Aziz Türk Milleti’ne…
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Bir kanun kabul edildi.
Resmî adı “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”. Kamuoyundaki adı ise “çerçeve yasa”.
On iki maddelik bu metnin birinci satırında, açık ve net bir ifadeyle “örgütü kurma veya yönetme” fiili yer alıyor.
Bu cümle tesadüf değil; normatif bir tercihtir.
Hukuk tekniği bakımından “çerçeve” denilen bu düzenleme, ayrıntıları ikincil metinlere bırakan bir yapı kurarken, kapsama alanını bizzat kendisi çizmiştir.
Ve O' çizginin içine, terör örgütünün kuruluş ve yönetim eylemini bilinçli olarak koymuştur.
Sonra bazı ağızlardan “İmralı’da yatan caniye af yok” sözü dökülüyor.
Burada derin bir hukuki ve ahlaki paradoks beliriyor.
Milliyetçilik kisvesi altında aylardır “kurucu lider” diye anılan şahıs, “örgütü kurma ve yönetme” suçunun ontolojik öznesi iken, o suçun çıkarılacak olan kanunda açıkça sayılması karşısında millete “merak etmeyin, ona dokunulmayacak” demek…
Bu, ya hafızanın seçici körlüğüdür, ya da siyasi dilin vicdan üzerindeki manipülasyonudur.
Kanun metni, kasten öldürme ile 1 Haziran 2005 öncesi müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet cezalarını kapsam dışında tutarak belirli bir tarihsel eşiği korumuştur; fakat “kurma ve yönetme”yi dışarıda bırakmamıştır.
Bu tercih, basit bir teknik ayrıntı değil; kolektif hafızaya yönelik bir müdahaledir.
467 milletvekili el kaldırdı.
“Evet” dediler.
Bu “evet”, salt bir oylama sonucu değildir.
Siyasi mutabakatın, tarihsel travmanın ve milli vicdanın kesiştiği noktada verilen bir hükümdür.
Anadolu’nun yüreği yanmış anaları, babaları, yetim kalmış çocukları; kağnı tekerleklerinin bozkırda çıkardığı o boğuk, derin ses…
Bu sesler, Meclis’in duvarlarını mı aşamadı, yoksa milletvekillerinin vicdanını mı?
Soru budur.
Çünkü meclis, salt aritmetik çoğunluğun toplandığı yer değildir; Gazi meclis, milletin tarihsel sorumluluğunu taşıyan bir kurumdur.
O kurum, kolektif hafızayı yok sayarak “çerçeve” çizdiğinde, meşruiyetini de tartışmaya açmış olur.
Şimdi daha derin sorular soralım:
Ey ! "evet" diyenler...
Siz kimin milletvekilisiniz?
Hangi toplumsal sözleşmenin temsilcisisiniz?
Hangi milletin çocukları olarak, hangi tarihin yükünü omuzluyorsunuz?
Bulunduğunuz Meclis, salt bir yasama organı mıdır, yoksa bir milletin varoluşsal hafızasının da muhafızı mıdır?
Ben o' 467 ismi kendi adıma yok sayıyorum.
Benim için yok hükmündedirler.
Fakat bu satırları onlara seslenmek için yazmıyorum.
Türk milleti okusun, görsün, bilsin diye yazıyorum.
Çünkü demokrasinin en temel ahlakı, seçmenin yalnızca oy vermesi değil; verdiği oyu sürekli sorgulaması, yargılaması ve gerekirse hükmünü yenilemesidir.
Türk Milleti, vekillerini “temsilci” olarak değil, “emanetçi” olarak görmelidir.
Emanetin ihanete dönüştüğü yerde, milletin hükmü devreye girer.
"Evet" ciler, Aziz Türk Milleti nezdinde vicdanlara hapsedildiniz.
Ve milletin vicdanı, tarihsel bir uyanış anında,
ne “çerçeve” bırakır,
ne de o' çerçeveye sığınarak hafızayı törpüleyenleri.
Çünkü; bir milletin en kalıcı yasası, kanun metinlerinden önce kendi hafızasıdır.
Görüş mesafesindesiniz!
Olamaz Türk'e Baş, Türküm demeyen.