Çaresizliğin Cinnet Hali ve Bağımlı Ailelerinin Sessiz Çığlığı
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Geçtiğimiz günlerde Adana’da yaşanan o dehşet anlarının görüntülerini izledim. İzlerken sadece bir yaşamın son buluşuna değil, bir babanın ruhunun, bir ailenin geleceğinin ve nihayetinde insanlığımızın paramparça oluşuna tanıklık ettim.
52 yaşındaki emekli bir polis baba, uyuşturucu parası için kendisine bıçakla saldıran 23 yaşındaki öz evladını silahıyla vurarak öldürdü. İlk anda uyuşturucu krizindeki bir genci durdurmak, belki ayaklarından yaralayarak etkisiz hale getirmek meşru müdafaa sınırları içinde anlaşılabilir. Ancak evladı yerde çaresizce yatarken de şarjör boşalana kadar tetiğe basmaya devam etmek, kelimenin tam anlamıyla bir cinnet anıdır. Çünkü normal bir baba, normal bir ruh haliyle evladını bu şekilde kurşuna dizmez, dizemez.
Peki, bir babayı, bir anneyi bu noktaya getiren nedir?
İşte madalyonun arkasında, toplumun çoğunlukla gözünü kapattığı, kafasını çevirdiği kapkara bir gerçek var:
Bağımlı Ailelerinin Yaşadığı Büyük Dram
Bu aileler, çocuklarını o uyuşturucu illetinden kurtarmak için yıllarca çırpınıyor. Evdeki eşyalar satılıyor, borçlar gırtlağa dayanıyor, her gün hakaret, tehdit ve şiddetle yüzleşiliyor. Anneler, babalar her sabah “Bugün evladımın ölüm haberini alacak mıyım?” ya da “Bugün beni öldürecek mi?” korkusuyla uyanıyor.
Bir süre sonra öyle bir kırılma noktası geliyor ki, ailelerin çaresizliği korkunç bir teslimiyete dönüşüyor.
“Yeter ki hapse girsin”
Ailelerin büyük bir kısmı, “Dışarıda öleceğine ya da birine zarar vereceğine hapse girsin, orada temizlensin ama hiç değilse yaşasın” çaresizliğiyle hukukun kapısını aşındırıyor.
“Ölsün de kurtulalım”
Bir anne ya da babanın, “Hem kendine hem bize zarar vereceğine, ölsün daha iyi” noktasına gelmesi, bu cümleyi zihninden geçirmek zorunda kalması, insanlık adına yaşanabilecek en büyük trajedidir.
Bu cümle bir nefretin değil, tükenmişliğin feryadıdır.
Bugün uyuşturucu bağımlısı bireylerden ziyade, onların aileleri adeta pimi çekilmiş birer bomba gibi toplumun ortasında bırakılmıştır.
Aileleri yalnız bıraktığımız, “Bu onların ailevi sorunu” dediğimiz her gün, Adana’dakine benzer yeni bir cinnet senaryosuna davetiye çıkarıyoruz.
Komisyonlar Yetmiyor, Acil Müdahale Şart!
Gün geçmiyor ki bir bağımlı ailesinin feryadı basına yansımasın. Aileler derneklerin kapısını çalıyor, hastane koridorlarında sabahlıyor, çalmadık kapı bırakmıyor.
Evet, devletin kurumları kendi görev alanları dahilinde çalışıyor; komisyonlar kuruluyor, çalıştaylar yapılıyor, raporlar yazılıyor.
Ancak sahadaki yangın, teorik toplantılarla sönmüyor.
Bürokrasi dönerken, evlerde canlar gidiyor.
Tam da bu noktada sivil inisiyatiflerin çabası büyük bir önem taşıyor. Bugüne kadar Bağımlılıkla Mücadele Platformu kurucusu Ayhan Özkan’ın liderliğinde, bu alandaki sivil toplum örgütlerini, akademisyenleri ve her kesimden gönüllüyü bir araya getiren çalışmalar; düzenlenen çalıştaylar, paneller ve eğitimlerle toplumsal farkındalık oluşturmak için önemli katkılar sunuyor.
Ancak ne yazık ki sivil toplumun bu iyi niyetli çabaları tek başına yeterli olamıyor.
Bugün gelinen noktada uyuşturucu, sadece bir “asayiş” ya da “bireysel sağlık” sorunu olmaktan çıkmış; halk sağlığını ve halk güvenliğini doğrudan tehdit eden toplumsal bir beka sorunu haline gelmiştir.
Çözüm Ne? Sahadan Yükselen İki Somut Talep
Feryat eden anne ve babaların, sahada bağımlılıkla mücadele eden mağdurların gözyaşını dindirecek net ve radikal adımlara ihtiyaç var.
1. Tek Çatı Altında Bir “Bağımlılıkla Mücadele Bakanlığı”
Farklı bakanlıkların (İçişleri, Sağlık, Aile ve Sosyal Hizmetler) koordinasyon sağlamaya çalışması pratik hayatta zaman kaybına yol açıyor.
Aileler, sadece bu alana odaklanmış, bütçesi, personeli ve acil müdahale timleri olan tek bir Bakanlık çatısı istiyor.
2. Sağlık Bakanlığı’nda Genişletilmiş Acil Tedavi Alanları
Mevcut AMATEM ve ÇEMATEM’lerin yatak kapasiteleri, uyuşturucu krizine giren bir gence anında müdahale etmekte yetersiz kalıyor.
Ailelerin, uyuşturucu krizindeki çocuklarını güvenle teslim edebileceği, zorunlu ve uzun süreli rehabilitasyon imkânı sunan devasa sağlık kampüslerine ihtiyaç var.
Ez Cümle;
Adana’da yere yığılan sadece 23 yaşında bir genç değildi;
Dağılan bir yuva, yıkılan hayaller ve darmadağın olan bir toplumsal dokuydu.
Eğer bugün bağımlı ailelerine yönelik psikolojik, sosyal ve tıbbi destekleyici çalışmaları acilen başlatmazsak, yarın çok daha büyük çığlıklarla uyanacağız.
Unutmayalım; uyuşturucu sadece kullananı değil, ona dokunan herkesi ve nihayetinde tüm toplumu hayattan koparır.
Ailelerin sessiz çığlığını duymak, devletin ve hepimizin insanlık borcudur.