHP her geçen gün eriyor. CHP ile ilgili duyumlar, dedikodular ve iddialar havada uçuşuyor. CHP’de yükselen sesler ayrışmayı ve çatışmayı derinleştiriyor. CHP kulisleri ve taban kaynıyor. CHP tepesi ve tabanında ayrışma, çatışma, gerilim/tansiyon bu şekilde devam ederse, en kısa bir zamanda geneli etkileyen bu soruna köklü ve kesin bir çözüm bulunmaz ise CHP sadece iki parçaya (Özel ve Kılıçdaroğlu) değil birkaç parçaya bölünerek büyük bir dağılma süreci içine girebilir.

Gerçi CHP’deki bu bozulma, değişim, dönüşüm yeni değil, değişim ve dönüşüm bir asır önce başlamıştı! Bugünkü Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) 1923 yılında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün tarafından Kurtuluş Savaşı (Milli birlik-beraberlik-dayanışma ruhuyla) kurulmuştu. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin devamı olarak Partinin ilk adı 1924 yılında Cumhuriyet Halk Fırkası olarak değiştirildi. Ve 1935 yılında (dördüncü kurultayda) Cumhuriyet Halk Partisi adını aldı. CHP, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu siyasi partisi olarak kabul edilmektedir. Partinin isminin değişimleri ile birlikte özü/mayası/genetiği de değişmeye başladı!

CHP tarihinde 8 genel başkanlık değişikliği olmuştur. CHP’nin ilk genel başkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tü (9 Eylül 1923 -10 Kasım 1938)/(15 yıl), ikinci genel başkanı İsmet Önünü (26 Aralık 1938 - 8 Mayıs 1972)/(33 yıl) ve sarısıyla 3’üncü genel başkan Bülent Ecevit (14 Mayıs 1972 - 30 Ekim 1980)/(8 yıl), 4’üncü genel başkan Deniz Baykal (9 Eylül 1992 - 18 Şubat 1995)/(2 yıl), (11 Eylül 1995- 22 Nisan 1999)/(3 yıl), (30 Eylül 2000 - 10 Mayıs 2010/(9 yıl), 5’inci genel başkan Hikmet Çetin (18 Şubat 1995 -11 Eylül 1995)/(205 gün), 6’ıncı genel başkan Altan Öymen (23 Mayıs 1999 - 30 Eylül 2000)/(1 yıl), 7’inci genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu (22 Mayıs 2010 -8 Kasım 2023)/(13 yıl) ve 8’inci genel başkan Özgür Özel (8 Kasım 2023 -21 Mayıs 2026)/(2,5 yıl), Kemal Kılıçdaroğlu (8 Kasım 2023-……..)

Ayrıca CHP’de geçici genel başkanlık dönemleri de yaşanmıştır.

Celâl Bayar (10 Kasım 1938-26 Aralık 1938)/(46 gün), Kâmil Kırıkoğlu (8 Mayıs 1972-14 Mayıs 1972)/(6 gün), Mustafa Üstündağ (30 Ekim 1980-16 Ekim 1981)/(351 gün), Cevdet Selvi (22 Nisan 1999-23 Mayıs 1999/(31 gün) ve (10 Mayıs 2010-22 Mayıs 2010)/(12 gün).

CHP’deki ilk bozulma milli birlik, bütünlük ve dayanışma ruhundan din/inanç üzerindeki baskı ve yasaklar sebebiyle İsmet İnönü döneminde başlamıştır. Ta ki DP’nin Adnan Menderes Başbakanlığı (14 Mayıs 1950 – 27 Mayıs 1960) dönemine kadar! Tam 10 yıllık Adnan Menderes iktidarı 27 Mayıs 1960 darbesiyle deviren CHP, Başbakan Adnan Menderes ve üç arkadaşını (Dönemin Maliye Bakanı Hasan Polatkan ve Dışişleri Bakanı Fatih Rüştü Zorlu) 16-17 Eylül 1961’de idam ettirerek bozulma sürecini daha da katılaştırmıştır.

CHP Bülent Ecevit ve Deniz Baykal genel başkanlıkları döneminde bozulma süreci bir süreliğine durmuştu! Ne zaman ki şu andaki CHP genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu FETÖ ile işbirliği yaparak dış mihrakların da desteği ile(ABD ve bazı Avrupa ülkeleri!) Kaset Kumpası ile genel başkan Deniz Baykal’ı koltuğundan etti işte o zaman CHP’deki asıl ‘bozulma süreci’ Kemal Kılıçdaroğlu genel başkanlığı döneminde yaşanmaya başladı. Derler ya ‘Etme-Bulma dünyası, Gülme Komşuna Gelir Başına, Kimsenin Hakkı Kimsede Kalmaz” atasözleri/deyimler /deyişlerin doğrultusunda düşünecek olursak Kemal Kılıçdaroğlu da (yine dış mihrakların desteği ile) kendi içindeki hizipleşmeden kaynaklı bir güçle Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel tarafından seçim hileleri ile koltuğundan olmuştur. Sonrası malum: geçtiğimiz günlerde mahkemenin vermiş olduğu ‘mutlak butlan’ kararı ile Özgür Özel görevinden alınarak yerine genel başkan olarak Kemal Kılıçdaroğlu geçmiştir.

Bütün bunlarla birlikte CHP’de bu tür olaylar ve gelişmeler sonucunda mutlaka faturayı birine çıkartma geleneği vardır. CHP’nin kendi içindeki yolsuzluk, rüşvet vs. usulsüzlüklerden kaynaklanan iç çatışmalar ve birbirlerini suçlamalar sonucu yaşanan olayların olağanüstü gerilimlere yol açması neticesinde ve kendi şikayetleri sebebiyle mahkeme sürecinin sonuçlanması (mutlak butlan kararı) maalesef CHP tarafından iktidardaki AK Parti ve Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan suçlanmaktadır! Kendilerini suçlaması gerekirken AK Parti ve Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan’ı suçlamaları bozulmanın ve kokuşmanın doruk noktaya ulaştığının en bariz örneğidir. Keşke burada bari dürüst olsalardı. Gerçi CHP yönetiminde ve tabanında konuyu idrak edip doğruyu söyleyen sağduyulu siyasiler de yok değil! Onlar zaten ‘gerçeği’ bildikleri için kendi partilerini bile terketmeye başladılar. Bu süreç şayet böyle devam ederse CHP paramparça olabilir. Ve CHP içinden yeni ve farklı siyasi partiler çıkabilir. Eski genel başkan Özgür Özel bile daha şimdiden geçici siyasi parti arayışı ve yeni siyasi parti kurma düşüncesi içine girmesi bu durumun en bariz örneği olsa gerek.

Buradaki eleştiri ve ifadelerimizden bizim CHP’ye karşı herhangi bir tavrımız ve husumetimiz varmış algısı oluşmasın! GERÇEKLER bu şekilde zuhur ettiği için bu tür eleştiri ve ithamlarda bulunuyoruz. Biz ister miyiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurmuş olduğu CHP’nin dağılmasını. Biz ister miyiz CHP’nin içinde bulunduğu şu andaki durumu. Biz ister miyiz CHP’nin her geçen gün daha da kötüye gitmesini. Tam aksine, amacımız ve temennimiz CHP’nin bir an önce iyi bir lider etrafında toparlanarak Cumhuriyet’in kuruluşundaki o gerçek milli ruh yapısına dönmesidir.

Şimdi de CHP’nin ve CHP yeni genel başkanı Kemal Kılıçdarığlu’nun FETÖ bağlantısından (FETÖ ile dirsek temasından) Deniz Baykal’a yönelik KASET KUMPASINDAN bahsedeceğiz. CHP’nin FETÖ bağlantısı ve Baykal’a Kaset Komplosu konusuna geçmeden önce beni yakından ilgilendiren çok önemli bir husustan bahsetmek istiyorum.

Yıllar önce CHP’de rutin/normal bir zaman süreci içinde çalışmış olduğum ulusal Anayurt gazetesinde bir yazımda (aylar öncesinden) “CHP’DE DEPREM: Yakında Deniz Baykal Gidecek Yerine Kemal Kılıçdaroğlu” gelecek diyerek olması muhtemel Deniz Baykal’a Kumpas’ını ifşa eden ilk gazeteci-yazar ben olmuştum. Ben bu yazıyı yazdığımda inanın birkaç ay hiçbir kimsenin dikkatini çekmemişti! Bu yazıyla ilgili beni arayan bazı siyasi ve gazeteci-yazar dostlarım (iddialarımla ilgili) komplo teori ürettiğimi, böyle (sözde) asılsız bir iddia ile ne yapmaya çalıştığımı vs. gibi sorular sormuşlardı. Ki kısa bir süre sonra bu iddiam gerçekleşince yer-yerinden oynadı ve siyasi arena allak-bullak oldu! Siyasi liderler, bakanlar, milletvekilleri, gazeteci ve yazarlar beni aramaya başladı. Bazı gazete ve televizyonlar röportaj yapmak için (ben kabul etmediğim halde) o kadar yalvarıp-rica ettiler ki… Sonra bazı gazete, televizyon ve internet sitelerinde adım ‘kahine-müneccime-her şeyi bilen adam’a’ çıktı. Deniz Baykal kaset kumpası patladığında, o dönemin CHP genel başkanı Deniz Baykal, benimle görüşmek istemişti. Nihayetinde (bizimde çok iyi tanıdığımız) bir milletvekilinin ricası ve ulusal Anayurt gazetesi sahibi Naci Alan ağabey vasıtası ile bana haber geldi. Merhum Deniz Baykal ile Antalya’da birkaç süren bir görüşme yaptık. Deniz Baykal ile yapmış olduğum bu görüşmede kendisine KUMPAS kurulduğunu detayları ile birlikte anlatmıştım. Hatta kendisi ve diğer bir siyasi partiyle ilgili ‘müstehcen’ kasetleri (Yıllar önce FETÖ içine sızdırdığımız ve yıllarca içlerinden bize bilgi taşıyan ajanlarımız vasıtasıyla) izlediğimi söylemiştim. Daha sonra benimle röportaj yapmak isteyen gazete ve televizyonların ikisiyle görüşerek istedikleri röportajı gerçekleştirmiştim. Fakat birinde (X Kanalı) KUMPAS kokusu aldığım için benimle yapılan 2,5 saatlik röportajı yayınlatmadım. Daha doğrusu yayınlanmasına izin vermedim!

Hatırlarsanız, yıllar önce 10 Mayıs 2010 tarihinde bir internet sitesinde “Varan-1” başlığı ile Deniz Baykal ile ilgili müstehcen görüntüler yayınlanmıştı. Ve arkasından “Varan-2” görüntüleri yayınlanacaktı ki daha yayınlanmadan Deniz Baykal CHP genel başkanlığından istifa etmişti.

Oysaki ben CHP’yi bekleyen tehlikeyi aylar öncesinden yazarak uyarmıştım!

Merhum Deniz Baykal, Kaset Komplosu’nda Kılıçdaroğlu’nun bağlantısı olduğunu söylemişti. Yani Kılıçdaroğlu Kaset Komplosu’nun bir ortağıydı! Peki, bu ortaklığı kimlerle yapmıştı?! Yahu, kimlerle yapacak elbet ki FETÖ’cülerle. Çünkü Deniz Baykal’ın yanına yerleştirilmiş FETÖ’cüler zaten o dönemde bir bir deşifre olmuştu. Daha açıkçası dönemin CHP’si ‘15 Temmuz Gecesi’ hain FETÖ’ye (ta ki FETÖ bertaraf edilene kadar) destek vermedi mi?! Dönemin CHP’sinin FETÖ’ye nasıl destek verdiğini bilmeyen var mı?! Zaten Kemal Kılıçdaroğlu itiraflarında bu konuda tabanına (bilmiyordum, gaflete kapıldım, hakkınızı helal edin, beni affedin vs.) diyerek özür dilemiyor mu?! Hatta merhum Deniz Baykal’a kurulan ‘Kumpas’ ile ilgili kasetleri önceden izlediğini itiraf etmiyor mu?! Kasetlerle ilgili mahkemeye vermiş olduğu dilekçede kasetleri kimin getirip izlettiğini hatırlamadığını söylemesi ne kadar inandırıcı olabilir?! Açıkçası adliyeye ifade vermeye gitmekten korkan Kemal Kılıçdaroğlu, kasetleri kendisine izleten kaynağı vermek istemediği her halinden belli oluyordu. Daha doğrusu Kılıçdaroğlu, FETÖ korkusu ile kaset kumpasçılarını koruyordu! Kaset kumpasıyla ilgili elinde birçok bilgi olduğunu iddia eden Kılıçdaroğlu ise ifade için adliyeye gitmeyeceğini açıklaması da bir o kadar tuhaftı! Zaten Kılıçdaroğlu'nun bu tutumu medyada ve kamuoyunda “Kaynağı deşifre etmek istemiyor” ve “Kaset kumpasçılarını koruyor” şeklinde yorumlandı.

Dönemin Star gazetesi yazarı merhum Ahmet Kekeç bir yazısında Kılıçdaroğlu’nun FETÖ ilişkisinden bahsetmişti. Hatta Deniz Baykal’a kumpas kuran FETÖ’cüleri tanıdığını ifade etmişti. Ahmet Kekeç CHP eski Milletvekili Yıldıray Sapan’ın “CHP, artık bir FETÖ partisi haline geldi” ifadesini baz alarak dönemin CHP genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun FETÖ ile bağlantısına değinmişti. Ahmet Kekeç yazısında “Kılıçdaroğlu, hem o görüntüleri getiren kişileri tanıyor, hem onlarla teşrik-i mesai halinde, hem de “siyaseten” onlara hizmet ediyor.” demişti.

O dönemde CHP’ye genel başkan adayı olmayacağını sık sık açıklayan Kemal Kılıçdaroğlu ne oldu da bir anda U dönüşü yaparak CHP genel başkanlığına aday olduğunu açıklamaştı?! Ve CHP’ye aday olarak Genel Başkanlık koltuğuna oturdu. Sonrasında Deniz Baykal’a yapılan Kaset Kumpası ile patlayan Kaset Depremi!.. Bize göre o dönem, kasetleri önceden izlediğini söyleyen Kemal Kılıçdaroğlu’nun 15 Temmuz Depremi’nin olacağından da haberi vardı!

FETÖ bağlantısı/ilişkisine yönelik o dönemde FETÖ soruşturması geçiren, mağdur edebiyatı yapan bazılarının açığa alınması, bazılarının tutuklanmasına karşı çıkan Kılıçdaroğlu onlara destek vermemiş miydi?! Hatta onlardan bazıları olan Nazlı Ilacak, Mehmet Altan, Ali Bulaç gibi isimleri yapmış olduğu mitinglerde kahraman ilan etmemiş miydi?!

O dönemde Deniz Baykal’ın başına gelenin Muharrem İnce’nin de başına gelmemiş miydi?! Hatırlarsanız Muharrem İnce Memleket Partisi’ni kurarak Cumhurbaşkanı adalığını açıklamıştı. Hemen FETÖ-CHP birlikteliğiyle Muharrem İnce’ye de Deniz Baykal benzeri (belden aşağı!) komplo hazırlanarak sahneye kondu ve Muharrem İnce’yi siyasi hayatına neşter atıp pes ettirdiler ve -susturdular!

Deniz Baykal Kaset Komplosunu kuran FETÖ’nün kurnaz/zeki ve güçlü silahşoru Cevheri Güven, benzer bir Kaset Komplosu’nu da Muharrem İnce için hazırlamıştı. Cevheri Güven, yurtdışında yaşayan FETÖ’nin en keskin ve sivri şövalyelerinden birisidir. FETÖ’nün Başşövalyesi de diyebiliriz. O dönemde Cevheri Güven, Ali Yeşildağ ismiyle Tvitter hesabından "Bel altı vurmayacaktım demiştim. Ancak şuan her şey mübah. Bu halk her şeyi bilmeli. Yarın saat 12:00'da Muharrem İnce'nin cinsel ilişki kasetinden bir bölüm paylaşacağım. Çocukları bu ekrandan uzak tutun” ifadelerini kullanmıştı. Muharrem İnce’ye saldıran bazı CHP’li siyasiler, yandaş medya ve sanatçılar karşısında CHP’nin sus-pus olması ne kadar manidar değil mi?! Bihsassa Kılıçdaroğlu’nun sessizliği!

O dönemde Cevheri Güven gazeteci olarak çalışıyordu. 6 Mayıs 2020 tarihinde gazetecilere yarım saatlik bir video göndermişti. Yener Dönmez, bu kirli kumpası yayınlamıştı. Hatta Y. Dönmez, vermiş olduğu adli ifade de “Deniz Baykal görüntüleri ihbar hattına geldiği için yayınlamıştık” açıklaması yapmıştı.

Cumhuriyet’ten Günümüze CHP’deki Değişim, Dönüşüm ve Bozulması pek de öyle sıradan/gelişigüzel bir olay değilmiş! Şayet bu değişim, dönüşüm ve bozulma devam edecek olursa ortada CHP diye bir parti kalmayacak. Bu da Türk siyaseti için çok büyük bir ayıp ve kayıp olacak! Demeyecekler mi Gazi Mustafa Kemal Atatürük’ün kurmuş olduğu ve emanet etmiş olduğu Cumhuriyet Halk Partisi’ne sahip çıkamadılar, emaneti koruyamadılar!.. O halde CHP’nin akil insanları, kurmayları ve üst düzey sorumlu yetkilileri bir an önce CHP’deki bu gidişata SON verecek çözüm yolları bulmalılar.