Al Gülüm - Öl Gülüm
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Hükümetin “Terörsüz Türkiye” adı altında Meclis’e sunduğu çerçeve yasa taslağı, ana hatlarıyla hazırlanmış, kamuoyuna ve hatta meclisin bir kısmına son anda duyurulmuş bir metin olarak karşımızda duruyor.
Haberlerde okuduklarımız doğruysa durum gerçekten bu şekilde ve çok vahim: “Teröre bulaşmamış terör üyeleri” diye bir kategori icat edilip, bu kişilerin affı ya da koşullu cezasızlığı yolu açılıyormuş.
Suya giren birinin ıslanmadan çıkma ihtimali neyse, “terör üyeliğinde teröre bulaşmamış” demek de, o' kadar saf bir yaklaşım. Terör örgütü, bir spor kulübü ya da hayır derneği değildir.
Üyelik, o yapının ideolojisini, silahını, hiyerarşisini, kanlı eylemlerini kabul etmek demektir. “Ben sadece dağda çay demledim, silah tutmadım” savunması, şehit edilen güvenlik güçlerinin, katledilen sivil insanların, yakılan köylerin, parçalanan ailelerin acısını hafifletmez.
Bu ayrım, hukuki incelik kisvesi altında vicdanı uyuşturmaya çalışmaktır.
Bugüne kadar hiçbir siyasi iktidarın aklına getirmediği ve/veya getirmeye cesaret edemediği bir “devlet aklı” ile karşı karşıyayız.
Şehit verilebilir; şehitlik yüce bir makamdır.
Asıl tehlikeli olan, şehit vermeye alıştırılmış ve Şehitlik makamı normalleştirilmiş bir toplum yapısıdır.
Şehit ve gazilerimiz bu vatan uğruna serden geçtiler.
Toprağa düşen her kan, bir vatan parçasının bedeliydi.
Şimdi birileri “siyaseten büyük bir hamle” diye sunarak, al gülüm-ver gülüm masasına oturuyor. Peki bu yasa çıktıktan sonra ne denilecek? Al gülüm - öl gülüm mü?
Millî şairimiz Mehmet Âkif Ersoy, İstiklal Marşı’nda ne diyordu:
“Kim bu vatanın uğruna olmaz ki feda
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan şühedâ
Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüdâ
Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ”
Bu topraklardan şühedâlar fışkırır da Yiğitler biter mi? Bitmez.
Teşbihde hata olmaz, bir toplum, kendi yiğitlerinin kanını ucuza pazarlamaya başlarsa, o topraklar bir gün kurur. “Sadece üye olanlar” diye başlayan her cümle, yarın “sadece propagandist olanlar”, “sadece lojistik destek verenler” diye uzar gider.
Sonunda, vatan için canını ortaya koyanların fedakârlığı, siyasi hesapların pazarlık kalemi haline gelir.
Bu düzenleme, resmi ağızlarla “genel af değil, koşullu erteleme” diye sunuluyor.
Terör Örgütünün silah bırakması ve feshi teyit edilince, belirli suçlarda soruşturma ve infazlar yıllarca erteleniyor; süre içinde yeni suç işlenmezse dosyalar düşüyor, cezalar infaz edilmiş sayılıyor.
Ağır cinayetler ve bazı müebbetler dışarıda tutuluyor, Öcalan kapsam dışı bırakılıyor. Hukuki olarak “af” denmemesi, toplumsal ve ahlaki sonuçları değiştirmiyor.
Terör üyeliğini “hafif suç” muamelesine tabi tutmak, o üyelik yüzünden toprağa düşen her şehidin hafızasına ve hatırasına ihanettir.
Devlet aklı, terörü bitirmek için gerektiğinde müzakere edebilir, silah bıraktırabilir. Ama bunu yaparken “teröre bulaşmamış terörist” gibi absürt kategoriler uydurarak, milletin adalet duygusu rencide edilmemelidir.
Adalet, sadece mahkeme kararlarında değil; toplumun ortak vicdanında yaşar.
O' vicdan, şehit annelerinin gözyaşında, gazilerin sakat bedenlerinde, çocuklarını kaybeden babaların yürek yarasında ve babalarını kaybeden yetimlerin sessizliğinde saklıdır.
Bu yasa, eğer çıktığı gibi uygulanırsa, “terörsüz Türkiye” iddiasını değil, “şehitlerimizin ve gazilerimizin unutulduğu Türkiye” riskini büyütür.
Siyaset, büyük hamleler peşinde koşabilir.
Vatan toprağı, siyasi manevralara değil; o toprak için canını verenlere borçludur.
Şühedâ fışkıracak bu topraklarda yiğitler bitmez. Bitmemeli ve buna meydan verilmemeli.
Çünkü; yiğitlik bitmeye başladığı gün, Milli duygular ve dolayısıyla vatan da bitmeye başlar.
Görüş Mesafesi'nden selamlarımla.