MEMUR SAYISI ARTTI, PERFORMANS YÖNETİM SİSTEMİ HAYAL OLDU, BÜROKRATİK OLİGARŞİ BÜYÜDÜ
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Ak Parti hükümet olduğu ilk yıllarda, ortaya koyduğu temel vizyon içerisinde en sevdiğim üç ilke vardı.
Birincisi ve en önemlisi; “Bürokratik Oligarşiyi Bitirmek” ki bugün bitmediği gibi bana göre artmıştır. Askeri vesayet dönemi bitmiş diyebiliriz belki ama bürokratik oligarşi halen hükümete zaman zaman hamle yapmaya devam etmektedir. Yerli yersiz zamlar, aşılamayan bürokrasi engelleri ve kırtasiye yükleri, bayram değil seyran değil sıkı vergi denetimleri, ağır suçlu-masum olabilir ayrımı yapmadan yapılan gözaltılar, vatandaşın beklentisinden çok uzak olan, tepki alınca geri çekilen yasa teklifleri vb. eylemler bu durumun apaçık tezahürleridir.
İkincisi; ciddi ve etkin özelleştirmelerle bürokrasi ve memur sayısı azaltılacak, hizmet kalitesi rekabet yoluyla yükseltilecek ve devlet asli görevleri olan adalet, güvenlik ve eğitime daha çok odaklanarak hantal devlet yapısı küçültülecekti. Bu yolla hükümet, devlet memuru sayısını bırakın arttırmayı ciddi oranda azaltacaktı.
Şimdi şöyle genel tabloya baktığımızda, üç milyonun altında olan memur sayımız yaklaşık iki katına çıkarak altı milyona doğru yükselmektedir. Hal böyle olunca da, memlekette sürekli memur alımı beklentisi var, sürekli bir memur alınsın diye bakanlıklara baskı var ve de sürekli memur olmak için kapı kapı torpil gezen insanımız var.
Ama üzülerek görüyoruz ki diğer tarafta, tüm illere yetecek kadar kızak MERKEZ VALİMİZ, her ilde yeni bir BELEDİYE teşkilatı kuracak kadar kızak UZMAN personelimiz, yeni bir BAKANLIK teşkilatı kuracak kadar kızak UZMAN, ARAŞTIRMACI ve MÜŞAVİR personelimiz var. İşin daha da acı olanı, bu personeller büyük çoğunluğu istisna ufak tefek görev almalar dışında işe bile gitmiyor, sadece maaş alıyorlar. Genel müdür, bakan yardımcısı gibi üst düzey bürokratlar da görevden alındıktan sonra iki yıl tüm haklarını koruyarak, ya hiç çalışmıyorlar, ya da müşavir olarak merkezde duruyorlar. Zaten emekli niye olsunlar; “Ekmek elden, su gölden, ömür Tanrı’dan” geçinip gidiyorlar.
Böyle bir tabloda “Liyakat” ve “Verimlilik”ten zaten bahsedilemez elbet.
Her yıl yayınlanan “Kamuda tasarruf tedbirleri” diye türkü tadında genelgeler vardır, kulağa da hoş gelir ama nerdeyse hiçbir kamu kurumu uymaz bu genelgeye…
Üçüncüsü; kamu personeli için uygulanacak “Performans Yönetim Sistemi” idi ki benim çok umutla baktığım bir ilke idi. Bu da maalesef ölü doğdu. Performans yönetim sistemi ile 657 diye bilinen, çalışanla yan gelip yatanı eşit tutan garip yasa güncellenecek, hiç bir iş yapmayan, beceriksiz memur, ömür boyu devletin sırtına yük olmayacak, işine son verilecek ve yerine performansa dayalı yeni personel alınacaktı. Bu da güzel bir türkü olarak söylendi ve kulaklarda hoş bir sada olarak kaldı.
İnsan düşünmeden edemiyor, “Mîri Malı” ve “Mîri Parası” harcanırken bu denli yapılan insan kaynağı israfı bir vebal değil midir? Tıpkı adalet ve yargı karşısında, kimsenin makamı, mevkisi, soyu, dini, dili vb. özelliğine bakılmaması gibi; devlet personel rejiminde de, kimin yeğeni, kimin oğlu, kimin yakını olduğuna bakmadan sadece liyakati esas almak gerekmez mi? Az söylene çok anlaşıla vesselam…
Biraz latife, biraz iğne ile “Sözümüz meclisten içeri” diyebiliriz ki; bu personel israfını önleyebilsek; gecesini gündüzüne katarak çalışan ve kıt kanaat geçinen çok sayın MİLLETVEKİLLERİMİZ için ek kaynak oluşturabilir, arabalarını yenileyebilir, yemek kartlarına ve otobüs kartlarına (Akbillerine) para yükleyebilirsek fena mı olur? ?
Kalın sağlıcakla…