VAHŞİ MADENCİLİK VE TOPRAĞIN ÇIĞLIĞI
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Türkiye'nin 5 resmî haber ajansından biri olan CUMHA Cumhur Haber Ajansı'nda yayımlanan ilk köşe yazımı kaleme almanın heyecanını yaşıyorum. Öncelikle tüm okuyucularımızın Kurban Bayramı'nı en içten dileklerimle kutluyor, sağlık, huzur ve bereket dolu günler diliyorum.
Bu ilk yazımda, yalnızca bir bölgenin değil, ülkemizin birçok noktasında tartışılan önemli bir konuya dikkat çekmek istiyorum: Vahşi madencilik ve bunun doğaya, köylüye ve geleceğimize etkileri.
Biz Giresunluyuz.
Hani şu tabelalarda adı çoğu zaman geri planda kalan, yıllardır yatırımlar konusunda hak ettiği ilgiyi göremeyen, ancak konu rant olduğunda bir anda herkesin hatırladığı Giresun'dan bahsediyorum.
Yıllardır çevre yolu bekleyen, trafik sorunlarıyla mücadele eden, üretim alanları daralan, sanayi yatırımlarından yeterince pay alamayan bir şehirden söz ediyorum. Bir zamanlar yüzlerce insanın ekmek kapısı olan SEKA Kağıt Fabrikası'nın kapatılmasının ardından yerine aynı ölçekte yeni üretim alanlarının oluşturulamadığı bir şehirden...
Bugün bölgede faaliyet gösteren maden şirketleri savunulurken çoğu zaman şu soru göz ardı ediliyor: İnsanlar neden bu işlere mecbur bırakıldı?
Karadeniz'in bu eşsiz coğrafyası bir sanayi bölgesi değil. Bölge insanının temel geçim kaynağı toprağıdır. Giresun'un hangi köyüne giderseniz gidin, yeşilin binbir tonuyla karşılaşırsınız. İnsanlar yıllardır lahanasını, mısırını, fasulyesini, bezelyesini, galdiriğini, mevsimlik meyvelerini üretir. Köy pazarlarına gidildiğinde her biri alın terinin ürünü olan onlarca doğal ürün görmek mümkündür.
Tereyağı, süt, yoğurt, peynir, çökelek... Bunların büyük bölümü kendi ahırındaki hayvanlardan elde edilir. Fındık ve çay ise bölgenin dünya çapında bilinen markalarıdır. İnsanlar bu ürünleri satarak evlerinin ihtiyaçlarını karşılar.
Peki siz bu insanların toprağını ellerinden alırsanız ne olacak?
Bir maden şirketinin elde edeceği kazanç ne kadar önemliyse, köylünün toprağından elde ettiği gelir de o kadar önemlidir. Çünkü köylü için toprak yalnızca mülk değil, yaşam kaynağıdır. Topraktan koparılan bir köylü aslında hayatından da koparılmış olur.
Sorulması gereken temel soru şudur:
Köylüye yeni bir ekmek kapısı mı açılıyor, yoksa mevcut ekmek kapısı mı elinden alınıyor?
Madencilik faaliyetlerinin ardından ortaya çıkan çevresel riskler de göz ardı edilemez. Toprağın, suyun ve havanın zarar görmesi yalnızca bugünü değil, gelecek nesilleri de etkiler. Yakın geçmişte yaşanan İliç faciası, bu konuda hafızalardaki yerini koruyor.
Kimi zaman birkaç kişiye istihdam sağlanması büyük bir kazanım gibi sunuluyor. Ancak aynı bölgede yaşayan yüzlerce insanın tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin zarar görmesi halinde ortaya çıkacak tablo da değerlendirilmelidir.
Madencilik faaliyetleri sona erdiğinde şirketler bölgeden ayrılabilir. Ancak geride kalan çevresel etkilerle yaşamaya devam edecek olan yine bölge halkıdır.
Bugün ayrıca önemli bir dönüşüm yaşanıyor. Büyükşehirlerde artan nüfus yoğunluğu, yükselen yaşam maliyetleri ve şehir hayatının zorlukları nedeniyle insanlar yeniden köylerine dönmeye başladı. Ancak yarının köyleri bugünden tahrip edilirse, insanlar dönecekleri yurtları nasıl bulacak?
Kalkınma elbette gereklidir. Yatırım elbette gereklidir. Ancak kalkınma ile doğa arasında bir tercih yapmak zorunda değiliz.
Eğer gerçekten köylüyü kalkındırmak istiyorsak, fındığı ve çayı işleyecek fabrikalar kurabiliriz. Tarımsal ürünleri katma değerli hale getirecek tesisler açabiliriz. Kooperatifleri güçlendirebilir, orman ürünleri sanayisini geliştirebilir, üreticiyi dış pazarlara ulaştırabiliriz.
Bu memleketin insanı yıllarca sırtında taş taşıyarak ev yaptı. Yolun olmadığı yerlere yol bekledi, suyun olmadığı yerlerde sabır gösterdi. Devletine küsmeden, toprağına sahip çıkarak yaşamaya devam etti.
Bugün de aynı insanlar doğdukları toprakların korunmasını istiyor.
Çünkü dağlar yalnızca taş yığınları değildir.
Dereler yalnızca akan su değildir.
Ormanlar yalnızca ağaç toplulukları değildir.
Bunların her biri bir yaşam biçiminin, bir kültürün ve bir geleceğin parçasıdır.
Biz bu toprakların sahibiyiz. Bu toprakları dedelerimiz ve ninelerimiz alın terleriyle yurt edindi. Bu nedenle doğamızı, suyumuzu, toprağımızı ve yaşam alanlarımızı koruma hakkımız da sorumluluğumuz da vardır.
Bu çağrıyı yalnızca Giresun için değil, Türkiye'nin dört bir yanındaki benzer mücadeleler için yapıyorum.
Doğaya sahip çıkmak geleceğe sahip çıkmaktır.
Toprağa sahip çıkmak vatana sahip çıkmaktır.
Kurban Bayramı'nın birlik, beraberlik ve dayanışma ruhunu yaşadığımız bu günlerde, yurdumuza, doğamıza ve ortak geleceğimize daha güçlü sarılmamız gerektiğine inanıyorum.
Hepinize sağlıklı, huzurlu ve mutlu bayramlar diliyorum.
Sevgi ve saygılarımla.