Siyaset mi Kazanıyor, Millet mi Kaybediyor?
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Bir ülkede siyaset yükseldikçe vatandaşın sesi kısılıyorsa, orada kazananı yeniden düşünmek gerekir.
Kürsülerde büyük cümleler kuruluyor.
Mikrofonlar uzatılıyor.
Sözler sertleşiyor.
Herkes kendi haklılığını anlatıyor.
Peki ya millet?
Millet ne anlatıyor?
Millet pazarda fileyi dolduramamaktan, faturayı düşünmekten, kirayı denkleştirmekten, çocuklarının geleceğini hesaplamaktan yoruluyor.
Siyaset ise çoğu zaman kendi kavgasını konuşuyor.
İşte tam burada insanın aklına tek bir soru geliyor:
Siyaset mi kazanıyor, millet mi kaybediyor?
Çünkü siyaset, vatandaşın hayatına dokunmadığı sürece yalnızca bir tartışma alanına dönüşür.
Oysa siyasetin gerçek ölçüsü kürsüdeki alkış değildir.
Gerçek ölçü; evine ekmek götüren insanın huzurudur.
Emeklinin ay sonunu nasıl getirdiğidir.
Gencin yarınlara umutla bakıp bakamadığıdır.
Annenin çocuğunun geleceğinden korkup korkmadığıdır.
Esnafın kepengi açarken yüzünün gülüp gülmediğidir.
Bir ülkede insanlar sürekli “Nasıl geçineceğim?” diye düşünüyorsa, siyasetçilerin birbirlerine “Kim haklı?” diye sormasının çok fazla anlamı kalmaz.
Çünkü vatandaşın derdi çoğu zaman daha yalındır:
Haklı kim?
Değil...
Çözüm nerede?
Siyaset bir yarış olabilir.
Ama milletin hayatı yarış değildir.
Bir siyasi parti diğerini eleştirebilir.
Bir siyasetçi diğerine cevap verebilir.
Meclis'te tartışmalar yaşanabilir.
Bunların hepsi demokratik hayatın parçalarıdır.
Fakat bütün bu tartışmaların sonunda vatandaşın hayatında hiçbir şey değişmiyorsa, toplumun sorması gereken soru daha da büyür:
Biz neyi kazanıyoruz?
Çünkü makamlar değişir.
Koltuklar değişir.
İktidarlar değişir.
Söylemler değişir.
Ama halkın kaybettiği güveni yeniden kazanmak kolay değildir.
Bugün belki de siyasetin en büyük sınavı, birbirini susturmak değil; birbirini dinleyebilmek.
Çünkü bu ülke kavga edecek insanlardan çok, çözüm üretecek insanlara ihtiyaç duyuyor.
Millet artık daha yüksek ses istemiyor.
Daha fazla adalet istiyor.
Daha fazla güven istiyor.
Emeğinin karşılığını istiyor.
Çocuğunun geleceğinden korkmadan yaşayabilmek istiyor.
Ve en önemlisi, kendisini yalnızca seçim zamanı hatırlanan bir vatandaş olarak görmek istemiyor.
Siyaset halka rağmen değil, halk için yapılmalıdır.
Çünkü unutulmamalıdır:
Sandıkta kazanılan bir seçim, milletin hayatında kazanılmış bir gelecek anlamına gelmez.
Asıl başarı;
çocuğun yüzünü güldürebilmek,
emeklinin içini rahatlatabilmek,
gencin umudunu büyütebilmek,
işçinin emeğini koruyabilmek,
esnafın yarınından korkmamasını sağlayabilmektir.
Kısacası mesele kimin daha çok konuştuğu değil.
Kimin daha çok sorumluluk aldığıdır.
Çünkü siyaset kazanırken millet kaybediyorsa, o zaferin adı ne olursa olsun, geride ağır bir soru kalır:
“Peki bu ülkenin insanı ne kazandı?”
İşte günün sonunda herkesin önünde duran gerçek soru budur.
Ve belki de artık siyaset, kendisi için değil;
millet için kazanmayı öğrenmelidir.