Vekiller Bile Bana Hayran!

Vekiller Bile Bana Hayran!

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Temmuz 28, 2026 - 23:27

"Ben ünlüyüm… Herkes bana inanır. Herkes bana ilgi duyar. Benim sözlerime itibar ederler. Vekiller bile bana hayran... Açamayacağım kapı yok. Bir telefonum yeter. Benim adımın geçtiği yerde kurallar bile değişir..."

İşte güç zehirlenmesi tam da böyle başlar.

Bu düşüncelere kapılan insanların ortak bir yanılgısı vardır: Şöhreti, karakterin yerine koymak.

Oysa şöhret; insanı dokunulmaz yapmaz. Makamlar, protokol fotoğrafları, güçlü isimlerle verilen pozlar ya da kurulan yakın ilişkiler; hukukun, vicdanın ve ahlakın üzerinde değildir.

Güç zehirlenmesi yaşayan insanlar, zamanla kendilerini eleştirilemez sanmaya başlar. Yanlışlarını sorgulamak yerine oluşturdukları algının arkasına saklanırlar. Bir fotoğraf karesini referans, bir tanışıklığı dokunulmazlık, bir ismi ise kalkan olarak görürler. Oysa hiçbir fotoğraf gerçeği değiştirmez, hiçbir unvan yapılan yanlışı doğruya dönüştürmez.

Düdüğün sesi uzaktan hoş gelir. İnsanların gördüğü çoğu zaman vitrindir; perde arkasındaki gerçekler ise er ya da geç ortaya çıkar.

Spor dünyasında da, sanat camiasında da, iş hayatında da benzer örneklerle karşılaşmak mümkündür. Bazı kişiler, toplumun ünlülere duyduğu ilgiyi ve güveni kendi çıkarları için kullanmaya çalışır. Tanınırlığını; kuralların esnetilmesi, kapıların açılması ya da normal şartlarda mümkün olmayacak işlerin kolaylaştırılması için bir araç hâline getirir. Bu başarı değil, etik dışı bir nüfuz kullanımıdır.

Hak edilmeyen bir sigorta ödemesini almaya çalışmak, normal şartlarda verilmeyecek bir krediyi tanınırlığı sayesinde elde etmeye uğraşmak ya da alınamayacak bir işi yalnızca ismini kullanarak kazanmak; ne hukuken ne de vicdanen savunulabilir. Ününü ve insanların hayranlığını istismar etmek, güveni kötüye kullanmaktır.

En büyük yanılgı ise şudur: Gücü ödünç alanlar, o gücün sonsuza kadar kendilerine ait olduğunu sanırlar. Oysa ödünç alınan itibar, ilk fırtınada gerçek sahibine döner.

"Haksızlığı görüp de susan, dilsiz şeytandır." sözü bugün de anlamını koruyor. Menfaat uğruna sessiz kalanlar, zamanı geldiğinde sustukları her yanlışın vicdani yükünü taşımak zorunda kalırlar. Çünkü adalet yalnızca mahkeme salonlarında değil, toplumun vicdanında da tecelli eder.

Dün birilerinin gölgesinde güç arayanlar, o gölge çekildiğinde yönlerini kaybeder. Dün alkışladıklarına bugün sırt çevirenler, ilkelerle değil çıkarlarla hareket ettiklerini bizzat ortaya koyarlar. Çünkü omurgayı oluşturan şey güç değil, duruştur.

Toplumun da bu konuda önemli bir sorumluluğu vardır. Bir insanı yalnızca tanınmış olduğu için sorgulamamak, eleştirmemek ya da yaptığı her davranışı doğru kabul etmek; kişileri değil, yanlışları cesaretlendirir. Şöhret hayranlığı sağduyunun önüne geçtiğinde gerçekler görünmez hâle gelir.

Dün ağır sözlerle eleştirilen kişi ya da kurumlar, bugün menfaat söz konusu olduğunda yakınlık kurulacak adreslere dönüşüyorsa sorgulanması gereken şey, ilke yerine çıkara göre değişen tavırlardır.

Yemek yediği kaba tükürüp sonra aynı kaptan yeniden beslenmeye çalışmak ilkesizliktir. Dün eleştirdiği kapıları bugün menfaat için çalan, dün reddettiği insanlardan bugün çıkar bekleyen bir anlayış; omurgalı bir duruşun değil, ilkesizliğin ve fırsatçılığın göstergesidir. Başkalarına ahlak ve dürüstlük dersi verirken kendi davranışlarında bunun tam tersini sergileyenler ise en büyük çelişkiyi bizzat kendileri ortaya koyarlar.

Unutulmamalıdır ki tarih; kendisini güçlü sananları değil, güce rağmen doğruluktan vazgeçmeyenleri yazar. Makamlar değişir, şöhret söner, alkışlar diner. Geriye yalnızca insanın karakteri, ilkeleri ve ardında bıraktığı itibar kalır.

Çünkü gerçek güç; tanınmakta değil, doğru kalabilmektedir.