Sessiz Kalamazdım…

Sessiz Kalamazdım…

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Temmuz 20, 2026 - 01:28

Geçtiğimiz günlerde çocukluğumu, Kayı Köyü'nü, yaylalarımızı, çeşme başlarını ve çocukluk arkadaşlarımı anlattığım "Köyümüzden…" başlıklı yazımı, yılların eskitemediği dostum Rıza Elma'ya gönderdim.

Yazıyı okuduktan sonra bana öyle bir mesaj yazdı ki...

Her satırında çocukluğumuz vardı.

Her cümlesinde yokluk vardı.

Her kelimesinde emek, alın teri ve dostluk vardı.

Satırları okurken bir kez daha anladım ki; bazı insanlar aynı çocukluğu yaşamaz, aynı ömrü yaşar.

O satırlara sessiz kalamazdım...

Çünkü anlattığı yalnız bizim hikâyemiz değildi.

Bizim kuşağımızın hikâyesiydi.

Biz, yokluğu görmüş son nesillerden biriyiz.

Bizden sonra gelenler televizyonu hazır buldu...

Uçağı hazır buldu...

Otomobili, telefonu, bilgisayarı, interneti hazır buldu.

Biz ise arabayı şeker pancarından yaptığımız tekerleklerle öğrendik.

Uçağı kâğıttan yaptığımız tayyarelerle tanıdık.

Televizyonu ise Avrupa'dan izne gelen gurbetçilerin, otomobillerinin aküsüne bağlayarak çalıştırdığı küçücük ekranlardan seyrettik.

Biz yokluğu yaşadık.

Yoksulluğu yaşadık.

Yalnızlığı yaşadık.

Kimsesiz kalmayı da öğrendik.

Ama hiçbir zaman umutsuzluğu öğrenmedik.

Çünkü bizi büyüten şey bolluk değil; mücadeleydi.

Her zaman önümüzde bir engel olabileceğini düşünerek büyüdük.

Tedbirli olmayı öğrendik.

Sabretmeyi öğrendik.

Ayağa kalkmayı öğrendik.

Ve en önemlisi...

Kimseye muhtaç olmadan ayakta durmayı öğrendik.

Bugün geriye dönüp baktığımda görüyorum ki bizi güçlü yapan ne paramızmış ne de imkânlarımız...

Bizi güçlü yapan çocukluğumuzmuş.

Yaylalarımızmış...

Meralarımızmış...

Çeşme başlarında paylaştığımız ekmekmiş.

Madımak toplamaktı...

Mantar aramaktı...

Hayvanların peşinde koşmaktı.

Biz tabiatın içinde büyüdük.

Toprağı tanıdık.

Hayvanı tanıdık.

İnsanı tanıdık.

Belki de bu yüzden karakterimiz sağlam oldu.

Çünkü karakter, rahatlıkta değil; zorlukta yoğrulur.

Rıza'nın yazdığı mesajda Abbas Turan'dan da söz ediyordu.

Çocukken her fırsatta;

"Ben Amerika'ya gideceğim." derdi.

Biz gülerdik.

O ise hayalinden hiç vazgeçmedi.

İstanbul'da düğün salonlarında garsonluk yaptı.

Temizlik yaptı.

Alın teri döktü.

Çalıştığı yerlerde nice sanatçılarla tanıştı.

Belkız Akkale'nin ona verdiği desteği heyecanla anlatırdı.

Sonra...

Çocukluk hayalini gerçekleştirdi.

Amerika'ya gitti.

Demek ki bazen bir çocuğun kurduğu masum bir cümle, yıllar sonra kader olurmuş.

Bizim hayvanlarımız bile bizi tanırdı.

Sesimizi duyar, ismimizi bilirlerdi.

Mandama "Kara Kız!" diye seslendiğimde, sürünün içinden çıkar gelir, diğerleri de peşine takılırdı.

Bugün düşünüyorum da...

Biz sadece hayvan gütmüyormuşuz.

Sorumluluk güdüyormuşuz.

Biz işi yarım bırakmayı öğrenmedik.

Gök gürlerdi...

Şimşek çakardı...

Korkardık.

Ama hayvanı bırakıp eve dönmeyi aklımızdan bile geçirmezdik.

Çünkü bize emanet edilen her şeyin hesabını vereceğimizi öğrenerek büyüdük.

Hayat bizi erken büyüttü.

Pazarcılık yaptık.

Garsonluk yaptık.

Maçlarda simit sattık.

Bayramlarda balon sattık.

Kamyon kasalarında çay sattık.

Ankara'dan, Adana'dan kavun karpuz taşıdık.

Samsun Çarşamba'dan sebze getirdik.

Amasya'dan kiraz alıp Çorum'a sattık.

Soğuğun insanın iliklerine işlediği pazarlarda ekmeğimizi alın terimizle kazandık.

Ama hiçbir zaman kimsenin hakkına göz dikmedik.

Hiçbir zaman annemizin, babamızın başını öne eğdirecek bir iş yapmadık.

Bugün sahip olduğumuz ne varsa...

Temeli o çocuklukta atıldı.

İnsan bazen düşünüyor...

İyi ki o yokluğu yaşamışız.

İyi ki o köyde doğmuşuz.

İyi ki o meralarda büyümüşüz.

İyi ki aynı ekmeği bölüştüğümüz dostlarımız olmuş.

Çünkü bugün bizi biz yapan ne diplomalarımızdır...

Ne makamlarımız...

Ne de kazandığımız paralar...

Bizi biz yapan; Kayı Köyü'nün dağlarında başlayan çocukluğumuzdur.

Ve ben, Rıza'nın satırlarını okuduktan sonra bir kez daha şunu anladım:

İnsan büyür... Ama karakterini çocukluğu büyütür.

Kalem; vicdandan uzaklaşınca kelimeler çoğalır, hakikat azalır. Biz kalemimizi; vatanın, vicdanın ve vefanın yanında tutmaya devam edeceğiz.