Staj ve Çıraklık Mağdurları: Geciken Adaletin Sessiz Çığlığı
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Bugün bu köşede, belki de her gün yanınızdan geçen; fabrikalarda, atölyelerde, sanayi sitelerinde, ofislerde, otellerde birçok iş yerinde omuz omuza çalıştığınız ama seslerini bugüne kadar yeterince duyamadığınız yüz binlerce insanın ortak sızısını kaleme alıyorum.
Bugün, “Staj ve Çıraklık Sigortası Mağdurları” ile tanışma günümüz olsun.
Pek çoğumuzun “okul döneminde yapılan sıradan bir uygulama” olarak gördüğü staj ve çıraklık süreci, meğer yüz binlerce vatandaşımızın özlük haklarının önüne çekilmiş görünmez bir duvarmış.
Peki bu mağduriyet nedir?
Neden yıllardır büyüyerek devam ediyor?
Ve insanlar neden “adalet” talep ediyor?
Gelin, konuyu en yalın haliyle birlikte masaya yatıralım.
Sorunun Temeli: Aynı Kart, Farklı Hak
Bu mağduriyetin temelinde, 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu ve yıllardır çözülemeyen bir uygulama boşluğu bulunuyor.
Çocuk yaşta meslek öğrensin diye çıraklık okullarına, meslek liselerine gönderilerek staj yapan gençlere zamanında devlet tarafından SGK sicil numarası verildi. Ellerine resmi sigorta kartları teslim edildi, işe giriş bildirgesi düzenlendi.
Kartın üzerinde açıkça şu yazıyordu:
“Sigorta Başlangıç Tarihi”
O günün çocukları, bugünün yetişkinleri haklı olarak şunu düşündü:
“Artık sigortalıyım. Devlet güvencesi altındayım.”
Ancak yıllar sonra emeklilik zamanı geldiğinde acı gerçekle yüzleştiler.
Çünkü devlet, o dönem yatırılan sigorta primlerini iki ayrı kategoriye ayırmıştı:
• Kısa Vadeli Sigorta Kolları
(İş kazası, meslek hastalığı ve sağlık güvencesi)
• Uzun Vadeli Sigorta Kolları
(Malullük, yaşlılık ve emeklilik primi)
İşte mağduriyet tam burada başladı.
Stajyer ve çırakların kısa vadeli sigorta primleri yatırıldı; ancak emekliliğe esas olan uzun vadeli sigorta primleri yatırılmadı.
Yani devlet, çalışırken “sigortalısın” dedi; emeklilik zamanı geldiğinde ise “o sigorta başlangıcı geçerli değil” dedi.
En büyük çelişki de burada ortaya çıktı:
O gün verilen SGK sicil numarası bugün hâlâ geçerli.
Ama o numaranın altındaki başlangıç tarihi emeklilik hesabında yok sayılıyor.
Bu Sadece Prim Meselesi Değil
Konu yalnızca birkaç aylık eksik prim değildir.
Asıl sorun, insanların emeklilik yaşının doğrudan değişmesidir.
Türkiye’de emeklilik sistemi sigorta başlangıç tarihine göre şekilleniyor. Bir gün bile bazen yıllarca fark oluşturabiliyor.
Bugün staj veya çıraklık döneminde fiilen çalışan binlerce insan, o tarihler sigorta başlangıcı kabul edilmediği için akranlarından 10 ila 15 yıl daha geç emekli olmak zorunda kalıyor.
Daha da çarpıcı olan ise şu:
Aynı yaşta, aynı atölyede, aynı tezgahta çalışan iki gençten biri normal işçi statüsünde sigortalı sayılıyor ve emeklilik hakkı kazanıyor.
Diğeri ise “meslek öğrensin” diye çıraklık okulundan gönderildiği için yıllarca mağdur ediliyor.
Yani üretimin içinde olan çocuk ödüllendirilmiyor; tam tersine cezalandırılıyor.
Bu Bir Ayrıcalık Talebi Değil
Burada altını özellikle çizmek gerekir:
Staj ve çıraklık mağdurları devletten bir lütuf istemiyor.
Bir piyango ya da ayrıcalık talep etmiyor.
İstedikleri şey son derece açık ve nettir:
Çocuk yaşta yaptıkları fiili çalışmanın resmi olarak tanınması.
Sabahın karanlığında fabrikaya giden, ağır iş ortamlarında çalışan, üretime katkı sağlayan, alın teri döken insanların emeğinin “yok hükmünde” sayılmaması.
Talep edilen şey erken emeklilik değil; emeğin hukuken teslim edilmesidir.
Çözüm Neden Hayati?
Bugün Türkiye’de en çok konuşulan konulardan biri ara eleman sorunu.
Herkes meslek liselerinin öneminden, üretimin değerinden, sanayinin ihtiyaçlarından bahsediyor.
Fakat geçmişte üretim yükünü omuzlayan çocukların hakkı hâlâ teslim edilmiyor.
Bir yandan gençleri üretime teşvik edip diğer yandan geçmişte üretim yapan insanların emeğini yok sayarsanız, toplumsal adalet duygusu zedelenir.
Devletin en büyük gücü yalnızca ekonomisi değil, vatandaşında oluşturduğu adalet hissidir.
Ve unutulmamalıdır ki;
Adalet geciktiğinde yalnızca insanlar değil, toplumsal güven de yara alır.
Son Söz
Bu yazı, yıllardır sessiz kalan bir kitlenin sesiyle ilk kez tanışanlar için bir başlangıç olsun.
Meclis çatısı altında bu sorun çözülene, çocuk yaşta dökülen alın terinin hakkı teslim edilene kadar bu mesele konuşulmaya devam edecek.
Çünkü;
Emek, zaman aşımına uğrayamayacak kadar kutsaldır.