Kendimizi Unutuyoruz..
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Dünya hiç olmadığı kadar hızlı dönüyor. Sabah gözümüzü açar açmaz telefonumuza bakıyor, birkaç dakika içinde dünyanın dört bir yanından haberleri öğreniyoruz. İşe giderken podcast dinliyor, gün boyunca mesajlara ve e-postalara yetişmeye çalışıyor, akşam olduğunda ise yorgun zihnimizi kısa videolar arasında dinlendirmeye(!) çalışıyoruz.
Her şeyin hızlandığı bir çağda yaşıyoruz. Daha hızlı çalışmak, daha hızlı üretmek, daha hızlı cevap vermek ve her şeye aynı anda yetişmek zorundaymışız gibi hissediyoruz.
Peki, bütün bunlara yetişmeye çalışırken geride ne bırakıyoruz?
Kendimizi...
Modern hayat bize sürekli meşgul olmayı, üretmeyi ve zamanı en verimli şekilde kullanmayı öğretiyor. Boş kaldığımızda bile kendimizi suçlu hissediyoruz. Sanki hiçbir şey yapmadan geçirilen birkaç dakika bile büyük bir kayıpmış gibi düşünüyoruz.
Oysa insanın bazen hiçbir şey yapmaya da ihtiyacı vardır.
Sessizce oturmak, bir fincan çayın buharını seyretmek, pencereden dışarı bakmak, sevdiğimiz biriyle acele etmeden konuşmak veya güzel bir kitabın birkaç sayfasını sindire sindire okumak zaman kaybı değildir.
Tam tersine...
Bunlar hayatın kendisidir.
Son yıllarda dünyada yaygınlaşan "Yavaş Yaşam" anlayışının temelinde de aslında bu arayış var. İnsanlar artık her şeyin daha hızlı olmasını istemiyor. Çünkü hızın her zaman mutluluk getirmediğini, çoğu zaman insanı daha fazla yorduğunu ve zihnini sürekli bir telaş içinde bıraktığını görüyor.
Hayat sadece yetişilecek işler, cevaplanacak mesajlar ve tamamlanacak listelerden ibaret değil.
Bazen telefonu bir kenara bırakmak, bildirimleri kapatmak, gelen her mesaja hemen cevap vermemek ve kendimize biraz zaman ayırmak gerekir.
Çünkü hayatı sürekli acele ederek yaşarsak, günler geçer ama biz o günleri gerçekten yaşayıp yaşamadığımızı fark edemeyiz.
Bir düşünün...
Çocuklarımızın büyüdüğünü, sevdiklerimizin yaşlandığını, mevsimlerin değiştiğini çoğu zaman fark edemeden geçiyor hayat. Çünkü gözümüz sürekli bir sonraki işte, bir sonraki haberde, bir sonraki hedefte.
Oysa hayat, hep "sonra" diye ertelediğimiz o anın içinde yaşanıyor.
Biraz yavaşlamak dünyayı kaçırmak değildir.
Aksine, hayatın içindeki güzellikleri fark etmektir.
Çünkü dünya siz durduğunuzda da dönmeye devam edecek. İşler yine yapılacak, mesajlar yine gelecek, haberler yine akacak.
Ama siz kendinize ayırmadığınız zamanı geri getiremeyeceksiniz.
Bu yüzden bugün kendinize küçük bir iyilik yapın.
Bir süre telefonu bırakın. Bir kahveyi acele etmeden için. Sevdiğiniz biriyle gerçekten konuşun. Bir kitabın birkaç sayfasını okuyun. Gökyüzüne bakın.
Ve kendinize şu soruyu sorun:
"Ben gerçekten yaşamak için mi koşuyorum, yoksa sadece yetişmek için mi yaşıyorum?"
Unutmayalım; hayat bir yarış değildir.
Bazen durmak, geri kalmak değil; kendine yetişmektir.