KOLAY PARA

KOLAY PARA

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Eylül 28, 2026 - 22:15

Hatırlayınız.

Bundan birkaç yıl önce, ilk kripto para borsalarından Thodex’in hikâyesiyle karşı karşıya kalmıştık. 2017’de kurulan platform, 2021 yılına gelindiğinde yüz binlerce kişinin işlem yaptığı büyük bir kripto para borsasına dönüşmüş, ardından kullanıcıların hesaplarına erişememesi ve platformun kapanmasıyla büyük bir mağduriyet ortaya çıkmıştı.

O dönem yaklaşık 390 bin aktif kullanıcının bulunduğu ve yaklaşık 2 milyar dolarlık varlığın kaybolduğu iddiaları kamuoyuna yansımıştı. Üstelik Thodex’in kapanmasından kısa süre önce yeni kullanıcıları çekmek için “2 milyon Dogecoin” dağıtılacağı ilan edilmişti. İnsanlara, hızlı ve kolay kazanç ihtimali sunuluyordu.

Şimdilerde ise başka bir hadise olan fon vurgununun içindeyiz.

Belirtilen rakamlara göre yarım milyona yakın insan bu süreçten etkileniyor. Haklı olarak “Riskler neden zamanında fark edilmedi?”, “Yatırımcıların korunması için hangi tedbirler alındı?” diye soruluyor. Elbette cevaplanması gereken sualler.

Ne var ki bir taraftan da teknik detayların içerisinde kayboluyoruz. Fonun yapısı, portföyün dağılımı, şirketlerin işlemleri derken meselenin asıl hikâyesini gözden kaçırıyoruz.

Teknik detayların içinde boğulmayı da seviyoruz sanırım!

Bugün fonları konuşuyoruz, yarın başka bir finansal aracı konuşabiliriz. Kripto para, fon, borsa, bahis veya kumar…

Bütün bu hikâyelerin etrafında dolaşan ortak bir vaat var: Daha kısa sürede, daha az emekle, daha fazla kazanmak.

Bir gecede zengin olmanın türlü yolları anlatılıyor. Üstelik çalışmanıza, yıllarca beklemenize, bir meslek öğrenmenize, sabırla birikim yapmanıza bile gerek yok! Doğru hisseyi bulun, doğru coine girin, doğru fonu seçin… Sonra? Paranın sizin için çalışmasını bekleyin.

Peki, bu kadar kısa sürede zengin olmanın mümkün olduğuna bizi kim inandırdı? Daha doğrusu, çalışmadan, üretmeden, yıllarca beklemeden de hayatımızı değiştirebileceğimize ne zamandan beri bu kadar kolay inanmaya başladık?

Meseleyi biraz daha derininden ele alalım. Zira karşımızdaki hadise birkaç fonun tasfiyesinden, birkaç yatırımcının zararından veya birkaç şirketin sorumluluğundan ibaret değil. Konuşulan bütün hikâyelerin ortak tarafı, kolay para kültürünün etrafımızı sarmış olmasıdır. Hem de giderek daha fazla!

Sosyal medyada birkaç dakika gezinmek dahi bunun için kâfi. Bir anda kendinizi zengin olmanın, emeksiz para kazanmanın yollarını anlatan bir videonun içinde bulabiliyorsunuz. “Bir gecede milyoner olun”, “10 dakikada para kazanın”, “Bu hisse uçacak”, “Şu coin patlayacak”…

Döne dolaşa söylenen şey aynı: Çalışarak uğraşmak aptallık!

Artık bu sözler kulağımıza dahi yabancı gelmiyor. Çünkü mesele, bir hayat tasavvuruna dönüştü.

İnsanların parasını değerlendirmesi, birikimini korumaya çalışması veya yatırım yapması elbette başlı başına bir mesele değildir. Asıl mesele, emekle kazanılan paranın yerini emeksiz kazanç hayalinin almaya başlamasıdır.

Çalışanın değil “oynayanın” kazandığı, üretenin değil “doğru hamleyi yapanın” övüldüğü bir kültür oluşuyor. İnsanlar ne ürettikleriyle değil, ne kadar kazandıklarıyla; nasıl kazandıklarıyla değil, ne kadar hızlı kazandıklarıyla değerlendirilir hâle geliyor.

Ekonomik ve kültürel bir değişim- dönüşüm tercihi bu.

Üstelik bu dönüşümün arkasında emeğin kıymetinin ve itibarının aşınması var. Madencinin aylarca ücretini alamaması yahut sendikalı olduğu için işinden edilen bir işçinin yaşadığı mağduriyet, fon piyasalarında kaybedilen milyonlar kadar konuşulmuyor mesela.

İnsanların yıllarca çalışarak kazandığı ücretin hakkını alabilmek için verdiği mücadele gündemin kenarında kalırken, kısa sürede servet kazanmanın yolları baş köşeye kuruluyor.

Bire on katanı emekten daha fazla konuşursanız, nihayetinde duvara toslarsınız. Nitekim bugün karşı karşıya bulunduğumuz ekonomik ve toplumsal tablonun bir tarafında da bu duvarı görüyoruz.

Meselenin bir de aileye uzanan yönü var. Sabahtan akşama kadar aile kurumunun yıprandığından, gençlerin gelecek kaygısından, evlerin geçim sıkıntısından söz ediyoruz. Alın işte, aile kurumu da kolay para ile yıpranıyor.

Kumar yüzünden borç batağına sürüklenen, evindeki huzuru kaybeden, yılların birikimini bir gecede tüketen insanları görüyoruz. Öğretmenin dahi kumar borcu sebebiyle hayatına son verdiği örneklerle karşılaştık.

Zengin olamamanın bir başarısızlık olduğu fikri ile mücadele etmeliyiz.

Durmamız gereken yer burası.

Neden her sabah televizyon ekranlarında altının mı yükseleceğini, doların mı artacağını, borsanın hangi seviyeye geleceğini değerlendiriyorlar da emeğiyle, alın teriyle, mesleğiyle hayat kuran insanların hikâyelerini aynı iştiyakla anlatmıyorlar?

Neden deniz manzaralı villalarda yaşayanların hayatlarını merak ediyoruz da sabahın ilk ışığında işinin başına geçen insanın hikâyesini görmüyoruz? Bir marangozun yaptığı masanın, bir işçinin ürettiği parçanın, bir çiftçinin yetiştirdiği ürünün, bir öğretmenin yetiştirdiği öğrencinin kıymetini ne zaman yeniden konuşmaya başlayacağız?

Kolay zenginlik kültürünün yerleşmesinde bu payları ciddi biçimde tartışmanın vakti gelmedi mi?

Alın terinin ve helal kazancın değerli olduğuna dair müşterek bir kanaatin gündeme alınması lazım.

Doğru değerlendirme doğru yolu gösterecek.