Kurgulanmış Sahneler, Sahici İntiharlar
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Türkiye’nin siyasi ve iktisadi tarihi, toplumsal hafızayı şekillendiren anlık kırılmalarla doludur. Ancak bu kırılmaların ne kadarının sokağın doğal reflekslerinden, ne kadarının ise siyaset mühendisliklerinin lojistik dehasından kaynaklandığı sorusu, ampirik bir analizi zorunlu kılar.
2001 yılının nisan sabahında, Başbakanlık binasının önünde gerçekleşen o meşhur "yazarkasa fırlatma" eylemi, tam da bu anlamda sosyolojik bir patlamadan ziyade, milimetrik hesaplanmış siyasi bir senaryonun ve kurgusal bir tiyatronun zirve noktası olarak okunmayı hak etmektedir.
Ankara’nın en sıkı korunan bürokratik merkezinde, kameraların tam da açıyı yakaladığı o kusursuz saniyede havada süzülen o kasa; esasen ekonomik krizin değil, mevcut koalisyon hükümetini tasfiye etmek üzere tasarlanmış yapısal bir mühendisliğin aparatıdır.
Siyaset bilimi literatüründe "sembollerin üretimi" ve "algı yönetimi", kitleleri harekete geçirmek veya mevcut meşruiyeti sarsmak için en sık başvurulan yöntemler arasındadır.
Kameraların kayıtta olduğu, medyanın adeta o anı beklercesine hazır kıta beklediği bir dekorda, bir esnafın devletin zirvesine kadar zahmetsizce sokulup o sembolik nesneyi fırlatabilmesi, rasyonel bir güvenlik zafiyetiyle açıklanamayacak kadar organize bir tasarıma işaret eder.
Ne ironiktir ki, mali disiplini ve kayıt içi ekonomiyi simgelemesi gereken yazarkasa, o' sabah kayıt dışı bir siyasi operasyonun en pragmatik aktörü haline getirilmiştir.
Bu eylemi tamamen bir "kurgu" düzleminde ele aldığımızda, amacın sadece bir ekonomik krize dikkat çekmek olmadığı, dönemin iktidar yapısını kamuoyu nezdinde ahlaken ve siyaseten bitirmek üzere kurgulanmış bir sahne tasarımı olduğu çıplak bir şekilde ortaya çıkmaktadır.
Ancak bu kurgusal tiyatronun ve siyasi mühendisliğin yarattığı en büyük illüzyon, sokağın gerçek acılarını kendi sahnesine meze yapmasıdır.
Yazarkasa eyleminin o' spot ışıkları altındaki yapaylığına tezat olarak; krizin hemen ardından dalga dalga yayılan ve bugünkü ekonomik buhranın gölgesinde hala can almaya devam eden intiharlar, bu ülkenin yalın, çıplak ve en inkar edilemez vakalarıdır.
Bir esnafın eline adeta bir senaryo gereği tutuşturulan o kasanın gürültüsü vizyondayken, gerçek mağdurlar kimsenin dönüp bakmadığı kuyruklarda ve trajik sonlarda can veriyordu.
Bu trajedinin, bu hakiki ve kahredici çaresizliğin en sıcak, yüreğimizi en yakından kavuran son perdesi, daha dün Ankara’da, Anayasa Mahkemesi önünde patlayan o tek el silah sesiyle yazıldı.
Ömrünü devletine, bu ülkenin asayişine onuruyla adamış 60 yaşındaki emekli polis memuru, iki çocuk babası Ali Şekeroğlu, seyyanen zam eyleminde göğsünde taşıdığı o iki kelimelik dövizle aslında her şeyi özetliyordu: “Para için değil, onurumuz için.” Kürsüye çıkıp, “Artık geçinemiyorum. Gelinim işsiz, damadım işsiz. Bizi bu hale getirenler utansın” diye haykıran o yaşlı ses, perdenin arkasındaki kurgucuların hiçbir zaman yazamayacağı kadar sahici, hiçbir iktisat teorisinin rasyonalize edemeyeceği kadar derindi. Çevresindekilere “Sakın yaklaşmayın, ben artık bu işten vazgeçtim” diyerek kendi beylik silahını şakağına ateşleyen Ali Şekeroğlu, bu ülkenin emeklisinin, memurunun içine itildiği o dipsiz kuyunun, o mutlak çaresizliğin yaşayan ve maalesef orada can veren en somut vakasıdır.
İşte sistemik ironi tam da burada gizlidir: 2001'de Başbakanlık merdivenlerinde sahnelenen, milimetrik hesaplanmış o' kurgusal yazarkasa operasyonu kitleleri ayağa kaldırıp rejimleri sarsacak bir meşruiyet krizine dönüştürülebilirken; bugün Ankara'nın göbeğinde, AYM'nin önünde can feda eden bir devlet memurunun hakiki feryadı, istatistik raporlarının soğuk birer dipnotu haline getirilmek istenmektedir.
Ankara’daki o kontrollü sahneler ne kadar yapay ve planlı ise Ali Şekeroğlu'nun, geçim sıkıntısı yüzünden gururundan çocuklarının yüzüne bakamaz hale gelip canına kıyan o' emekli polis babanın acısı o' kadar çıplak ve gerçektir.
Sonuç itibarıyla, Türkiye'nin krizler anatomisini çıkarırken; sahnelenen oyunlar ile yaşanan hakiki dramları birbirinden titizlikle ayırmak gerekir.
Yazarkasa eylemi, Türkiye siyasetini yeniden dizayn etmek ve yeni bir iktidar paradigmasına alan açmak için kurgulanmış başarılı bir siyaset mühendisliği projesiyse; Ali Şekeroğlu ve onun gibi sessizce aramızdan ayrılan binlerce memur ve emekli, bu ülkenin kurgu olmayan, üstü örtülemeyen en derin ve en gerçek sızısıdır.
Tarih, o projektörler altındaki sahneleri yazanları çoktan tasfiye etmiştir; ancak onuru için yaşayan ve onuruyla veda eden Ali Şekeroğlu’nun bıraktığı o vicdan yarasını asla sildiremeyecektir.
Adam Öldü..!
Tüm şehitlerimize, Rahmet ve minnetle...
Olamaz Türk'e baş, Türküm demeyen.