MECİTÖZÜ’NDE BİR PARK, BİR RADYO VE BİR HASTANE HİKÂYESİ
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Bazı ilçelerin geçmişini anlatmak için eski binaların fotoğraflarına bakmak yetmez. O ilçenin insanlarını, kahvehanelerini, parklarını, çarşılarını, pazartesi günlerini ve birbirine nasıl tutunduğunu bilmek gerekir.
Benim için Mecitözü biraz da böyle bir hatıra defteridir.
Kayı Köyü ile Mecitözü ve Çorum arasında yıllarca mekik dokudum. O dönem Çorum Haber Gazetesi’nde muhabirlik yapıyordum. Gazetecilik sadece haber yazmak değildi benim için. İlçenin, köylerin, insanların derdini görmek; gördüğünü yazmak ve mümkünse çözümüne katkı sunmaktı.
O yıllarda özel radyolar yeni yeni hayatımıza giriyordu.
Çok sevdiğim ve saydığım Veli Keser abi hem müzikle hem fotoğrafçılıkla ilgileniyordu. Çarşıda, Tuzcu’nun dükkânının karşısında, sokağın girişinde solda bir fotoğrafçı dükkânı vardı. Gazeteci olduğum için zaman zaman uğrardım. Acil fotoğraf çıkarmam gerektiğinde sağ olsun, hiçbir zaman geri çevirmez, gerekeni yapardı.
Veli Keser abi ile birlikte müzik çalışmaları yapan, Çorum’un sevilen mahallî sanatçılarından Nergiz Ay da o yılların tanınan isimlerindendi. Çeşitli davetlerde ve radyo programlarında birlikte yer alırlardı.
Bir gün Veli abi bana:
“Biz Mecitözü’ne de bir radyo açalım.” dedi.
Açtık.
Mecitözü Radyosu…
Çekim alanımız çok geniş değildi belki ama dinleyicimiz hiç de az değildi. Hatta o günün şartlarında düşündüğümüzde, ilçede ciddi bir karşılığı vardı.
Ben neredeyse her gün uğrar, program yapardım. Mecitözü’nü, Çorum’u ve köylerimizi ilgilendiren haberleri okur, insanların isteklerine cevap verir, müzik çalar, dinleyicilerimizle buluşurdum.
Bugünün iletişim imkânlarıyla kıyaslandığında küçücük görünen o radyo, bizim için kocaman bir dünyaydı.
Çünkü o yıllarda insanlar radyoyu gerçekten dinlerdi.
Mecitözü de o zamanlar cıvıl cıvıldı.
Gençler vardı, kalabalık vardı, çarşıda hayat vardı.
Ve o hayatın tam ortasında Park Bahçesi vardı.
Bugünkü belediye hizmet binasının bulunduğu yerde, o zamanlar büyükçe bir park bulunuyordu. Birkaç ağacı, masaları, sandalyeleri ve içerisinde Park Kahvesi vardı.
Ama orası sadece bir park değildi.
Mecitözü’nün adeta omurgasıydı.
İlçeye gelen oraya uğrardı.
Çarşıya çıkan orada oturur, çayını kahvesini içerdi.
Birbirini göremeyenler özellikle pazartesi günleri, pazarın kurulduğu gün, mutlaka orada karşılaşırdı. “Gel, Park Bahçesi’nde buluşalım.” demek yeterdi.
Adres tarif etmeye gerek yoktu.
Çünkü herkes orayı bilirdi.
Gençler için ise Park Bahçesi’nin yeri bambaşkaydı.
Çarşıda işi olan da oradan geçerdi. Sevdiği kızı görmek isteyen genç de yolunu oradan geçirirdi.
Biz de arkadaşlarla gider, Park Kahvesi’ne otururduk. Bazen çayımızı içer, bazen de gözümüzü yoldan ayırmadan sevdiğimiz kızların geçmesini beklerdik.
Ve çoğu zaman da görürdük.
Bugün geriye dönüp baktığımda, insanın “Keşke…” dediği yerlerden biri de burasıdır.
O park neden kaldırıldı, hâlâ tam olarak anlayabilmiş değilim.
Dönemin belediye başkanı tarafından parkın yerine Mecitözü Belediye Hizmet Binası yapıldı ve Park Bahçesi ortadan kalktı.
Elbette ilçeye hizmet binası gerekiyordu.
Ama bazen bir yerin değeri sadece üzerinde duran binayla ölçülmez.
Bazı yerler vardır; insanların hatıralarını, buluşmalarını, dostluklarını ve gençliklerini taşır.
Park Bahçesi de Mecitözü için böyle bir yerdi.
Keşke başka bir çözüm bulunabilseydi de o park bugün hâlâ orada olsaydı.
Belki bugün yine bir ihtiyar ağacın altında insanlar çayını içer, pazartesi günü köylüsüyle şehirde yaşayanı orada karşılaşır, gençler yine aynı yollardan geçerdi.
Bir de Mecitözü için yıllarca uğraştığımız başka bir mesele vardı:
Hastane.
Bugünkü Mecitözü Hastanesi’nin yapılması için çok mücadele ettim.
Her pazartesi, pazara gelen köylülerimizi sağlık ocağında toplar, sıraya girmelerini sağlar, fotoğraflarını çekerdim. Sağlık ocağının yetersiz olduğunu, doktorların ihtiyacı karşılayamadığını, insanların geldiği hâlde muayene olamadan geri döndüğünü haber yapardım.
Bunu bir kere değil, haftalarca yaptım.
Çünkü gazeteciliği sadece haber yazmak olarak görmüyordum.
Bir ilçenin ihtiyacını duyurmak da gazeteciliğin sorumluluğuydu.
Haberler ses getirmeye başlayınca bu mesele artık yalnızca benim yazdığım bir haber olmaktan çıktı.
Başta Bekir Aksoy olmak üzere, dönemin Çorum Valisi Mustafa Yıldırım bu meseleyle yakından ilgilendi.
Bir gün Selçuk Aksoy bana:
“Sen bir tarafta, ben bir tarafta… Haberlerin bayağı iş yapıyor. Bu işi belli bir noktaya getirdik, yerinin sözünü aldık.” demişti.
O söz benim için çok kıymetliydi.
Çünkü bir gazetecinin yazdığı haberin bir ilçenin geleceğine dokunduğunu görmek, tarif edilmesi zor bir mutluluktur.
Dönemin Çorum Valisi Mustafa Yıldırım’ı burada özellikle anmak isterim.
Devletine ve milletine bağlı, çalışkan, insanların derdiyle dertlenen, işi sürüncemede bırakmayan bir bürokrattı. Bir mesele önüne geldiğinde çözüm üretmeye çalışan bir anlayışı vardı.
Bekir Aksoy da Mecitözü için koşturan, elini taşın altına koyan, ne zaman ihtiyaç olsa destek veren insanlardan biriydi. Daha sonra İçişleri Bakanlığı Müsteşarlığı görevine geldiğinde de imkânı ve yetkisi ölçüsünde işlerin hızlanmasına katkı sundu.
Burada Mecitözü’nde birlikte çalıştığım iki kaymakamımızı da özellikle anmak isterim:
Harun Kaya ve Atilla Şahin.
İkisi de Mecitözü Kaymakamı olarak görev yaptıkları dönemlerde ilçemizin meselelerine duyarlı oldular. Ben her ikisiyle de çalıştım. İlçeye verdikleri değer, gösterdikleri gayret ve görev anlayışları benim için unutulmayacak hatıralar arasında yer aldı.
Onların da emeğini ve çabasını bugün burada anmadan geçersem, bu benim için bir vefasızlık olur.
Dönemin DYP İlçe Başkanı Atilla Filiz de hiçbir zaman desteğini esirgemedi. Mecitözü için ne zaman bir işin peşine düşsek yanımızda oldu. Gerektiğinde bizimle birlikte her yere geldi.
Çünkü mesele makam değildi.
Mesele Mecitözü’ydü.
İşte benim özlediğim devlet anlayışı da tam olarak budur.
Devletin makamında oturan insan, milletin derdini kendi derdi gibi görüyorsa; memleketin önündeki engeli kaldırmak için gayret ediyorsa, orada devlet kendisini hissettirir.
Bekir Aksoy gibi, Mustafa Yıldırım gibi, Harun Kaya gibi, Atilla Şahin gibi insanların ortak tarafı buydu:
Makamın değil, hizmetin peşindeydiler.
Bugün ülkemizin her yerinde böyle insanlara ihtiyacımız var.
Çünkü vatan sevgisi yalnızca bayrağa bakıp gururlanmak değildir.
Vatan sevgisi; o bayrağın altında yaşayan insanın derdine çare aramaktır.
Millet sevgisi sadece güzel sözler söylemek değildir.
Millet sevgisi; pazartesi günü sağlık ocağında saatlerce bekleyen köylünün sesini duymaktır.
Devlet sevgisi ise sadece makam sahibi olmak değildir.
Devlet sevgisi; milletin işini kolaylaştırmak, geciken işi hızlandırmak ve bir ilçenin geleceğine katkı sunmaktır.
Mecitözü’nün Park Bahçesi bugün yok.
Mecitözü Radyosu’nun sesi de yıllar önce sustu.
O günlerin gençleri büyüdü, kimileri uzaklara gitti.
Çarşının kalabalığı azaldı.
Ama hatıralar hâlâ yerli yerinde duruyor.
Bir Park Kahvesi’nin masasında…
Bir radyonun mikrofonunda…
Bir gazete haberinin fotoğrafında…
Ve bugün hizmet veren bir hastanenin temelinde…
Bütün bunların içinde insanların emeği, gayreti, dostluğu ve memleket sevgisi var.
Nergiz Ay’ı da burada rahmet ve özlemle anıyorum.
Veli Keser abiyle birlikte müzik çalışmaları yapan, konserler veren, Çorum’un sevdiği ve dinlediği çok değerli bir mahallî sanatçıydı.
Yaklaşık bir yıl önce kansere yenik düşerek genç yaşta aramızdan ayrıldı.
Çorum onu sevdi, dinledi, bağrına bastı.
Daha yapacağı çok şey vardı.
Hayalleri, söyleyeceği türküler, yapacağı çalışmalar vardı.
Ama hayat bazen insanın planlarını yarım bırakıyor.
Nergiz Ay’ın ardından bize düşen, onu güzel hatıralarla anmak ve bıraktığı izleri unutmamaktır.
Ben bugün Mecitözü’ne baktığımda yalnızca değişen binaları görmüyorum.
Bir zamanlar cıvıl cıvıl olan çarşıyı görüyorum.
Park Bahçesi’nde birbirini bekleyen insanları görüyorum.
Pazartesi günü pazardan gelen köylüleri görüyorum.
Mecitözü Radyosu’nun başında mikrofonun karşısında oturan gençleri görüyorum.
Ve bütün bunların arasında, memleket için bir şeyler yapmaya çalışan insanların yüzlerini görüyorum.
Belki zaman değişti.
Belki şehirler değişti.
Belki parklarımız, kahvehanelerimiz, radyolarımız kayboldu.
Ama Mecitözü’nün hafızası kaybolmadı.
Çünkü bazı şehirlerin hafızası binalarda değil, insanların yüreğinde yaşar.
Benim Mecitözü’m de hâlâ orada…
İnsanlarıyla, dostlarıyla, gençliğiyle, radyosuyla, Park Bahçesi’yle ve unutulmayan hatıralarıyla…
Ve ben yazdıkça, o hafızanın kaybolmasına izin vermemeye devam edeceğim.
Kalem; vicdandan uzaklaşınca kelimeler çoğalır, hakikat azalır. Biz kalemimizi; vatanın, vicdanın ve vefanın yanında tutmaya devam edeceğiz.
Tarafımız; menfaatin değil, hakkın; makamın değil, milletin; korkunun değil, hakikatin yanıdır.