SİYASETTE RENKLENDİRME: GÖRÜNMEYEN AĞLAR, İHANET ŞEBEKESİ VE ÇÖZÜLMEYİ BEKLEYEN SORULAR!

SİYASETTE RENKLENDİRME: GÖRÜNMEYEN AĞLAR, İHANET ŞEBEKESİ VE ÇÖZÜLMEYİ BEKLEYEN SORULAR!

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Eylül 23, 2026 - 21:58

Kıymetli dostlar;

Siyaset arenası, yönetim gücünü elinde bulundurmak ve aziz milletimize hizmet etmek adına devlet hayatının en kritik mecralarından biridir. Siyaset, milletin emanetidir. Bu nedenle siyasi partiler yalnızca seçim kazanmak için kurulmuş yapılar değil, aynı zamanda milli iradenin tecelli ettiği kurumlardır.

Kimi siyasetçiler bu kutsal görevi hakiki bir kamu hizmeti bilinciyle yürütürken, kimileri ise siyaseti güç devşirmenin, gizli ajandalarını hayata geçirmenin ve farklı yapılanmaların amaçlarına hizmet etmenin aracı hâline getirebilir.

İşte asıl tehlike burada başlar.

Çünkü bir yapı devlete dışarıdan saldırdığında onu görmek mümkündür. Asıl tehlike, içeride olduğu hâlde kendisini başka bir kimlikle gizleyebilen yapıdır.

İşte burada meselenin en kritik noktasına geliyoruz.

“Renklendirme” denilen yapılanmanın yalnızca belirli kişilerin farklı siyasi ve sosyal çevrelere girmesinden ibaret olup olmadığı mutlaka araştırılmalıdır.

Çünkü geçmişte Emniyet Genel Müdürlüğü KOM biriminin elde ettiği “Garson” kod adlı gizli tanığa ait dijital materyaller üzerinden hazırlanan raporlarda, FETÖ mensuplarının deşifre olmamak amacıyla farklı siyasi partilere, toplumsal yapılara ve farklı çevrelere sızmaya çalıştığına ilişkin tespitler yer almıştır. Bu yöntemin amaçları arasında örgütün yeniden güç kazanması, devlet kurumlarına yeniden sızması ve siyasi/toplumsal alanda etkisini sürdürmesi gösterilmiştir. (TRT Haber⁠)

Peki bugün sorulması gereken soru nedir?

“Bu yöntem geçmişte kaldı mı, yoksa farklı isimler ve farklı siyasi kimlikler altında devam ediyor mu?”

Daha açık ifade edelim:

Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın karşısında bulunan muhalefet yapılanmalarının içerisine, FETÖ’nün geçmişte kullandığı “renklendirme” yöntemine benzer şekilde örgütsel unsurların sızdırıldığı iddiası var mıdır?

Eğer böyle bir yapılanma varsa;

Amaç nedir?

Sadece siyasi nüfuz elde etmek midir?

Yoksa asıl hedef, mevcut siyasi iktidarın zayıflatılması, Sayın Erdoğan’ın siyasi olarak tasfiye edilmesi ve ardından devlet yönetiminde yeniden etkinlik kazanılması mıdır?

İşte bu soruların cevabı siyasi sloganlarla değil, devletin istihbarat birimleri, adli makamları ve güvenlik kurumları tarafından somut deliller üzerinden araştırılmalıdır.

ARŞİVLER NE SÖYLÜYOR? UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ!

Geçmişin karanlık izleri, bugün karşı karşıya olduğumuz tehlikeleri anlamanın en önemli kaynaklarından biridir.

Gazete arşivleri, video kayıtları, fotoğraflar, köşe yazıları, televizyon programları ve dönemin internet kayıtları ortadadır.

Geçmişte FETÖ yapılanmasının elebaşı ve örgütü hakkında kamuoyuna yansıyan övgüler, yakınlık görüntüleri ve açıklamalar bugün hâlâ arşivlerde durmaktadır.

Dün söylenen söz, bugün inkâr edildi diye tarihten silinmez.

Devletin çeşitli kurumlarında örgütlenmiş bir yapının yıllar içerisinde nasıl güç kazandığı, 15 Temmuz 2016 darbe girişimiyle birlikte Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı en ağır tehditlerden biri hâline geldi. TBMM de 15 Temmuz darbe girişimini ve gizli oluşumların siyaset üzerindeki etkilerini araştırmak üzere Meclis Araştırma Komisyonu kurmuş ve komisyon raporunu 2017 yılında TBMM Başkanlığına sunmuştur.

Öğretmenlerden yargı mensuplarına, kamu görevlilerinden güvenlik bürokrasisine kadar çok geniş bir alanda soruşturmalar ve idari işlemler gerçekleştirildi.

Peki ya siyasetteki olası bağlantılar?

İşte milletin cevabını beklediği soru budur.

EKSİK KALAN EN BÜYÜK HALKA, SİYASİ AYAK!

Milletimizin vicdanını yaralayan, kafalarda soru işaretleri oluşturan ve yıllardır tartışılan meselelerden biri de budur.

Devletin çeşitli kurumlarında örgütlendiği ortaya konulan bir yapılanmanın siyasi alanda herhangi bir bağlantısının olup olmadığı araştırılmayacak mı?

Bu soru sorulduğunda hemen rahatsız olanlar olabilir.

Ama unutulmamalıdır ki

Bir soruyu sormak suç değildir. Suç varsa ortaya çıkarmamak ise devlet adına çok daha ağır bir sorumluluktur.

Nitekim 15 Temmuz’un “siyasi ayağının” araştırılması amacıyla TBMM’ye farklı dönemlerde Meclis araştırması önergeleri de verilmiştir. Bu da meselenin yıllardır siyasi ve kamusal tartışmanın konusu olduğunu göstermektedir.

Burada yapılması gereken bellidir:

Kim varsa araştırılmalıdır.

Hangi partideyse araştırılmalıdır.

Hangi makamda bulunuyorsa araştırılmalıdır.

Geçmişte hangi ilişkileri kurmuşsa araştırılmalıdır.

Bugün hangi kimlikle siyaset yapıyorsa araştırılmalıdır.

Ama bütün bunlar somut delil, hukuk ve adalet ölçüsü içerisinde yapılmalıdır.

Çünkü Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir siyasi cadı avı değil; varsa gerçek bağlantıların bütün çıplaklığıyla ortaya çıkarılmasıdır.

“RENKLENDİRME” TEHLİKESİ

İşte tam burada “renklendirme” olarak ifade edilen iddia üzerinde ciddi şekilde durmak gerekir.

Eğer bir örgütlü yapı geçmişteki kimliğini gizleyerek farklı siyasi yapılara, farklı sosyal çevrelere veya farklı kurumlara sızmaya çalışıyorsa, bu sıradan bir siyasi manevra değildir.

Bu, milli iradenin güvenliği açısından son derece ciddi bir iddiadır.

Çünkü açık düşman kendisini belli eder.

Gizlenen düşman ise güven kazanır.

Açıkça karşı çıkanla mücadele edersiniz.

Fakat kendisini sizin gibi gösteren, sizin değerlerinizi savunuyormuş görüntüsü veren ve zaman içerisinde içeriden etki oluşturmaya çalışan bir yapı varsa, bunun tespiti çok daha zordur.

İşte bu nedenle “renklendirme” iddiası hafife alınmamalıdır.

“Öyle puslu ki hava, şeytan bile Müslüman mintanı giyiyor.” (Kazım Karabekir Paşa)

Ama aynı zamanda bu kavram, masum insanları suçlamak için de kullanılmamalıdır.

Devletin görevi zan üretmek değil, gerçeği ortaya çıkarmaktır.

ASIL AMAÇ, DEVLETİ VE MİLLİ İRADEYİ HEDEF ALMAK

Türkiye, MİT krizi, 17-25 Aralık süreci, gezi parkı olayları ve nihayetinde 15 Temmuz darbe girişimi gibi son derece ağır siyasi ve güvenlik krizleri yaşadı.

15 Temmuz gecesi TBMM’nin bombalanması, devlet kurumlarının hedef alınması ve demokratik düzeni ortadan kaldırmaya yönelik darbe girişimi, Türkiye’nin hafızasında silinmeyecek bir yara bıraktı.

Bugün yapılması gereken, bu süreçleri sloganlarla değil; belge, delil, hukuk ve devlet aklıyla yeniden değerlendirmektir.

Çünkü tehlike yalnızca geçmişte kalmış bir tarih başlığı değildir.

Devletin kurumlarına, siyasi yapılara veya toplumun farklı kesimlerine yönelik yeni bir örgütlenme iddiası varsa, bunun üzerine zaman kaybetmeden gidilmelidir.

SİYASET KURUMU KENDİNİ KORUMALIDIR!

Siyasi partiler kendi içlerinde şeffaf, denetlenebilir ve hesap verebilir mekanizmalar oluşturmak zorundadır.

Çünkü milletin oyuyla girilen siyasi makamlar, kişisel çıkarların veya kapalı örgütlenmelerin kullanım alanı değildir.

Milletin iradesi kimsenin özel mülkü değildir!

Hiç kimse geçmişindeki ilişkilerini gizleyerek yeni bir kimlikle toplumun karşısına çıkma hakkını kendiliğinden kazanamaz.

Ölçü nettir: Delil varsa hukuk konuşur. Delil yoksa iftira konuşur.

TEHLİKEYİ KÜÇÜMSEMEYİN!

Geçmişte yaşananlardan ders çıkarmayanlar, aynı tehlikelerin yeniden ortaya çıkmasına zemin hazırlar.

15 Temmuz gecesi 253 vatandaşımız hayatını kaybetti, binlerce vatandaşımız yaralandı. Bu gerçek, Türkiye’nin neden örgütlü yapılara karşı son derece dikkatli olması gerektiğini tek başına anlatmaktadır.

Bu nedenle siyasi partilerin ve devlet kurumlarının güvenliği meselesi hafife alınamaz.

Kime dokunursa dokunsun, hangi makamda bulunursa bulunsun, hangi siyasi kimliğin arkasına saklanırsa saklansın; somut bir örgütsel bağlantı veya suç delili varsa gereği yapılmalıdır.

Ne makam korunmalı…

Ne isim korunmalı…

Ne siyasi kimlik korunmalı…

Korunması gereken yalnızca devletin kendisi ve milletin iradesidir.

Ancak bunu yaparken hukuk devletinden de bir adım dahi ayrılınmamalıdır.

Çünkü terörle mücadele ederken hukuku kaybedersek, savunduğumuz devlet düzenini de zayıflatırız.

Su uyur; fakat devletin hafızası uyumamalıdır.

Arşivler açılmalıdır.

Belgeler incelenmelidir.

İddialar araştırılmalıdır.

Varsa bağlantılar ortaya çıkarılmalıdır.

Kim olursa olsun, hukuk önünde hesabını vermelidir.

15 Temmuz’u yalnızca anmak yetmez.

15 Temmuz’a götüren şartları anlamak, devletin içine ve siyasete yönelik olası sızma girişimlerine karşı uyanık olmak ve milli iradeyi korumak zorundayız.

Çünkü şunu asla unutmayalım: Bir darbe girişimi başarısız olmuş olabilir.
Fakat devlet aklı rehavete kapılırsa, benzer tehditlerin yeniden ortaya çıkma ihtimali hiçbir zaman tamamen göz ardı edilemez.

Bu nedenle mücadele kararlılıkla sürdürülmeli; fakat delil, hukuk ve adalet çizgisinden asla çıkılmamalıdır.

Kime dokunursa dokunsun.
Nerede ortaya çıkarsa çıksın.
Hangi makamın arkasına saklanırsa saklansın.

Milletin emaneti olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin güvenliği söz konusu olduğunda hiçbir siyasi hesap, hiçbir makam ve hiçbir kişisel çıkar milli iradenin üzerinde değildir.

Arşivler unutmaz.
Millet unutmaz.
Şehitler unutmaz.
Tarih hiç unutmaz.
Açık kaynaklarda bu videolar, fotoğraflar mevcut bakan görür. “Görmek ile bakma arasındaki fark önemlidir.”
Sayın Cumhurbaşkanımıza ve Devletimize açık çağrımdır “RENKLENDİRME”
Projesi iddiası umursanmayacak kadar basit bir konu değil bilakis BEKÂ meselesidir!
Allah’a ısmarladık.