Siyasi Çürüme ve Yozlaşmanın Toplum Üzerindeki Olumsuz Etkileri

Siyasi Çürüme ve Yozlaşmanın Toplum Üzerindeki Olumsuz Etkileri

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Temmuz 20, 2026 - 01:31

Türkiye’nin 100 yıllık tarihi süreç içinde (1923-2026) siyasi atmosferi üç dönem üzerinden değerlendirebiliriz. Tek partili dönem (despotizm), çok partili dönem (demokrasi) ve kutuplaşma/ayrışma (ideolojik) dönem olarak üç ayrı atmosfer içinde analiz edebiliriz. Türkiye, bu her üç dönemde de siyasi çürüme ve yozlaşmaya şahitlik etmiştir!

Cumhuriyetin ilk döneminde (tek partili dönem) demokrasinin oturması ve yerleşmesi uğruna (geçmişi/tarihi) yok sayan ilkesel hatalar yapılmıştır. Millet/toplum, yönetim tarafından çok ağır baskılara maruz kalmıştır. Dil, inanç, etnik kimlik üzerinde akla-hayale gelmedik entrikalara başvurulmuştur. Faturasını da yine bu millet/toplum ödemiştir.

Çok partili döneme geçişte ise Türkiye iki farklı siyasi kutuplaşmaya maruz kalmıştır. Tam da demokrasinin meyve vermeye başladığı bir atmosferde devletin en üst düzeyindeki yöneticilerini sudan bahanelerle idam sehpasına götürmüştür. Bu durum ülkemizin sicilinde yıllarca ‘kara bir leke’ olarak kalmıştır!

Çok partili atmosferin yaratmış olduğu kutuplaşma/ayrışma döneminde dini, etnik ve ideolojik kamplaşmalar bu milletin evlatlarını birbirlerine düşman halene getirmiştir. Bu milletin evlatları Sağ (Milliyetçi), Sol (Komünist) ve İslam (Şeriatçı) ideolojik bir ayrım içine girerek birbirlerine kurşun sıkar haline gelmiştir. Ve faturası 12 Eylül ile ödenmiştir!..

Ve Türkiye’nin dördüncü dönemi olarak kabul edeceğimiz 12 Eylül sonrasından günümüze kadar geçen yıllar içinde farklı düşünceler ve farklı anlayışlar sonucunda bambaşka bir millet/toplum olup çıktık! Tabi ki bunda teknolojinin gelişmesi, özgürlüklerin sınır tanımaması ve toplumsal ahlaki değişim ve dönüşümlerin büyük etkisi olmuştur.

Ve nihayetinde Türkiye, siyaseti bütün bu değişim ve dönüşümlerinden etkilenerek büyük bir çürüme ve yozlaşma yaşamıştır. Bu da toplumda güven kaybına, ilkesizliğe, yalnızlaşmaya yol açmış ve çözümsüzlük sürecin içine sürüklemiştir. Demek istiyoruz ki geçmişin izlerini üzerinden atamayan ve kendisini yenilemeyen Türk siyaseti, büyük bir çıkmazın/labirentin içinde bocalamaktadır.

Türk siyasetindeki bu çürüme ve yozlaşma çıkar ilişkilerine öncelik verdirmiş, hak, hukuk ve adalet anlayışını yıpratmış, toplumda güvensizliği artırmış, gelenek, töre ve ahlak anlayışını bozmuş, kültürel görgüsüzlük, şuur/bilinç kaybı yaşamış bir toplumdan ne beklenebilir?! Böylesi bir siyasi atmosferde yetişmiş bir nesilden geleceğe yönelik siyasi umutlarımız olabilir mi?!

Bütün bu değişim, dönüşüm ve gelişme ortamında yetişmiş siyasilerimizden içler acısı hali! Çıkar odaklı politikalar, egoist/bencil içgüdülerden kaynaklanan sert söylemler, liyakat kurallarına aykırı eleştiriler, liderine ve partisine yaranmak için yapılan dalkavukça davranışlar, sırf seçilmek için vatandaşa söylenen akla-hayale gelmedik vaatler maalesef siyasi ahlakı tarumar etmiştir.

Şimdi günümüz siyasilerinin ruh yapısını, kişilik/karakterini ve davranışlarını bütün bu eleştirel atmosfer içinde mercek altına alıp irdeleyin ve analiz edin; daha neler göreceksiniz neler…

Yine de siyasi partilerimiz içindeki sağduyulu, ilkeli, dürüst, kişilikli, ahlaklı, bilinçli/şuurlu siyasilerimize olan güvenimiz sayesinde hâlâ geleceğe yönelik umutlarımız devam ediyor.