New York’ta Türk Rüzgarı

New York’ta Türk Rüzgarı

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Eylül 23, 2026 - 19:56

New York, eylül ayının bu günlerinde yine dünyanın diplomasi başkentlerinden biri haline geldi. Birleşmiş Milletler’in 81’inci Genel Kurulu, devlet ve hükümet başkanlarını aynı çatı altında buluştururken Türkiye açısından da yoğun bir diplomasi trafiğine sahne oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 20-23 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirdiği ABD ziyaretinde yalnızca BM kürsüsüne çıkmakla kalmadı; çok sayıda liderle ikili temaslarda bulundu, Türkevi’nde görüşmeler gerçekleştirdi ve Türk-Amerikan ilişkilerinin geleceğine ilişkin mesajlar verdi.

Ziyaretin sembolik merkezi ise hiç kuşkusuz Türkevi’ydi. New York’un tam kalbinde yükselen bu bina, Türkiye’nin diplomatik temaslarının önemli adreslerinden biri olarak öne çıktı. Erdoğan burada farklı ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarını kabul etti. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile görüşmesinde bölgesel ve küresel meseleler ele alınırken, Katar, Senegal, İngiltere, Japonya ve başka ülkelerin temsilcileriyle de temaslar gerçekleştirildi.

Bu tablo bize New York ziyaretinin yalnızca “BM Genel Kurulu’nda yapılan bir konuşma” olmadığını gösteriyor. Asıl diplomasi, kürsünün yanı sıra görüşme odalarında, Türkevi koridorlarında ve ikili temaslarda yürüdü. Türkiye’nin barış, istikrar ve diyalog vurgusu muhataplara aktarılırken ekonomik ilişkilerden güvenliğe, bölgesel krizlerden küresel sisteme kadar geniş bir gündem ele alındı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM Genel Kurulu’na 16’ncı kez hitap etmesi de ziyaretin dikkat çekici başlıklarından biriydi. Bu konuşma, Türkiye’nin Gazze, Filistin ve uluslararası sistemin geleceğine ilişkin yaklaşımını küresel kamuoyuna taşıyan önemli bir platform oldu.

Fakat New York fotoğrafının bir başka tarafı daha var.

O fotoğrafta, Cumhurbaşkanı’nın hemen yanında bulunan ve ziyaretin iletişim ayağını yöneten bir isim dikkat çekiyor: Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran.

Duran’ın rolünü yalnızca “basın açıklamalarını yapan bürokrat” olarak okumak, bugün kamu diplomasisinin geldiği noktayı eksik okumak olur. İletişim Başkanlığı’nın görev alanı, devletin dış dünyaya kendisini nasıl anlattığıyla da doğrudan ilişkili. Nitekim ABD ziyaretinin tarihini, BM Genel Kurulu’nun temasını ve Cumhurbaşkanı’nın programını kamuoyuna duyuran isim de Duran oldu.

New York’ta bunun daha geniş bir örneğini gördük. Duran yalnızca Erdoğan’ın programını aktarmadı; Türkiye’nin diplomasi anlayışının hangi çerçevede anlatılacağını da kamuoyuna taşıdı. BM konuşması öncesinde yaptığı açıklamada Gazze, adalet ve uluslararası düzen vurgularını öne çıkardı. Ayrıca New York’ta düzenlenen “100. Yıla Girerken Türkiye-ABD İlişkileri” panelinde Türkiye-ABD ilişkilerinin tarihsel boyutunu ve iki ülke arasındaki temasların önemini anlattı.

Burada Duran’ın görevini anlamak için “kamu diplomasisi” kavramına bakmak gerekiyor. Kamu diplomasisi, yalnızca bir devletin ne yaptığını anlatmak değildir; o devletin tarihini, toplumunu, kültürünü, değerlerini ve dünyaya bakışını anlaşılır bir dille aktarabilmektir.

Tam da bu noktada Türkiye’nin kendisini anlatma biçimi önem kazanıyor.

Türk karakterinin dünyaya aktarılması, yalnızca siyasi mesajlardan ibaret olamaz. Misafirperverlik, tarihsel hafıza, devlet geleneği, kriz anlarında dayanışma, farklı coğrafyalarla ilişki kurabilme kabiliyeti ve kültürel çeşitlilik de bu anlatının parçalarıdır. New York gibi dünyanın en kozmopolit şehirlerinden birinde Türkiye’nin hikâyesini anlatmak, klasik diplomatik metinlerden daha geniş bir iletişim becerisi gerektiriyor.

Burhanettin Duran’ın New York mesaisine bu açıdan bakıldığında karşımıza, Cumhurbaşkanlığı makamının siyasi ve diplomatik mesajlarını ulusal ve uluslararası kamuoyuna aktaran bir iletişim sorumluluğu çıkıyor.

“Cumhurbaşkanı’nın en güvendiği isim” ifadesi ise kişisel bir kanaat olarak kullanılabilir; bunu doğrulanmış bir olgu olarak söylemek mümkün değil. Fakat Duran’ın Erdoğan’ın ABD ziyaretine ilişkin programı önceden açıklaması, ziyaret boyunca temasları kamuoyuna aktarması ve New York’ta doğrudan iletişim diplomasisinin çeşitli platformlarında yer alması, kendisine verilen kurumsal sorumluluğun ağırlığını açık biçimde gösteriyor.

New York’tan geriye yalnızca BM kürsüsündeki bir konuşma kalmayacak. Türkevi’nde yapılan görüşmeler, liderler diplomasisi ve Türkiye’nin kendisini dünyaya anlatma çabası da bu ziyaretin bilançosunda yerini alacak.

Ve belki de New York’un asıl sorusu tam burada başlayacak:

Türkiye dünyaya ne söyledi?

Ama ondan daha önemlisi:

Dünya, Türkiye’nin ne söylediğini nasıl duydu?

İletişim Başkanlığı’nın ve Burhanettin Duran’ın önündeki asıl sınav da tam olarak budur.