AŞK MI ÇAPKINLIK MI?
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Toplumun en büyük kavram karmaşalarından biri, aşk ile çapkınlığı aynı kefeye koymasıdır. Oysa aynı sonucu doğuran her davranışın aynı sebepten kaynaklandığını söylemek mümkün değildir. Bir insanın gerçekten âşık olması ile bir insanın yalnızca haz, ego tatmini, çıkar veya geçici heyecan peşinde koşması arasında derin bir fark vardır.
Bugün insanlar çoğu zaman aşkı değil, aşk adına yapılan yanlışları yargılamaktadır. Oysa aşk ile çapkınlık aynı şey değildir. Çapkınlık bir tercih olabilir; aşk ise çoğu zaman insanın başına gelen bir durumdur. Çapkınlıkta kişi çoğu zaman karşısındakini bir araç olarak görebilir. Aşkta ise insan karşısındakini bir amaç olarak görür. Çapkınlık tüketmeye yönelirken, aşk bağ kurmaya çalışır. Çapkınlık geçicidir; aşk ise kalıcılık arar.
Bu nedenle aşkı doğrudan ahlaksızlıkla, namussuzlukla, vicdansızlıkla veya kötülükle özdeşleştirmek ciddi bir mantık hatasıdır. Çünkü aşk, insanlık tarihi kadar eski bir duygudur. İnsanlar bazen yanlış zamanda, bazen imkânsız koşullarda, bazen de hiç beklemedikleri bir anda âşık olabilirler. Bir duygunun ortaya çıkması, o duygunun sahibini suçlu yapmaz. Hukuk düşünceyi değil, davranışı yargılar. İnsan kalbine gelen duygudan değil, yaptığı tercihlerden sorumludur.
Aşkın kendisi suç değildir. Aşkın kendisi zina değildir. Aşkın kendisi ahlaksızlık değildir. Aşkın kendisi kötülük değildir. Bir insanın gerçekten âşık olması, onun karakterine, namusuna veya ahlakına yönelik bir hüküm kurulmasını haklı kılmaz. Çünkü aşk, insanın iradesiyle sipariş ettiği bir duygu değildir.
Elbette aşk adına yapılan her davranış doğru kabul edilemez. Bir kişi aşkı bahane ederek başkasına zarar veriyorsa, tehdit ediyorsa, şiddet uyguluyorsa veya özgürlüğünü kısıtlıyorsa burada sorgulanması gereken aşk değil, o davranışlardır. Nasıl ki öfke suç işlemez, insan işlerse; aşk da suç işlemez, insan işler. Duygular sanık sandalyesine oturtulamaz.
Belki de hukuk gelecekte insan ilişkilerine daha incelikli bakmak zorunda kalacaktır. Çünkü aşkın varlığı ile çapkınlığın varlığı arasında yalnızca duygusal değil, hukuki ve toplumsal bir fark da bulunmaktadır. Çapkınlık çoğu zaman bilinçli bir tercih iken, aşk çoğu zaman planlanamayan, kontrol edilemeyen ve kişinin kendi iradesi dışında gelişebilen bir süreçtir. İnsan ilişki kurmaya karar verebilir ama âşık olmaya karar veremez.
Aşk, küçümsenmeyi değil saygıyı hak eden bir duygudur. Çünkü aşk sıradan bir duygu değildir. Bir istisnadır. İnsan hayatının en güçlü, en sarsıcı ve en dönüştürücü deneyimlerinden biridir. Hesapla başlamaz, planla doğmaz. Çoğu zaman elde değildir. Tam da bu nedenle yargılanmaktan önce anlaşılmayı hak eder.
İnsanlık tarihi boyunca sanatın, edebiyatın, müziğin ve hatta büyük toplumsal dönüşümlerin ilham kaynaklarından biri olan aşk, yok sayılması gereken değil, doğru anlaşılması gereken bir gerçektir. Çünkü bazı duygular bastırılarak değil, yaşanarak anlam kazanır. Aşk da onlardan biridir.
Belki de asıl sormamız gereken soru şudur:
Bir insan gerçekten âşık olduğu için mi yargılanmaktadır, yoksa toplum aşk ile çapkınlık arasındaki farkı hâlâ yeterince ayırt edemediği için mi?
Çünkü aşk ile çapkınlık arasındaki çizgi kaybolduğunda yalnızca duygular değil, adalet duygusu da zarar görmeye başlar. Ve adaletin görevi, birbirine benzeyen kavramları değil, birbirinden farklı gerçekleri ayırabilmektir.
Çapkınlık bir tercih olabilir; aşk ise çoğu zaman kaderin insan kalbine bıraktığı bir misafirdir.
Ve unutulmamalıdır ki;
Aşk yargılanacak bir kusur değil, anlaşılacak bir insanlık hâlidir.