ÜLKEM KENDİ YOLUNU ÇİZERKEN

ÜLKEM KENDİ YOLUNU ÇİZERKEN

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Eylül 24, 2026 - 23:06

Bazı ülkelerin haritası vardır.
Bazılarının ise istikameti.
Harita, nerede olduğunuzu gösterir. İstikamet ise nereye gittiğinizi…

Türkiye bugün tam da bu ikisinin arasındaki o zor yerde duruyor.

Etrafımızda savaşlar, enerji krizleri, ekonomik sarsıntılar, değişen ittifaklar, yeniden kurulan ticaret yolları ve yapay zekânın baştan aşağı değiştirdiği bir dünya var. Böyle bir çağda ülkeler ya başkalarının çizdiği güzergâhlara razı olur ya da kendi yolunu açmaya çalışır.

Türkiye ikinci yolu tercih ediyor.

Bunun adı, yalnızca dış politika değil.
Bunun adı stratejik özerklik arayışı.

New York'taki Birleşmiş Milletler kürsüsünden verilen mesajın özü de burada yatıyor: Dünya düzeninin birkaç ülkenin kararına sıkıştırılamayacağı, daha adil ve kapsayıcı bir uluslararası sistem gerektiği savunuluyor.

Bu söylemi beğenirsiniz, eleştirirsiniz, başka türlü yorumlarsınız.
Ama görmezden gelemezsiniz.

Çünkü Türkiye artık yalnızca güvenlik meseleleriyle konuşan bir ülke olmak istemiyor. Enerjiden savunma sanayiine, yüksek teknolojiden ticarete kadar farklı alanlarda aynı anda kapasite üretmeye çalışıyor.

Dün ABD ile ilişkilerde yalnızca siyasi başlıklar konuşuluyordu.
Bugün masada nükleer enerji var.
Yüksek teknoloji var.
Yapay zekâ var.
Veri merkezleri var.
Savunma sanayii var.
Ticaret var.

22 Eylül'de Türkiye ile ABD arasında nükleer enerji alanında yeni bir işbirliği anlaşması imzalanması, 23 Eylül'de ise kritik teknolojilerde Türkiye-ABD işbirliğinin geliştirilmesinin gündeme gelmesi, değişen ilişkinin ekonomik ve teknolojik boyutunu gösteriyor.

Fakat asıl mesele Washington değil.
Asıl mesele Ankara'nın Washington'da ne konuşabildiği.

Çünkü diplomaside masaya oturmak başka şeydir, masada söyleyecek sözünüzün olması başka.

Türkiye'nin son yıllardaki savunma sanayii hamlesi de bu açıdan yalnızca bir silahlanma hikâyesi olarak okunamaz. Üretim kabiliyeti, teknoloji, ihracat ve tedarik güvenliği başlıkları giderek dış politikanın bir parçasına dönüşüyor.

Ve bütün bunların yanında daha sessiz, fakat belki de daha büyük bir başlık duruyor:
Terörsüz Türkiye.

Çünkü bir ülkenin enerjisini sürekli güvenlik sorunlarına harcamasıyla; o enerjiyi üretime, yatırıma, eğitime, teknolojiye ve bölgesel ticarete aktarması arasında büyük bir fark vardır.

Terörsüz Türkiye tartışmasının ekonomik tarafı tam da burada başlıyor.

Huzur yalnızca bir güvenlik kavramı değildir.
Huzur, aynı zamanda yatırım demektir.
Yol demektir.
Fabrika demektir.
Turizm demektir.
Ticaret demektir.
Gelecek demektir.

Erdoğan'ın son açıklamalarında da “Terörsüz Türkiye” hedefi bölgesel potansiyelin harekete geçirilmesiyle birlikte ele alınıyor.

Şimdi dönüp dünyanın geri kalanına bakalım.

Türkiye'nin etrafında krizler büyürken Ankara, bir yandan ABD ile stratejik ilişkileri geliştirmeye, diğer yandan bölgesel normalleşme kanallarını açık tutmaya çalışıyor. Ermenistan'la ticaret ve ulaşım ilişkilerindeki normalleşme arayışı da bu çok yönlü diplomasinin örneklerinden biri.

İşte “kendi yolunu çizmek” biraz da budur.

Bir tarafa yaslanmadan herkesle konuşabilmek.
Kendi teknolojini üretmeye çalışırken küresel ortaklıklara kapıyı kapatmamak.
Kendi güvenliğini güçlendirirken diplomasiyi terk etmemek.

Ve belki en önemlisi:

Dünyanın yeniden kurulduğu bir dönemde Türkiye'nin yalnızca yeni dünyaya uyum sağlayan değil, o dünyanın kuruluşunda söz sahibi olmaya çalışan bir ülke olması.

Bunun kolay olduğunu kim söyledi?
Değil.
Ama tarih zaten kolay dönemlerde yazılmıyor.

Bugün Türkiye'nin önündeki asıl sınav, slogan üretmek değil; kapasite üretmek.
Söylemek değil, yapmak.

Ve belki yıllar sonra bugünün en önemli sorusu şu olacak:

Türkiye değişen dünyanın peşinden mi gitti, yoksa kendi yolunu mu çizdi?

Hace-i Raz rical henüz cevabını yazmadı.
Ama ya yarın yada yarından yakın...